Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

25 Aralık 2023

Edebiyat

Nezim, Ülker İnce'nin Kitabı, "Tan'ın Öyküsü"...

Atilla Birkiye

Paylaş

0

0


Nezim hikayelerini yazmadan önce çevresiyle paylaşırmış, Ankara yıllarında öncelikle Ülker İnce ile Füsun Akatlı'ya anlatırmış...

Ülker İnce'nin Gül Kokusunun Sesini Duyan Nezihe Meriç* adlı kitabı elime geçer geçmez, önce "Tan'ın Öyküsü"nü aradım, acaba hakkında ne yazmıştı? Nezihe Meriç'in bu hikayesi, yıllarca derslerimde okuttuğum ve okutmakta olduğum bir hikaye. Çok da haksız sayılmam, İnce ailesi ile doğrudan ilgili.

Ülker İnce çok yakından tanıdığı dostu, arkadaşı, belki bu tanımı kullanmamak gerek "ablası" olan Nezihe Meriç üzerine bir kitap kaleme almış. Edebiyat çevresindeki adıyla Nezim'in bildiğim, tanıdığım kadarıyla kimseye bir üst bakışı yoktur. Onun için "abla" yadırganabilir ama burada söylemek istediğim bilgelik, daha deneyimli olma...

Yanılmıyorsam Nezihe Meriç'in en son kitabı (hikaye) Gülün İçinde Bülbül Sesi Var (2008). Ülker İnce'nin göndermesi öncelikle bu kitaba, şöyle desem, Nezim'in dilindeki, ifadesindeki şiire, kurduğu imgeli, müzikli dile. Bu kitapta yer alan "Benim Acım Acıların Beyidir" –ki bu da Gülten Akın'ın bir dizesi– başlıklı hikayede yer alan bir bölümden: gülün içinden bülbül sesinin yükselmesi... gül kokusunun sesinin duyulması...

Kitapta, daha önce kaleme alınan yazılar ("Nezihe Meriç'in Yapıtlarında Değişen Kadın İmgeleri (1992)", Cumhuriyet Kuşağının İlk Kadın Yazarı Nezihe Meriç", "Nezihe Meriç'in Bir Öyküsü Üzerine", "Nezihe Meriç'in Öykücülüğü: 'Bunlar Öyküde Yok'") ile kitap için yazılmış yazılar ("Nezihe Meriç'in İzlekleri", "Nezihe Meriç'in Yazar Kişiliği") yer alıyor; Feridun Andaç da bir önsöz ("Sözün İkliminden Geçerken") yazmış, ayrıca Nezim'in yaşamına ilişkin siyah-beyaz fotoğraflar da başka bir tat. "Sunuş"ta da kitabın "yazılma" nedenleri ve izlenen yol/yöntem açıklanıyor.

Ülker İnce önce, bir sempozyum için kaleme aldığı bildirisinde "kadın imgelerini" inceliyor, "... Meriç'in öykü dünyasında, kişilik yapıları, eğitim ve bilinçlenme düzeyleri alabildiğine farklı olan, her yaşta kadın görürüz" (s. 25) diyor. İlk kitaptaki kişilerin daha sonradan tekrar ortaya çıktığını ya da öncekilerin geliştirilmiş biçimleri olduğu saptamasını yapıyor. Bu bağlamda şu da önemli bir yorum:

"Birbirini izleyen kitaplardaki kadın anlatıcıların yaşları ile yazarlarınki arasında büyük oranda çakışma var, bu yalnızca bir rastlantı olamaz" diyor, örnekler verdikten sonra şöyle sürdürüyor:

"Bunların hepsini rastlantı saymak ne kadar doğru olur? Bence bu en azından Nezihe Meriç'in herhangi bir şeye yandaş olmadan, kendinden hareketle ve duyumsadığı biçimiyle hayatı ve varoluşu yansıtmaya çalıştığını gösterir. Bir kadın olarak kadın sorunlarıyla ilgilenir ama bu sorunların faturasını erkeğe çıkarmaz, kadınlar da erkekler de aynı yazgıyı paylaşırlar, aynı toplumsal ve kültürel koşullardan kaynaklanan sorunlarla boğuşurlar, yaşama savaşı verirler, dahası ve en önemlisi, aynı 'varoluş' sorunuyla baş etmek zorundadırlar." (s.24)

ülker ince

Kuşkusuz yazarı yakından tanımak Ülker İnce için bir avantaj, bir yaşam öyküsüne yönelmemekle birlikte bazı tanıklıkları/anıları hikayenin inceliklerini ortaya çıkarmak, yaratım sürecini ortaya çıkarmak için aktarıyor. Sanıyorum en çarpıcısı 2007'de kaleme aldığı yazıdaki "bunlar öyküde yok" meselesi.

Nezim hikayelerini yazmadan önce çevresiyle paylaşırmış, Ankara yıllarında öncelikle Ülker İnce ile Füsun Akatlı'ya anlatırmış, evet, kağıda dökmede önce bir "anlatma" varmış şehrin sokaklarını birlikte adımlarken: "Nezihe Meriç öyküyü uzun uzun anlatır, merakınızı iyice köpürtür ve tam siz 'Ee, sonra?' diyecekken, 'Ama bunlar öyküde yok,' der. Böylece öyküyü noktalar."

Önceleri Ülker İnce çok şaşırmış, ne diyeceğini bilememiş, sonra, bu tekrarlandıkça alışmış ve ondan önce "Ama bunlar öyküde yok, değil mi?" diye sorarmış. Öyle ya, o anlatılanlar yoksa, niye anlatıyordu, aslında önemli bir gösterge bu. Nitekim durumu sonradan anlayan Ülker İnce'nin yorumu da şöyle: "... bize, bir görgü tanığının anlatacağı gibi, tanık olunan ya da yaşanan olayları, kişileri, durumları, duyguları, anları anlatmanın sonucunda ortaya çıkan şeyin 'öykü' olamadığını, öyküde anlatılanlarınsa, anlatılmasının kolay olmadığını çünkü ancak okunduğu zaman okurun kafasında tamamlanacağını söylemek istiyormuş, belki de nasıl tamamlanacağını bilemeyeceğimizi söylemek istiyor, o yüzden hep öyküde olmayanları anlatıp iş öyküde neler olduğunu anlatmaya gelince susuyormuş." (s. 62)

Nezihe Meriç öncü bir hikayeci, sonrasını çok etkilediği açık, ilk hikayelerinin yayınlamasıyla "edebiyat dünyası"ndan övgüler alıyor, bir yıldız gibi parlıyor, ilk kitapları da peş peşe geliyor Bozbulanık (1953) ve Topal Koşma (1956). Ülker İnce bu başlıklara dikkat çekiyor "... o yılların toplumsal ve kültürel bağlamında kadının içinde bulunduğu duygusal ve zihinsel durumu en iyi özetleyen sözcüklerdir." (s. 26) Toplumda "yükselen" kadının konumunun dizginlendiğini, geriye gittiğini, bu sözcüklerin (başlıkların) de başka yan anlamlarıyla birlikte öncelikle buna işaret ettiğinin altını çiziyor.

Nezihe Meriç'in başat temalarını (izlek), Ülker İnce örnekler vererek şöyle sıralıyor: "Boşluk ve Sığınma İsteği", "Çanta", "Mutfak", "Bağlantılılık", "Sesler", "Umut".

Okurları çok iyi bilir, "mutbak" bambaşka bir şey'dir Nezim'in yapıtlarında. Malum sözcüğü eski biçimiyle yazardı. Ancak yeni basımlarda "mutfak" olarak geçiyor, kitaptaki bir alıntıdan dolayı dikkatimi çekti. Kendisi sonradan değiştirdi mi, yoksa şimdiki yayınevi mi, bilmiyorum. Bir anlamda mutbak, erkekler dünyasında/dışarıda özgür olamayan kadının özgür olduğu, kendisi olduğu mekan/yerdir.

Mutbak temasını irdelerken Ülker İnce, dinlemeye doyamadığı yine enfes bir anıyı aktarıyor, aynı zamanda 1960'ların, 1970'lerin Ankara'sının sanat-edebiyat ortamını da gösteren bir anı.

"İş çıkışıyla akşam yemeği arasındaki saatlerde belli mekânlarda buluşulurdu. Yine öyle bir buluşma sırasında sohbet uzamış, herkes de acıkmış, en başta Nezihe Meriç'in kocası Salim Şengil acıkmış olmalı ki hem eve gidip karnını doyurmak hem de arkadaşlarından ayrılmamak istediği için masadakilere, 'Haydi bize gidelim, Nezihe bize bir şeyler yedirir,' demiş.

"Ama çok acıkmış olan on kişiyi, hiç hazırlığınız yoksa, doyurmak kolay mıdır? Nezihe Meriç kaygılanır, mutfağa girer, düşünür. Mutfakta on kişiyi doyurmaya yetecek ne var acaba diye bakınır, hiçbir şey yoktur hazırda. Ne yapabilir? Birden gözüne salça kavanozu ilişir. Evde bolca ekmek de vardır. Ekmeği dilimler, dilimlere salça sürer, üzerlerine biraz zeytinyağı gezdirir, biraz da kekik eker. Tepsiye dizer salona götürür. Herkes bayıla bayıla yer. Bunun üzerine Nezihe Meriç bir tepsi daha yapar." (s. 94)

Edebiyattaki hüneri, yaratıcılığı mutbakta da vardır Nezim'in, birçok hikayesinde de görürüz bunu, birçok yapıtını kaleme aldığı İstanbul Vaniköy'deki evde bir kez ağırlanma mutluluğuna, ayrıcalığına erişmiş, onun özel kurabiyelerinden, poğaçalarından yemiştim, işte o evde yazılmıştı "Tan'ın Öyküsü", olay yıllar öncesinde geçmesine karşın. Belki de önce yazdı, geç yayınladı, bilmiyorum ama sonunda "1978 Boğaz" ibaresi vardır.

Gelelim Dumanaltı'nda (1979) yer alan "Tan'ın Öyküsü"ne. Kısaca şöyle özetleyebilirim: şair Özdemir, 12 Mart sırasında, 1971 Temmuz olmalı, TRT'te çalıştığı için Bodrum'da bir meyhanede tutuklanıp Ankara'ya götürülür, eşi Ülker de onunla birlikte gider. Ancak dördüncü sınıfa geçmiş oğulları Tan'ı arkadaşlarına bırakırlar, çünkü yeterince büyümüş balığa çıkacaktır, onun hayal kırıklığına uğramasını istemezler. Nezihe Meriç, hikayeyi birinci tekil şahıstan Ülker karakterine anlattırır, Özdemir, Tan gerçeklikte bildiğimiz, bileceğimiz adlardır, kişilerdir, yani İnce ailesidir. Şöyle diyor Ülker İnce:

"... öyküde (oğlum Tan'la birlikte) annesi Ülker betimleniyor, güneşte saçlarının nasıl parladığı anlatılıyordu. Babasının adı da Özdemir'di. Gerçek hayatta olmuş bir olay, olay kahramanlarının gerçek adlarıyla anlatılmıştı.

"Ama ne tuhaf, o öyküdeki ben hem bendim hem değilim. Tan ve Özdemir için de aynı şey doğruydu. Öykünün kimyasına teslim edilince hepsi değişmişti." (s.109-110)

Gerçek nerede bitiyor, kurmaca nerede başlıyor, hangisi gerçek hangisi kurmaca. Yazarın da okurun da merak ettiği bir mesele. Bu hikayede okuyoruz. Öte yandan sanırım şu da çok çarpıcı, tutuklama olayında sonra Nezim, anne ile oğulun ne halde olduğunu görmek, onlara her şeye karşın hayatın akışını anımsatmak için evlerine gitmiş, konuşurken sürekli Ülker İnce'ye bakıyormuş, bir ara "Biraz öne kaysana... Bakayım güneş vurunca saçların nasıl görünüyor" demiş. Okuyunca çok etkilendim. Güneşte parlayan saç, hikayenin içinde önemlidir. Hikaye sanki o an'dan çıkmış...

Doğa ile toplumsal atmosferin koşut betimlendiği hikaye, bir çocuğun hayalleri, büyüme arzusu, çevreden algıladıkları, masumiyeti ve saflığı üzerine kuruludur daha çok. Polislerin dağıttığı evine geldiğinde, baskın sırasında evde yoktur ve annesi ne kadar bir pandomim gibi anlatsa da, komikleştirse de doğal olarak kaygılanır; korkutan ise, polislerin soracağı sorulardır, polisler dördüncü sınıftan sormamalıdır, çünkü henüz dörtte değildir, bu an hikaye karakteri Ülker'in çözüldüğü andır. Polislerin dağıttığı o evde de konuk olarak bulunmuştum 1986'ın Kasım'ında, bir şeyler içmiştik ama ilk kez gördüğüm Ülker İnce mısır patlatmıştı, hiç unutmadım, Tan'ı da ilk kez görüyordum, artık dörde gitmiyordu, o sıralar hikayeyi ve olayı bilmiyordum, sonra okuyup öğrenecektim.

Neyse, kitaba dönecek olursam, Sunuş'ta, kitabı oluşturma nedenlerini anlatırken "Nezihe Meriç'in öyküleri ve öykücülüğü üzerine bir şey söylemek isteyenler bunları da bilsinler istiyorum..." (s.15) diyor Ülker İnce; yanı sıra Gül Kokusunun Sesini Duyan Nezihe Meriç, hikayeye, edebiyata başlayanların ya da başlayacak olanların da okuması gereken bir kitap.


* Eksik Parça yay., Haziran 2023.

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Alejandro Zambra: “Yazmak daima bir öz..Çiğdem Öztürk
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Dilek Karaaslan

6 Ekim 2025

Özge Doğar: "Kadınlar artık kendileri ..

Renkli Çiçeklerin Etrafındaki Siyah Beyaz HayatlarÖzge Doğar, hem çocuklara yönelik hem de yetişkinler için pek çok romanı kaleme aldı. Eğitimci olan Özge Doğar bu sefer karşımıza bir öykü derlemesiyle çıktı ve Renkli Çiç..

Devamı..

Uzun Yaşam Endüstrisi Bize Ölümsüzlük ..

S. C. B. N. Docking

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024