Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

22 Temmuz 2022

Kitap

Misk-i Amber

Orhan Aksoy

Paylaş

0

0


Şiir! Belki yaşanmış şeyleri, belki de yaşanamamış özlemleri dile getiren; fikir ve duyguların harmanlanarak, nefsi natık olan insanın, iç melodisinin müzeyyen ve muazzez bir izharıdır. Belki de sinede tutuşmuş bir nefesin haykırışlarıdır…

"Çok yorma özlemlerini

Zencefil kokulu çayların içildiği damları da unutma’’

 

‘’Ben ki meşrebini unutmuş bir taşım

Kalbim antik bir caddenin salıdır’’

 

‘’Kin değil sır acıdır

Acıya yaslanarak yaşarım’’

 

‘’Öyle sulardan bahset ki tek bir dağ ona kıyı olmasın’’

 

Bizi biz yapan sevinçlerimiz mi, acılarımız mıdır; varsa bunu bir bilen, söylesin, şiir niye yazılır?

Şiirinden mısralar işaretledim; seni anlamak için. Ama şairin derdi değilse anlaşılmak, ben ne yapabilirim. Bildiğim ve bilmediğim diyarlarda dolaştırıyorsan beni; tanıdık masallar diyarında yabancı biriysem eğer; bildiğimiz kahramanların sende farklıysa hayatı, anlamı; ben ne anlarım şimdi; denizden, gökyüzünden.

Aynı caddelerde gezdik, dolaştık. Gök aynı, mehtap aynı iken; toprak damların, taş damların üzerinde ışıldayan yıldızlar aynı iken; kadim ve cedit insanın içine baktığımız, gözlerimiz aynı iken. Nasıl olur da, bir mısra seni benden alır; Kaf Dağı’nın ardına atar! Hangi anlam, seni senden bile alıp götürür; karanlık mahzenlere seni hapseden neydi?

Sonsuz uçurumlara tutunurken kırılan kabuğun, ismin; seni sen yapan her şey; sen, bir şey değil iken! Bir çınar ise insanlık; sen ondan düşmüş bir yaprak ve sonsuz menziller boyu uçarken sen; ruhunun gölgesinin nerede kaldığını, bize de söylesen. Biz de bilsek; acıya yaslanarak yaşamanın sırrını!

‘’Sorsan hakikati arıyordum

Oysa hangi suya eğilsem kurumuş göl

Hangi rüzgâra varsam ateşten bir ivmeydim

Elimde yaralarım parşömen ve çöl

Her ilhamın terk ettiği köksüz bir imandım’’

Gerçek mi, hakikat mi aramamız gereken? Beraber gözlemleyip yazdık, düşünenlerin tarihini. Sonsuz değilse gerçek; hakikat, var olur mu ki! Hep kazananların adıyla yazılmışsa tarih, bizim gibi kaybedenler, neyi niçin yazsın ki! İman ve inançla yazalım, derim, ama terk ettiyse bizi ilham, bundan öte kuru iman. Riyakâr bir hayatın, bir günlük eğlencesi; tarihe düşülmüş yalandan bir not; savaşın ve savaş meydanının hakkını yemişiz, evet, bu gerçek kadar muğlâk; hakikat ise rüyadır artık.

Büyüdükçe anlam bulur anlamsız şeyler. Acılar, kabuk bağlar; bıçaksız da kanar bu kabuklar, sen de bilirsin. Sen de bilirsin, aşktan önce vardı kahrolasıca şehvet! Barıştan önce savaş, suçsuz cezaları da bilirsin, cezasız suçları da. Sen, ikisini de okumuşsun; yeniyi ve kadimi. Sen, legal yapmışsın kazılarını, bense kaçak, bir defineci gibi. Ama aynı anlamı arayarak yaptık kazıları, sen de bilirsin. Ben, Göbekli tepeden aşırırken hazineleri; senin de hatıralarını gördüm, arta kalan üç beş parçanın içinde. Ben şimdi, mey içerim, tarihi eser değerinde; sen ise yâd edip sarhoş olursun, tarihi!

Evet, kavga Kabil kadar eski. Birbirimizi anlamadığımız hakikat. Kutuplu bir evrende olağan bir hadise değil mi ki, kavga?   Zıtlıklar var diye hayatta, aynılar barışık olacak değil ya! ‘’Bütün hileleriyle kir pas içinde sır sandıkları.’’ ki, insan denen sandık kadar kabre konmaya layık yoktur ya! Kokmasın diye! Çürüyüp giderken her şey, gıda olurmuş toprağa; insan da çürüsün bırak, insan dediğin madeni değildir ya! Çürüyüp gidecek elbet, kavgası kendiyle olsa bile; kimseler öldürmese bile, ölecek insan; hakikat bu değil mi ya!

Dünya karardıkça karardı, geceler gibi. Viran oldu Kisra’nın, Hürmüz’ün bahçeleri. Gusaya döndü İrem Bağları, baykuşlara yurt olmuş Firavun sarayları. Testiler yapıldı toprağa dönüşmüş insan etiyle; dünya dediğin nedir, bilen arif mi? insan olmaya çalışanların, insan kalamadığı bu diyarda, yine de yaşamak peygamberler gibi; insan kalmak için neler vermedik, neler verilmez ki?

Bizden daha çok sevmedi menfaat perestler ülkeleri, dilleri, dinleri… Biz sevdik, onlar sahipler idi. Sevgimizi sevmediler dünya sahipleri.  Bizi yok etmek için suçladılar sevgimizi. Biz her şeyi sevdik; dilleri, ülkeleri, dinleri… Sahipler korktu sevgimizden, çünkü dünyaları sevgi yüzünden yıkılacaktı, belki, öyle, sanki! Yok ettiler sevgiyi, sevgisiz dünya için. Sevmekten kim korkmaz ki!

Yalan olsa da dünya; yine de ümitvarız. Biz bir olursak, ne destanlar yazarız. Sonra ölürüz, bizden sonra; aynı düzen yine, yeniden kurulur… Yine de ümitvarız. Hem neden yalan olsun dünya! Herkes yalancı da olsa; gök gerçek, güneş gerçek; ağaçlar, dağlar gerçek; yuvada kuşlar gerçek; yağmurlar, sular gerçek. Yalan söylese de insan, bunlar gerçek değil mi? Dünya yalan diye, uydurmuşsak bir yalan! Bu gerçek olur mu ki?

Övüyorsun, övünüyorsun tarihiyle, coğrafyasıyla Orta Asya’nın, Orta Doğu’nun. Gizemler dolu harabelerde kendini, beni buluyorsun. İnsanlığın ataları olan bizi… Buluyorsun o efsanelerde; en insan, en insanca olan düşleri! Her şeyiyle seviyorsun, ettiğin sitemleri; insanca, çok insanca. Dünyadan önceki dünya, hani kirlenmeden önceki; onurlu, namuslu, yiğit dünya… En delikanlıların doğduğu Mezopotamya!  Tek suçun, hafızan senin; her kesin unuttuğu dünyayı hatırladığın içindir acıların. Acıların, taştan bir evdir Mardin’de 8000 bin yıl önce doğduğun!

Işık oluyorsun, aydınlığını küçümseyen. Körler diyarında kandil, sağırlar diyarında konçertosu oluyorsun Vivaldi’nin, dört mevsim. Yunan heykelleriyle sevişiyorsun hissiz. Roma hamamlarında yıkanıyorsun, susuz! Poyrazla pişiriyorsun aşını sen şair; miraca çıkan Burakları keserek…

Ve koşuyorsun, her mazluma yetişmek için. Nefes olmak, su olmaktır istediğin. Gücün yetmiyor sonra; suç gibi altında ezildiğin. Yetmiyorsun, kendinden başkasına. Ömür geçip giderken yetişemiyorsun, sana!  Aşk ile yanıyorsun, mutlu yarınlar için ama dünya evli bir kadın, yar olmaz sana, bana!

Ne kolaydır; bilmemek, mutlu olmak. Ama bir kere aldın mı, kadim olanın tadını; anlamını bulmadan rahat edemezsin, sırların anlamını. Âşık olursun anlamak için; âşk olmazsa anlam da olmaz, bildiğin için. Sonra Yusuf’un düştüğü kuyuları kazar, kaldığı zindanlarda yatarsın. Kırarsın Azer’in putlarını, İbrahim gibi. Yakup gibi ağlarsın.  Sebe’nin tahtını çalarsın. Hüdhüd gibi Süleyman’a asker olursun. Anka olursun! Yanarsın tutuşursun, doğup doğup ölürsün binlerce kere. Pir Sulatan olursun darağacında. Şeyh Bedrettin olursun, serezin esnaf çarşısında. Bin gider, bin gelirsin. Çünkü sen şairsin!

Anlam devşirirsin masallardan, efsanelerden. Tarihin aynası sen! Filozofların dilindeki kan, zehirli kitaplar okumuş olan! Sen şairsin…

Evvel olur, ahir olur; zahir olur, batın olur… Ayet ayet kanun olur. İnsan olur, dünya olur. Her şeyin kokusu var, Misk’i Amber başka olur…

"Şimdi dünyayı emzirsem kelimelerimle

Kaybolmuş aşkların masalını getirsem geceden

Dilesem bu mabedin kalbince rükûya varsam

Koysam ellerimi yaralarına acılarını alsam

Çıkarsam güneşe çıkarsam seni’’

 

Beni, ruhunda seyahate çıkaran Şair Yazar Mehmet Altun’a teşekkür ederim. O yazdı ben okudum; biz çoktan öldük, şimdi de siz okuyun!

 

 

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

İhap Hulusi Görey: Cumhuriyet'in Görse..Derya Önel
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Daniel Treisman

2 Temmuz 2025

Manipülasyonun Gücü

Günümüz diktatörleri biraz farklı çünkü onların yönetim biçiminin temelinde şiddet değil, manipülasyon var. Donald Trump genellikle sahip olduğu otoriter arzular sebebiyle eleştirilir, hatta otoriter eğilimlerin önünü açmakla suçlanır. Trump’ın liderlik tarzını ülke dışındaki emsa..

Devamı..

Ankara'da Hafta Sonu Kaçamağı: Nereye ..

Oggito

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024