Neruda: Kardeşim Mayakovsky
23 Ocak 2020 Edebiyat Şiir

Neruda: Kardeşim Mayakovsky


Twitter'da Paylaş
0

Büyük edebiyat münazaralarının zamanla kökleşmiş bir düşmanı olduğumu söylemeye çalışmıyorum ama tartışmanın benim özüm olmadığını itiraf ederim. Edebiyat tartışmalarının ateşli bir hayranıyım. Benim özüm şiirdir.

Bir tartışmaya girmeden Mayakovsky hakkında konuşmak güç olsa da büyük şair, tüm bunları aşarak gökyüzünün sonsuzluğuna doğru bir kartal gibi yükselse de (kendi hayal uçuşunda kayarak belki) ben ne verimli yaşamın ne de şanssız ölümünün üzerinde durmak isteğindeyim. Sevgiyle ve sade bir biçimde söz etmek istiyorum ondan.

Mayakovsky, Parti’yi ve etkin işçi sınıfını şiirinde birleştirip bunlardan büyük bir şiir yaratan ilk şairdir. Bu, üstün bir devrimdir ve evrensel edebiyat alanında Baudlaire ya daWhitman’ınkine denk bir destektir çağdaş şiire. Bu vesileyle, Mayakovsky’nin desteğinin kuramsal değil, şair tavrıyla kendini gösterdiğini vurgulamak isterim. Muhtevadaki yenilik, düşüncemizi besleyici bir unsur olarak sindirilmedikçe hiçbir zaman düşüncemize yönelik dış uyarıcı olmaktan öteye geçemez.

Mücadelenin acımasız konuları, kardeşliğin yinelenen konuları, Mayakovsky'nin şiirinde yol alır. Şiirin içinde bu konular harikulade silahlar haline gelir, kırmızı portakal çiçekleri açar.

Bu, tüm şiir politik olmalı ve taraf tutmalı anlamına gelmez ama Mayakovsky nedeniyle, bugünün gerçek şairi gerçek şiirin pek çok yolları arasından yeni bir yol seçebilecektir.

Mayakovsky söndürülemez bir ateşe sahipti. O verimli bir şairdir. Ben bunu, Federico Garcia Lorca’da olduğu gibi seziyorum ve şiirinin ulaştığı olgunluğa karşın o hâlâ söylenecek pek çok şeye, yaratacak ve şarkısını söyleyecek malzemeye sahipti. İkisi de entelektüel güçlerinin doruk noktasındayken ölen bu genç şairlerin çalışmaları, bana göre ancak dağlarla ölçülebilen dev boyutlardadır. Kendilerini aşan anahtarlar yalnızca kendilerindeydi ve bizim şanssızlığımız, bu anahtarlar ne yazık ki, acıklı biçimde İspanya ve Rusya toprakları altına gömülerek kaybolmuştur.

Mayakovsky, kelimeleri canlılığı cürete vardıran bir şairdir. Her hüneri, bir ustaya gerekli her türlü yardımı çağırdığı an, görkemli biçimde ödüllendirildi. Onun şiir, tıpkı fosfor gibi, parlamasını sürdüren umulmadık görüntülerin kataloğudur. Sık sık hareket edici ve saldırgan ama aynı zamanda en derin insancıl duygularla doldurulmuştur. Şiirin organik olarak hem babası hem de çocuğu olan Mayakovsky, hem sert hem de sevecen bir insandır.

Tüm bunlara onun hiciv eğilimi de eklemek gerekir.

Mayakovsky’nin bürokrasiyi hedef alan taşlamaları harap edicidir ve bugün Rus sahnelerinde sürekli artan bir başarıyla sergilenmektedir. Onun küçük burjuvaziye yönelen iğneleyici saldırısı acımasızdır ve nefretin bir ifadesidir. Aynı görüşte olmayabiliriz, bir sistemin kötülükleriyle bozulmuş insanlara yönelik bu acımasızlıktan tiksinebiliriz ama büyük hicivciler daima hep en abartılı biçimde yazmışlardır. İşte Swift, işte Gogol.

Sovyet edebiyatında pek çok iyi ve pek çok kötü kitabın yazıldığı kırk yıllık süre içinde Mayakovsky, benim fikrime göre, etkileyici ve hep yükselen bir şair olmayı sürdürmüştür. Onu, ülkemizin her köşesinden görüyoruz. Bu genç devin başını, ellerini, ayaklarını görüyoruz. O, tüm benliğiyle, başıyla, elleriyle, bedeniyle yazdı. Akılla, incelikle, bir mücadeleye adanmış bir askerin tüm gücüyle yazdı.

Bu saygı ve düşün günlerinde sevgi ve gururla, Ekim Devrimi’nin bu yıldönümünde yolun kenarında bir an duruyorum ve büyük kardeşimiz Mayakovsky’nin şiiri ve kişiliği önünde eğiliyorum.

Benzersiz şarkılarını söyleyebileceği bu günlerde, anısını bir gül, tek bir kırmızı gülle selamlıyorum.

Kaynak: Pablo Neruda, Şiir Boşuna Yazılmış Olmayacak, Nesrin Arman,1984, De Yayınevi


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR