Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

14 Temmuz 2022

Öykü

O

Gökhan Uykaz

Paylaş

0

0


O gözlerini açıp etrafını incelediğinde nerede olduğunu anlayamadı. Başı ve sırtı ağrıyor; kollarını, bacaklarını hissetmiyordu. Üstelik boynu da, sık sık olduğu gibi tutulmuştu. Beli sanki kopacakmış gibi acı veriyordu. Bir süre hareketsiz kalıp bulunduğu yeri anlamaya çalıştı. Az daha zaman geçtiğinde sevimsiz bir rüya gördüğünü düşündü. Aklına gelen tek çözüm uyanmaktı ama nasıl uyanabileceğini bilemedi. Derin derin birkaç defa nefes alıp hafifçe doğrulmaya çalıştıysa da başaramadı. İçinde bulunduğu durumun rüya olmama ihtimalini ilk olarak o anda düşündü. Bu düşünce aklından geçer geçmez kalp atışları aniden hızlandı. Ellerinden, ayaklarından soğuk terler akmaya başladığını hissetti.

Bu gerçek olabilir miydi?

Bir süre daha öylece kaldıktan sonra tekrar ayağa kalkmaya çabaladıysa da ilk denemesi gibi bu da başarısız oldu. Titreyen bacakları verdiği komuta uymuyorlardı. Tüm kuvvetini toplayarak son bir denemeyle, ellerinin de yardımını alarak isyankâr bacaklarına söz geçirip zor da olsa ayağa kalktı. Terlemesi biraz azalmış ancak çıplak olmasının da etkisiyle üşümeye başlamıştı. Önemsemedi.

Sendeleyerek de olsa etrafında birkaç tur döndükten sonra donakaldı.

Küçük bir odanın içindeydi. Hatta buna oda demekten çok bir kutu demek daha doğru olurdu. Zemini, dört duvarı ve tavanı bembeyaz, sekiz on adım ileriye, sekiz on adım yana yürüse bitiverecek olan kare şeklinde küçük bir kutu. Tavan da çok yüksek değildi. Eğilmesine gerek olmayacak kadar yüksek ama kollarını uzattığında dokunabilecek kadar alçak. Görünürde ne bir kapı vardı ne de bir pencere. En ufak bir açıklık, bir delik bile yoktu. Neden buradaydı, ne zaman gelmişti, kim getirmişti, nasıl girmişti? Cevaplayamayacağı sorular ardı ardına kafasından geçiverdi.

Biraz da içgüdüleriyle, soruları bir tarafa bırakıp duvarları yoklamaya başladı. Dört duvarın her noktasına dokundu. Sanki bir kapı varmış gibi itti. Bazı noktalara omzuyla yüklendi. Duvarlar gerçekten de duvardı. Duvarlarda yaptığı kontrolün aynısını tavana da yaptı. Hatta bu defa bazı noktaları yumrukladı. Duvarlar ne kadar duvarsa tavan da o kadar tavandı. En ufak bir boşluk yoktu. Sıra zemine gelmişti. Dizlerinin üzerine çökerek duvarlarla birleşim noktaları da dâhil olmak üzere elleriyle her yeri kontrol etti. Yetmedi, her noktayı zıplayarak denedi. Nafile. Bir süre düşündükten sonra herhangi bir noktanın daha ince olabileceği fikriyle avuçlarıyla hafifçe yumruklayarak kutuyu yine elden geçirdi fakat bu çabası da sonuçsuz kaldı. Her yerden aynı tok ses geliyordu.

Yorgunluk, umutsuzlukla birleşince sırtını bir duvara vererek oturdu. Kızarmış ellerine, ayaklarına bakarak daha başka ne yapabileceğini düşünmeye başladı. Her nasıl olduysa, buraya kendi girmediğine göre birileri tarafından getirilmiş olmalıydı. Hemen ayağa kalktı. Az önce ellerinin, ayaklarının değdiği her yere kulaklarını dayayarak dışarıdan bir ses duymaya çalıştı. En ufak bir çıtırtı bile yoktu.

Başarısızlığının, korkusunun, kızgınlığının, çaresizliğinin patlamasıyla avazı çıktığı kadar bağırmaya başladı. Nefesinin bittiği yerde yumruklarıyla âdeta sesini bir kat daha yükseltiyordu. En sonunda kanayan elleriyle, yanan boğazıyla nefes nefese kalarak dizlerinin üzerine çöktü. Zemine de birkaç yumruk salladıktan sonra yere yığılıp ağlamaya başladı. Ağladıkça açılması gerekirken, duvarlar, tavan üzerine geliyor, sanki kutu her bağırışında bir kat daha küçülüyordu.

Kollarını ve bacaklarını iki yana açarak sırt üstü uzandı. Kurtulmak için de tepki göstermek için de gücü kalmamıştı. Saatin kaç olduğunu merak etti. Gece mi, gündüz mü? Hatta hangi gün olduğunu da bilmiyordu. Kafasında hesaplamalar yapmaya çalışırken ne kadar anlamsız bir çaba içinde olduğunu düşündü. Gün ya da saat hatta yılın bile ne olduğunun önemi yoktu. Bir şekilde kutunun içindeydi. Dışarıda olanlarla en ufak bir ilgisi yoktu. Yapabileceği tek iş, birileri kendisini çıkarana kadar beklemekti.

Yorgunluk, kendini ağır bir şekilde hissettirirken en ufak bir ihtimal vermese de yaşadıklarının bir kâbus olmasını dileyerek gözlerini yavaş yavaş kapattı. Uyandığında yatağında olabilir miydi? Üzerinde pijamalarıyla, yorganın içinde, gözlerini bir anda açıp her şeyi bitirebilir miydi? Hiçbir şey olmamış gibi, kanamamış elleriyle, kısılmamış sesiyle yataktan kalkıp her günkü sıradan yaşamına geri dönebilir miydi?

***

Türlü türlü kâbuslar gördüğü uykudan uyanması kolay olmadı. Vücudunda sızlamayan nokta neredeyse yok gibiydi. Gözlerini yavaşça açarken bir kutunun içinde sıkışıp kalmış olduğu gerçeği kendini en sert biçimde hissettirdi. Uyumadan önceki temennisinin gerçekleşmeyeceğini bilmesi hayal kırıklığına engel olmamıştı. Etrafını yine incelemeye başladı. Gözden kaçırmış olabileceği bir açıklık bulma umuduyla önceki denemelerini tekrar etti. Duvarları kontrol, tavanın yumruklanması, zeminde zıplamak, dışarıdan duyulabilecek bir ses ve sonunda sesini duyurma çabası. Sonuçsuz kalan her deneme, hem umudunu azaltıyordu hem de sinirlenmesine sebep oluyordu. Kendi kendine sakinleşmeye karar verdi. 

“Kime ve neye kızdığımı bile bilmiyorum. Belki bir intikam belki bir şaka…”

Sırtını duvara verip derin bir nefes aldı. Kendini kutuda bulmadan önce son olarak ne yaptığını düşündü. Hafızasını biraz zorlayınca akşam yemeğini anımsadı. Eşi ve iki çocuğu ile sıradan bir akşam yemeği. Eve önce kendisi gelmiş, daha üzerini bile değiştirmemişken eşi kapıdan girmişti. Çocuklarsa her zamanki gibi tabaklar masaya koyulurken kapıyı çalmışlardı. Kapıyı eşinin açtığını hatırladı. Çocuklar banyoya giderken eşi mutfağa dönmüş, çorba servisini yapmaya başlamıştı bile.

Yemekte de olağandışı bir durum olmamıştı. Herkes gün içinde yaşadıklarını anlatmış, hafta sonu için planlardan bahsedilmiş, yemek bitmişti. Çocuklar odalarına giderken eşiyle birlikte masayı toplamış sonra salona geçerek vakit öldürmüşlerdi. Her şey olması gerektiği gibiydi.

Eşi ve çocukları gözünün önüne geldi.

“Muhtemelen çok korkmuş bir halde beni arıyorlardır. İşyerimi, tüm arkadaşlarımı haberdar etmişler hatta polise gitmişlerdir.”

O anda ailesini düşünmek bir anlık mutluluk verirken, hemen sonrasında onları bir daha görememe ihtimali, hissettiği kısacık mutluluğu da aldı götürdü. Oturduğu yerden bağırarak savurduğu küfürlerle birlikte zemini yumrukladı. Elleri yine kanadı. Gücü tükendiğinde hıçkıra hıçkıra ağlıyordu.

Çocuklarının doğumlarını hatırladı. Aralarında çok az yaş farkı vardı.  Kendisi de, eşi de çocuk sahibi olmayı düşünmüyor olmalarına rağmen evlendikten bir süre sonra özellikle ailelerinin baskısına daha fazla dayanamamış, bir çocuk sahibi olmuşlardı. İkinci çocuk kararlarıysa sadece birincisini tek çocuk olarak yetiştirmek istememelerindendi.

“Şu anda ne yapıyorlardır acaba? Birdenbire evde olabilsem, ikisiyle de vakit geçirebilsem.”

Ayağa kalkıp kollarını başının üzerinde kavuşturarak gerindi. Bacaklarını da esnettikten sonra kendini biraz daha iyi hissediyordu. Kutunun içinde yürürken bir taraftan da kısık sesle konuşuyordu:

“Neden buradayım? Kim yapmış olabilir? Buraya getirilirken kimse beni görmedi mi?”

İş arkadaşlarını gözden geçirmeye başladı. Hiçbirisinin bunu yapabilecek bir sebebi yoktu, olsa bile bu şekilde bir organizasyonu yapabilecek denli güçlü değillerdi. Kavga ettiği hatta tartıştığı bir kimseyi de hatırlamıyordu.

“Her ne sebeple buradaysam bunun intikam olması mümkün değil.”

Yorulduğunu hissetti. Zaman kavramını tamamen yitirmiş olduğu için vücudunun komutlarına uymak zorundaydı. Ellerini başının altına birleştirerek bir köşeye kıvrıldı.

***

Uyandığında kendini tamamen dinlenmiş hissediyordu. Uzunca bir süre uyuduğu sonucuna vardı. Kesin bir umutsuzlukla önceki denemelerini neredeyse sırasını hiç bozmadan yineledi. Duvarlar, tavan, zemin, dışarıdan duyabileceği bir ses, dışarıya seslenmek. Sonuç alamamış olmasına bu defa çok kızmadı.

Kutunun içinde imkânları elverdiğince yürürken, kutudan önceki hayatına dönme ihtimalini düşündü. Görünüşe bakılırsa mümkün değildi. Dönmüş olsa bile yaşadıklarının etkisini atlatması uzun sürerdi.

“Dert edeceğim son şey bu olmalı.”

İster istemez eşini düşündü.

“Çılgına dönmüştür. Babama, anneme, kardeşime gecikmeden haber vermiştir mutlaka. Zaten, yapabileceği fazla bir şey de yok.”

O an, eşini tanıyan birilerinin bu işi yapmış olabileceği aklına geldi. Öyle ya yeni evlenmişlerdi. Belki de eşine ilgi duyan birileri bu evliliği hazmedememiş, bu sebeple böyle bir intikam alma yolunu seçmiş olabilirdi.

“Saçmalıyorum. Üniversiteden bu yana birlikteyiz. Tüm arkadaşlarımız ortak, yıllardır neredeyse her anımızı birlikte geçirdik, böyle bir durum olsa mutlaka haberim olurdu, en azından hissederdim.”

Bu ihtimali elemiş olmasına sevindi. Neden kutunun içinde olduğuna dair hâlâ en ufak bir fikri yoktu ama daha garibi kutunun içine nasıl girdiğine dair de bir fikri yoktu. Kendini kutuda bulmadan önceki son günü tekrar gözden geçirdi.

Eşiyle evleneli henüz birkaç ay olduğundan, evlendikten sonraki yaşantılarının öncekinden çok farkı yoktu. Hayatlarındaki en önemli değişim, arada sırada ailelerini ziyaret etmeleriydi. Onun dışında genellikle her zamanki arkadaşlarıyla görüşürler, biraz geçmişten, biraz da birbirlerinin iş hayatından bahsederlerdi. Son akşam da aynıydı. Hafta sonu olması nedeniyle arkadaşlarıyla dışarı çıkmışlar, önce yemek yemişler, daha sonra hep beraber geç saatlere kadar eğlenmişlerdi. Taksiyle eve döndüklerini hatırladı. Eve geldikten hemen sonra duş almış, eşi kahveleri hazırlamış, daha sonra biraz sohbet etmişlerdi. Sohbetin konusunu bile hatırlıyordu. Her ikisi de çocuk sahibi olmak konusunda isteksizdi. Hem özgürlüklerini engelleyeceklerini hem de kariyerlerinin bundan olumsuz etkileneceğini düşünüyorlardı. Evlenmeden önce bu konuyu uzun uzun konuştukları için o akşam aldıkları karar da öncekilerle aynı olmuştu. Çocuk sahibi olmayacaklardı.

“Durumuma bakılırsa bundan sonra istesek te çocuk sahibi olamayız artık.”

Etrafına bakıp sahip olamayacağı çocuklarını düşünmenin saçmalığını fark edince gülümsedi. Eşinin ne kadar çok endişelenmiş olabileceği bir daha aklına gelince yine canı sıkıldı. Sırtını duvara vererek eşinin sevdiği şarkılardan birini mırıldanmaya başladı. Bir başkası, daha sonra bir başkası…

Uykusunun geldiğini hissetti. Yapılabilecek en iyi iş uyumaktı.

Ellerini başının altında birleştirdi, gözlerini kapatarak birkaç şarkı daha mırıldandı.

Uyuyakaldı.

***

Gözlerini açtığında zeminle karşılaştı. Yavaş yavaş doğrulup yeni bir şey görecekmişçesine etrafına göz gezdirdi. Duvarları, tavanı, zemini üstünkörü kontrol etti. Kulağını sadece bir duvara dayayıp kısa bir süre dinledi.

“Ne kadar süredir buradayım acaba? Birkaç saat, bir gün, bir hafta?”

 Geçen zamanın öneminin olmadığını düşündü. Bir şekilde buradaydı. Belki de burada ölecekti ama kutunun içinde olma sebebini öğrenmeden ölmemeyi isterdi. Bir işe yarayacağından değil, sadece merak.

Kutudan önceki son gününü bir kez daha değerlendirmeye karar verdi. Sabah uyanamadığı için ilk derse geç kalmış, sınıf kapısının önünde dersin bitmesini beklemişti. Tüm gün okuldaydı. Öğle arasında arkadaşlarıyla yemekhanede yemeklerini yemişler, daha sonra bahçede kahve içerek biraz laflamışlardı. Son dersi boş olmasına rağmen okulda kalmış, kız arkadaşının dersinin bitmesini beklemişti. Akşam yemeğini dışarıda birlikte yedikten sonra kız arkadaşını evine bırakıp kendisi de evine dönmüştü. Biraz ders çalışıp kitap okumuş sonra da uyumuştu. Olağandışı bir durum yoktu.

Uyandığındaysa kutunun içindeydi.

Kız arkadaşıyla ertesi sabah için sözleştiğini hatırladı.

“Muhtemelen evime gelmiş, beni bulamayınca okula gitmiş, orada da bulamayınca aramaya başlamıştır. Babama ve anneme haber vermiş midir?”

Okulun bitmesine az kalmıştı. Okul biter bitmez kız arkadaşıyla evlenmeyi planlıyorlardı. Henüz bu planlarından ailelerine bahsetmemişlerdi ama her ikisi de aileleriyle birbirlerini tanıştırmışlardı. İlişkilerinin ciddiyetini anlamış olmalılardı.

Tekrar kız arkadaşını düşündü.

“Buradan çıkamazsam biraz üzülür sonra hayatına devam eder. Evlenmiş olsak daha zor olurdu.”

Kız arkadaşının bir başkasıyla birlikte olma ihtimali bir an içini yaktı. Ne kendisini ne de kız arkadaşını bir başkasıyla hiç düşünmemişti. Hiçbir zaman çok büyük bir aşkla bağlanmamış olsa da birlikteyken kendini iyi hissederdi. Üniversitenin aynı bölümünde okumalarının da etkisiyle zamanlarını genellikle birlikte geçirdiklerinden ikisi de birbirinin hayatının merkezine girivermişti ama şikâyetçi oldukları söylenemezdi.

“En azından benim şikâyetim yoktu.”

Her zaman mutlu bir yaşantısı olduğunu ve evlendikten sonra da bunun aynı şekilde devam edeceğini düşünürdü.

Birlikte dinledikleri şarkılardan birini ıslıkla çalmaya başladı. Daha sonra bir başkasını mırıldandı, bir diğerini yüksek sesle söyledi.

 Kutunun tam ortasına uzandı. Elleri başının altında, şarkı söyleye söyleye uyuyakaldı.

***

Bacağındaki sızıyla uyandı. Gözlerini açar açmaz aklına önce girmesi gereken son sınav, ardından arkadaşlarıyla birlikte yaptıkları kutlama planı geldi.

“Burada olduğuma göre ne sınava girebilirim ne de kutlamaya gidebilirim.”

Ayağa kalkıp gerindi. Kutunun içinde ne kadar zaman geçirdiğini hesaplayamıyordu. Kutunun içinde olma sebebine dair soruları da sormayı bırakmıştı.

Hiç düşünmeden duvarları, zemini, tavanı sadece birkaç noktada elleriyle kontrol etti. Kulağını duvarlardan birine dayayıp hemen çekti. İstemsizce, kısa da olsa bağırdı.

Kutuyla ilgili düğümün dışarıdaki son gününde olduğunu hissediyordu. Tekrar o güne döndü.

Okuldan çıktığını, servisten inip eve geldiğini ve akşam yemeğini hatırlıyordu. Akşam yemeğinden sonra babasıyla biraz sohbet etmiş sonra odasına gidip sınava çalışmayı planlarken kardeşi odasına girmişti. Önemsiz birkaç konudan bahsettikten sonra kardeşi çıkmış, kendisi de bir süre ders çalıştıktan sonra yatmıştı. Hemen uyuyamamıştı. Liseyi bitirmekten yana en ufak bir şüphesi yoktu ama lise sonrasındaki üniversite dönemini düşünüyordu. Aklına ister istemez bir kız arkadaş edinip edinemeyeceği gelmişti. Çok istediğinden değildi bu, her üniversitelinin bir sevgilisi olması gerektiğini düşünürdü. Lise döneminde de birkaç arkadaşı olmuştu ama üniversitede olursa daha başka olacağını hissediyordu.

“En büyük sorunum asla gidemeyecek olduğum üniversite ve kim olduğunu bilmediğim kız arkadaşım değil.”

Annesini ve babasını düşündü.

“Kaybolduğumu anladıklarında ortalığı birbirine katmışlardır.”

Yapabilecekleri sınırlıydı. En fazla arkadaşlarını ararlar, polise haber verirler ve beklerlerdi.

“Ya kardeşim?”

Kardeşiyle sorun yaşamazdı. Endişelendiğinden emindi. Her sorununu paylaşmasa da birbirlerini anlarlardı. O anda kardeşinin yanında olmamasına sevindi.

“Muhtemelen tüm arkadaşlarıma ulaşmaya çalışmıştır.”

Kimsenin bir bilgisi olmadığından emindi. Bir gece yatmış ve uyandığında kendini kutuda bulmuştu. Anlamsız ve gereksiz bir durum.

Ayağa kalkıp hareket etmeye başladı. Zaman zaman yürüyor, zaman zaman durduğu yerde vücudunu geriyordu. Yorulduğu hissetti. Kutunun bir köşesine kıvrıldı.

“Asla çıkamayacağım.”

 En sevdiği şarkıları düşünüp içlerinden birkaç tanesini seçti. Ellerini başının altında toplayıp ıslıkla çalmaya başladı.

Gözleri yavaş yavaş kapanırken ıslığı bıraktığını, sadece kendi kendine mırıldandığını fark etti.

***

Kendisini, kutusunun duvarlarını örerken gördüğü rüyasından, tam duvarların ardını görmek üzereyken uyanıverdi.

 Terlemişti. Yüzündeki teri elinin tersiyle üstünkörü sildi.

“Bu tip rüyalar görmezdim hiç. Nereden çıktı şimdi bu?”

Bir süre hareketsiz kalıp kendine gelmeyi bekledi. Yavaşça doğrulduktan sonra tavanı, duvarları ve zemini yokladı. Kulağını duvara dayayıp hemen çekti. Bağırmakla yüksek ses çıkarmak arası bir seviyede dışarıya seslendi.

 Bir süredir bu hareketleri neden yaptığını düşünüyordu. Hiçbir amacı olmayan, sadece alışkanlıktan kaynaklanan hareketler. Yapmasa, kendini rahatsız hissedeceğinden emindi. Üzerinde durmadı.

Biraz yürümeye başladı. Kollarını ve bacaklarını duvara dayayarak vücudunu esnetti. Biraz terlediğini hissedince kollarını başının altına alarak uzandı. Her noktasını ezbere bildiği tavana bakarak kutusunu düşündü. Neden ve nasıl olduğunu bilmeden içinde bulunduğu ve tüm hayatını geçirdiği kutusunu seviyordu. Bazen başka kutular olup olmadığını düşünürdü.

“Olması için de, olmaması için de bir sebep yok.”

Tekrar ayağa kalkıp yürümeye başladı. Alanın el verdiği ölçüde zaman zaman hızlanıyor, zaman zaman yavaşlamaya çalışıyordu. Arada sırada duvarlara bilerek çarpıyor, yere düşünce kahkahayı koyuveriyordu.

Biraz dinlenip duvarlara ellerini ve ayaklarını dayayarak yukarı çıkmaya çalıştı. Kafasını tavana değdirip, kollarındaki güç bitince kendini bırakıveriyordu.

Taklalar, ellerinin üzerinde durmalar, tavana doğru zıplamalar derken iyiden iyiye nefesi kesilince kendini yere bırakıverdi. Bir süre sonra uykusunun geldiğini hissetti.

Kendisini kutusunun duvarlarını örerken gördüğü rüyaya benzer bir rüya görmemeyi umarak, huzurlu bir ruh hali içinde, hemen o anda uydurduğu bir melodiyi mırıldanarak gözlerini kapattı ve yumuşacık bir uykuya daldı.

 

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Nisan Ayının 7 KitabıOggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Oggito

2 Temmuz 2025

Ankara'da Hafta Sonu Kaçamağı: Nereye ..

Ankara’dan çok da uzaklaşmadan hafta sonuna eğlence, keyif ve dinlendirici bir tatil deneyimi eklemek ister misiniz? Başta Ankara Kızılcahamam termal otel seçeneği olmak üzere Ankara’ya yakınlığıyla bilinen en konforlu ve uygun maliyetli seçenekleri sizi..

Devamı..

Kafkaesk Bir Film: Birdman

Yalçın Yokuş

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024