Söylemiştim önce de. Demiştim, vuruyor demiştim. Hem de çok. Çıplağa çarpan elin seslerini duydum. Sen karışma, dedi annem. Gördün mü? Yok, görmedim. İncir ağacı görünmüyor ki ön taraftan. Gitme sakın o yana dedi. Gider miyim, girer miyim o kapıdan, hayatta olmaz.
Çıkmazın sonundayız biz. Sokak bitince bir bizim ev kalır karşında. Onlarınki görünmez ama bahçelerine bizim evin yanından girersin. Yıpranık tahta parçalarını bir araya getirmişler, bizim evden ayrılmışlar. Girmeyiz zaten bahçelerine. Babasından korkmayan pek az sokakta. Kendi de korkuyor, biliyorum. Ama öyle demiyor. Babam diyor, hiç vurmaz. O ses ne dedim geçen gün. Tam da o sırada geldi çıplak ses. Kızardı, kaçtı yanımdan. Ama bahçelerine gitmedi. Sokağın çıkışına doğru koştu. Ama sokaktan çıkamadı. Elektrik direği var girişte, ona yaslandı, çömeldi sonra ve bekledi. Gitmedim yanına. Kızdım, neden doğru konuşmuyor diye. Hani bütün sırlarımızı paylaşacaktık. Saklamayacaktık, birbirimizden saklanmayacaktık. Yalan konuşuyor, epeydir hissediyorum. Annem dedi, bir şeyleri gizlemek de yalana girermiş.
İncirden de nefret ediyorum. Yemiyorum artık. Canım çekmiyor desem, annem kızar, yalan olur. Onların incir ağacının meyvesi de bizim oraların en tatlı inciriymiş. Geçen yıl vermişti tek bir incir, üzülmesin diye almıştım. Yiyemedim, akşama yerim dedim ona. Yemedim. Biliyorum o da gizli aldı dalından, babası kızar. Boydan fukaraymış incir ağaçları, öyle olurlarmış. Heybete gerek yok abisini gövdesine bağlamak için. O da boydan fukara. Sarkan dallarının sakladığı çocuğu herkesler biliyor bizim buralarda. Etin ete çarpan seslerini nedense kimseler duymuyor. Duyuyor da duymuyorlar işte. Sen de duyma diyor annem. Bizi ilgilendirmez.
Ağacın gövdesine bağlanan çocuk kaçmış evinden. Gitmiş. Bilmiyorlar nereye gittiğini. Ağlıyor sürekli. Artık oyun da oynanmıyor onunla. Saklı gizli ağlıyor. Gözlerinin içini kan bürümüş, kapakları şiş. Kızgın bakıyor dünyaya. Neden bana kızgın diye sordum, sana değil hayata dedi annem. Sonra da bir of çekti, ardından bir tane daha.
Dönmüş abisi. Onca ay geçti habersiz. Etin ete sesinin duyulmadığı günler bitti mi ki? Ses yok evlerinden. Bahçeye de çıkmıyor oynamaya. Kimselerin cesareti yok, soramıyor hallerini. Sokağın başında, elektrik direğinin dibinde yığılı halde bulmuş muhtar teyze. Sabaha karşıymış, arabanın biri yanaşmış direğe, kısa bir an durmuş, gittiğinde dertop bir oğlan. Abisinin her yanı kırıkmış, morluklarından teninin rengi değişmiş. Muhtar teyzeden duyduk, başka gören yok. Ama geçen gün, uzaktan gördüm abisini. Her yanı sarılı, evlerinin ön balkonunda bir sandalyede oturuyordu. Anneme dedim, geçmiş olsuna gidelim diye, yine olmaz. Ben oynamak istiyorum, bebeklerimize elbise dikelim demiştim ona, olur demişti. O da benim bebeklerime tabii. Onun bebeği yok.
Artık oyun yok diyor annem. Halam gelmiş, genç kız olmuşum. Halam da yok ya. Olmayan halamın genç kızıyım bundan böyle. Tığ işine başladım. Kalınca yünden paspas örüyorum. Elim çok yatkınmış, güzel oluyor anlaşılan. Annem neredeyse her sırasına bakıp göneniyor. Başka renklerini de yap bunun diyor, elimin ayarı tam kararmış.
Yan bahçeye, derme çatma kapı yapıldı. Neredeyse adam boyu. Tahtalar pek yakın birbirine. Göremiyorum artık evlerini. Geçenlerde çarşıda karşılaştık. Ürkek, gülümsedi. Konuşamadık fazla bir şey. Neler yapıyor bir bilebilsem. Analığı göz açtırmıyor diyorlar. Anlaşılan onun da halası gelmiş. Diyemedim ona liseye gideceğimi. Geçen yıl aldılar yarı dönemde okuldan. Odur budur bekliyorum bir umut. Döner diye, hastalanmıştır belki diye.
Bu gün mutfakta söyleniyordu annem. Bu yaşta kızı kim verir kocaya. Kimi veriyorlar kocaya anne, dedim. Yok bir şey, bak işine. Muhtar teyze geldi akşamüstü, duydum kimi verdiklerini kocaya. Gitmeli, yıkmalı bahçe kapılarını başlarına, sizin insafınız nerde koca deyyuslar, diye bağırmalı. Bir umut beklerken okula, başka bir tahta parmaklığın ardına mı gönderecekler? Kim bekliyor ki onu orada. Oyuna bekleyen ben, okula bekleyen ben, yarenliğe bekleyen en çok ben.
Halasının oğluymuş. Vermişler. Analığı bir gurur, bir çalım sözü kestik demiş anneme. Yok canım, esas kızın gönlü varmış. Nasıl olur ya dedim, bilmem nerenin bilmem ne köyündeki halaoğlunu nereden bilir, tanır benim arkadaşım dedim. Ve durdum. Nereden bilecektim tüm bunları?
Okula gitmeden, sabah fark ettim ağladığını. Bütün gece dinmemiş gözyaşlarının şişkinliğini gördüm gözlerinde. Soramadım, neden ağladın anne, diyemedim. Kapıdan girdiğimde mutfaktaydı yine. Neredeyse hıçkırıyordu ağlamaktan. Soğanın gözyaşları mı diye avuttum kendimi. Ama yok, bu kez inkâr etmeyecek, hissettim. Sarıldım arkasından. Döndü, içine almak istermişçesine o da sarıldı. Ne oldu, dedim ürkek. Hastanedeymiş, çok ağırmış durumu. Kim diyemedim, biliyordum her nedense. Çok dövmüşler elleri kırılasıcalar. Elleri yerine evlerindeki tüm oklavalar kırılmış. Bir abisi vurmuş, bir babası. Geceden gelen seslereymiş annemin gözyaşları. Analığı çok ağlıyormuş. Kurtaramamış, alamamış ellerinden. Yalan. O kadının gözyaşı yoktur, ağlamaz. Kim bilir, belki de bir boğazın eksileceğinedir, sevincidir.
Dönmedi evine. Bahçelerinin tahta kapısı da yok artık. Kırılmış o karmaşada. Aralıklarından görmeye çalıştığım tahtalar parçalanmış, saçılmış her yana. Evleri terk edilmiş. Kaçmış gitmiş analığı. O alsın şimdi halaoğlunu dedim anneme, sus, deme öyle, dedi. Hiç dinmiyor annemin gözyaşları. Benimse akmıyor. Haykırmak istiyorum yalnızca. Öyle bir haykırmak ki, yalnızca çıkmaz değil, bütün şehir, bütün dünya duysun. Yok, çıkmıyor, hiç sesim yok.
Biliyorlarmış annesinin niçin göçüp gittiğini. Çıkmazın bilinmezi mi olur. Annesini nasıl sorardım ona. Hiç sormamıştım, o da söylememişti. Bazılarının analığı oluyordu ya da babalığı. Nedeninden kime ne. Küçücükmüş annesi öldüğünde. Köylerindelermiş, bilmem nerenin, bilmem ne köyünde. Babasının av tüfeğini temizliyormuş annesi, kazayla vurmuş kendini. Yanlışlıkla ölmüş. Bilmem ne köyünde, incir ağacı da var mıydı? Buradaki gibi tatlısından mıydı meyvesi?
İnciri sevmiyorum. Her akşam yatağımda bir fasıl gözümü kapatıyorum ve bekliyorum resmimi. Bilmem ne köyünde bir tepe, tepenin en yükseğinde bir incir ağacı, altında tek bir mezar. Anacığının koynuna gömmüşler, bir onu öğrenebildik.