Dünkü yağmur su biriktirmiş. Üzerinden atladım. Cam kenarında oturuyor Aysel. Rastlaştık. O da beni gördü. Gülümsedi. Eliyle içeri davet etti. Aysel, "Paçaların ıslanmadan nasıl becerdin öyle atlamayı," dedi. Ellerim cebimde, yalpalayarak yürürken beni görmüş demek. "Merhaba," dedim. Sarıldık. Yanağı tarçın kokuyor. Karşısına oturdum. Cam kenarına yerleşmiş etrafa bakınıyor. Başıyla yolun çaprazındaki bankta oturmuş iki yaşlı insanı gösterdi. Ellerinde mendil, dosdoğru karşıya parka bakıyorlar. “Saatlerdir oradalar, ne bekliyor olabilirler bu soğukta,” dedi. “Hiçbir şey beklemiyor gibiler Aysel.” Her zamanki gülümsemesiyle, “İçer misin, bol tarçınlı,” diye sordu. “Olur,” dedim. Gülümsedim. İkna oldu. Uzun parmaklı elleri sipariş vermek için yeterli. Nasıl yapıyor o hareketi? Garson anlayıp aynısından getiriyor. Bol tarçınlı. Nasıl? İki kolunu da masada birleştirip ağırlığını verdi. Masanın benim olan tarafı yukarı kalktı. Bir yudum aldım. Dökülmeden. Şimdi yüzü bana daha yakın. Gözlerimin içine baktı. Nereden geldiğimi sordu. Tek başıma yürüyüşe çıktığımı söyleyince, üzüldü. Hissettim. O, çocukluk arkadaşlarıyla buluşmuş. Arada buluşurlar biliyorum. “İyice güldünüz mü bari,” diye sordum. Kafasını iki yana salladı, gülümsedi, “Eh,” dedi ama bana. Sana kahkahalarımdan bahsedecek değilim, demiş gibi geldi. Kahkaha atıyorum. Dudak kenarı düştü. Camdan izlemeye devam etti. İki yaşlıdan biri, elindeki mendille sürekli burnunu siliyor. Ben de ara ara Aysel’e bakıyorum. Son damlayı yudumladım. “Kalkalım mı?” “Olur,” dedi Aysel. “Yürüyelim,” dedim. “Bizim üçüncü kattaki Cemil abi,” dedi, “geçen gün, yürürsen geçer belki, dediğinden beri yürüyorum. Seversin onu dinlemeyi, en üst katta oturmasam üşenmem, senle gelirdim dedi. Giriş katında oturduğum için şanslı mı hissetmeliyim.” İçimden söyleniyorum. Bankın önünden geçiyoruz. Aysel, iki çift yaşlı gözün içine girdi. Baktı. Ne anlıyor insanları böylesine süzmekten. Ondan mı en üst katta yaşıyor. Havanın soğuğu gözlerimi suladı. Aysel pişman sanki yürüdüğüne. Neyse ki mahallenin başındayız şimdi. İki yanda ipe dizili apartmanlar. Uzaklarda gökyüzü, açık mavi rengiyle tuzlu su kokusunu burnuma getirdi. Güneş iyice batıyor. Ufalmış. Aysel, “Yalnız kalmıyorsun değil mi? Yani arkadaşlarınla falan görüşüyor musun,” diye sorduğu anda ayakkabısının topuğu taşlı yolda araya girdi. Kolundan tuttum. Düşmedi. Kolumu sıvazladı. Ama sorusu cevapsız kaldı. Bayır aşağı yol bitti. Şimdi düzlükteyiz. Burnum deniz kokusunu daha çok almaya başladı. Birkaç adım sonra bayırı çıkmaya başlayacağız. Aysel koluma girdi. Dizlerimiz zor kalkıyor. Güç nefes alıyoruz. Terledim. Kalbim yoruldu. Geldik. Durduk. Derin bir nefes verdik. Bu engebeli yol bize zamanın saydamlığını hatırlatıyor. Ne kadar daha yaşayabilecek olduğumuzu. Bakışıyoruz, farkındayız. “Cemil Abi’ye selam vereceğim. Gelecek misin?” Canım istemedi. “Yorgunum,” dedim. Sırtımı üç kere okşadı, sarılıp ayrıldık. O tırabzana tutunup ağır ağır merdivenleri çıkıyor. Bense giriş kattaki evime giriyorum. Salonda duramadım. Yine başa sardım. Odaya geçiyorum. Bu sefer kapımı kapadım. Odada güneşin son ışığı var. Yetiyor. Ayaklarım şişmiş. İki adım daha atmaya mecalim yok. Yatağın kıyısına oturdum. Uzun bir aradan sonra kendimle bakıştım. Bu ayna hep burada mıydı? Yılan gibi yukarıdan aşağı üzeri hep bez izi. Yüzümü ayrıştırıyor o iz. Bölüyor. Bir kısmı sağ tarafta. Yüzümün öbür parçasına bakacakken görüyorum. Annemin paltosu. Kapı arkasında asılı kalmış. Aynada yüzümün düştüğü yere yansıyor. Palto dümdüz. Jilet gibi. Ölümün, kapı arkasında asılı kalmış paltodaki duruşu bile ciddi. Oysa o giyse şimdi bu paltoyu, neşeli asılmış kıvrak bir palto olurdu. Yüzüm yanıyor, değişiyor. Gözlerim çocukluğuma döndü daha çekik, ellerim önde birleşti içi terli, mahcup, ruhum tıfıl, saçım gür. Gözümden fışkıran öfke şimdiki yaşımda, aynada gördüğüm on beş. Kalkıp gideyim diyorum Cemil Abi’ye. Çocuk halimle. Belki Aysel’de hâlâ oradadır. Ayaklarım ağrıyor. Vazgeçip, üşendim. Annemin evde tek kalan eşyasıyla bakışmaya karar verdim. Büktüm boynumu ölümün ciddiyetini izliyorum. Şimdi Aysel’i daha iyi anlıyorum.






