Elma çöplerini sakladığın yerden çıkar. Annen görecek. Balkonun hizasına bıraktığın izmaritleri de temizle, sen değil miydin “doğa doğa” diyen. Bak uyu ama saat geç oldu hayli. Ya da hayallerini bir müddet ertele. Kaçıncı yüzyıldasın, bu sen misin? Sutyenini çıkarmadan uyuma sakın diyeyim bak. Hâlâ saklıyor musun o anıları, her şeyi unutmadın mı?
Beynimin içinde konuşan sesler sustuğunda –susmuş gibi yaptığında– çıkıp mahalleyi turluyorum. Sırf çocuk seslerini gerçek anlamda duyabileyim diye. Çocukların sesleri uzaktan öyle neşeli, öyle hür ki! Peşimi bırakmıyorsun sen, Kadir Sokak’tan geçiyorum. İki evin önünde iki koca ağaç, vay be… Kar yağmıştı sabah şimdi her yer bembeyaz. Yağıyor mu yine? Hayır yapma, sakın dilini dışarı çıkartma. Kar tanelerini öldürüyorsun. Hâlâ peşimdesin ve ben seni çok seviyorum. Hiç bırakma istiyorum peşimi. Ve sen ilk köşeden bir dönüş yapıyorsun, ani. Hani bir düşümüz vardı, beraber geçirdiğimiz kayıp ve yitik zamanlarda etimizden, tırnağımızdan verip büyüttüğümüz düşümüz. Seni öpmek istiyorum. Sorma neden diye. Öpmek gelince insanın içinden, neden diye sorulur mu? Bu yıldızlara neden ışık saçıyorsun, ağaçlara neden çiçek açıyorsun demek gibi bir şey. Çok ayıp… Sevginin sorusu, suali olmaz. Olmamalı. Geçen sene bulutlar söylemişti bunu ve o günden beri mıh gibi aklımda. Başımı yaslayıp uyuduğum bulutlar benim bu dünyadaki en iyi arkadaşlarımdır. Ama sen bir dönüş daha yapıyorsun, ani. Nihayet ayakların seni bana getiriyor artık. Nihayet kollarınla belimden tutup dünyayı unutturuyorsun. Nihayet iki ormanın yeşilliğindeyiz ve nihayet ikimiziz. Ne diyordum? Bulutlar… Ama düşünemiyorum bulutları sen yanımdaysan. Beynimdeki sesler de hazır durmuşken nihayet sendeyim. Nihayet bendesin. Elma çöplerine, izmaritlere, uyku saatime, hayal kurmama, sutyenime, sahip olduğum hiçbir anıya karışmıyorsun. Sevginin özgürlük barındırdığını sende görüyorum. Ama bu kolların beni böyle sararsa biraz daha, artık hiçbir şey düşünemeyeceğim korkarım. Nihayet yeşillikler ve kar bir işbirliği yapıyor ve ortalık bir sanat eserine dönüşüyor. Artık öpmeliyim seni. Ama bulutlar giriyor aramıza. Kıskanç bir eski âşık gibi. Gidin bulutlar gidin. Aklımda kimse yokken bulutlar yüz buluyor gelmeye. Sesler gelince uğramak yok ama… Nihayet nefesini duyuyorum yakınımda. Nihayet kolların biraz daha gücünü eline alıyor ve yaklaştırıyor beni. Gövdem gövdene eş nihayet. Ve bitişik iki taş gibiyiz artık. Bu durumda artık seni kesin öpmeliyim yoksa büyük savaş çıkacak!
Rüzgârın esmesiyle saçım senin yüzüne geliyor ve şimdi de saçlarım aramıza giriyor. Nihayet saçımı ellerinle –o güzel ellerinle– geriye atıyorsun, enseme doğru. Ve nihayet ellerin saçımdan kurtulup boynuma değiyor. Ve nihayet beni öpüyorsun… Ben öptüğün anda hiçbir şey oluyorum, ama aynı anda her şey! Şimdi bir kar küresinin içindeyiz ve bütün saçmasapanlıklar öldü. Yeşillikler, kar ve ikimiz… Dünya değil burası, başka bir gezegen. Döndükçe dönüyor başımız ve nihayet bırakmıyor dudakların dudaklarımı. Bırakırsa ne yaparım ben? Saçlarım artık durumun ehemmiyetini kavradı ve uysallaştı. Nihayet hiçbir şey aramıza girmiyor artık. Sen ve ben uzun yaşamları, dolu hayatları ve güzel günleri kıskandırırcasına öpüyoruz birbirimizi. İki yaşlı, iki genç, iki çocuk…
Artık gece, yatağındayım. Nehir gibi akıyor ayağımızın altında yerküre. Ve çocuk seslerinden irkiliyorsun uykunun arasında. Sana sarılasım geliyor. Aramıza yorgan giriyor. Kapı önündeki terlikler giriyor. Televizyon odasındaki çerçeve, girişteki askılık ve yatağın çarşafları giriyor aramıza. Dinlemiyorum hiçbirini artık. Ne bulutları ne saçlarımı ne de diğer eşyaları. Hepsine dimdik kafa tutuyorum ve sarılıyorum uçsuz bucaksız sırtına. Geceler şimdi daha gece ve aynı zamanda daha gündüz. Hiç parlak, hiç tamam, hiç anlaşılabilir bir yaşamımız olmayacak mı bizim? Bir ceketin cebinde unutulmuş bir not kâğıdı, bir madeni para hissi nereden geldi gecemize ve uçsuz bucaksız sırtına. Kov her şeyi sevgilim. Bak ben her şeyi alıyorum, ayırıyorum aramızdan. Sen de beynini, kalbini, sakallarını, tıkır tıkır işleyen parmaklarını… her şeyi, her şeyini ayır aramızdan. Al at bir kenara. At ki arada hiçbir aracı olmadan saf bütünlüğümüzle çıkalım yolculuklara. Kayıp ve yitik zamanda.






