Öğrenciler Sait Faik Okuyor!
28 Ağustos 2018 Edebiyat

Öğrenciler Sait Faik Okuyor!


Twitter'da Paylaş
0

“Sait Faik’in öykülerinde dikkatimi çeken diğer şey ise, diğerleri gibi süslü kelimelerle felsefe yapmıyor, bir şeyi anlatmaya çalışmıyor, düşündürmek için zorlamıyor."

Sait Faik’in yapıtlarını yeniden okuyup kimi yazılar da yazıyorum yazarla, kitaplarıyla ilgili. Bu yazı da onlardan biri. Ama bu kez görüşlerin çoğu benden değil, şiir dersinde Sait Faik yapıtları okuttuğum üniversite öğrencilerinden. Elbette çoğu öğrenci gibi onlar da internetten bolca yararlandıkları için, kes yapıştır yöntemiyle geliyor ödevlerin çoğu. Bunlar da haliyle başka yazarlardan alıntı oluyor, üstelik kaynak belirtilmeyen alıntılar. Bazılarını biliyorum, bazılarını ise bilmiyorum. O nedenle bu yazıda yer verdiğim görüşlerden bazıları da size tanıdık gelirse, bağışlayın, bilmediğime sayın.

Öğrencilerden dönemsonu ödevleri yani finalleri için, diledikleri bir Sait Faik kitabı okumalarını, şiir, öykü, roman, söyleşi, yazılar, ve kitapla ilgili düşüncelerini, duygularını yazmalarını istedim. Bu yazıda onlardan bazılarını paylaşıyorum.

 “Dört Zait” ve “Hancının Karısı”

Sait Faik’ten ilk öyküyü, “Dört Zait”, lisede okuyan öğrenci, hikâyenin onu İstanbul’da insanların vapurda tanıştıkları, ahbap oldukları dönemlere götürdüğünü söylüyor. Ama öykünün başlığı ona hiçbir şey ifade etmemiştir başta: “Zaten Sait Faik öykülerinin başlığı öyküyü bitirmeden anlaşılmıyor” diye ekliyor.

Aynı öğrenci bu kez Sarnıç kitabını okur. Kitaptaki “Hancının Karısı” öyküsünden etkilenir. Sait Faik’in öykü kişileri bu iki öyküyle onun gözünde ‘unutulmaz’dır artık: “Hancının Karısı” öyküsünde bana ıssız bir mecrayı, bir Çerkez köyünü, dağ başında han işleten bir adamın da derdinin olabileceğini anlatan Sait Faik, hancının karısını son birkaç paragrafta öyküye katmış, fakat bana o kadını unutturamamıştır. Ya da “Dört Zait”te sıradan hayatları olan insanların küçük sevinçlerini öyle güzel anlatmıştır ki, benim o işçiyi unutmam imkansız hale gelmiştir.”

Çavdar Tarlasında Çocuklar

Ya da Türkçede ilkin Adnan Benk çevirisiyle Gönülçelen olarak okuduğumuz The Catcher in the Rhye. Efsanevi yazar J. D. Salinger’ın 1951 ABD’nde yayımlanandı. Çavdar Tarlasında Çocuklar’ı (Ekim 1997) çok iyi bir şair ve çevirmen olan, ne yazık ki çok genç yitirdiğimiz Coşkun Yerli çevirmişti.

Aynı öğrenci, Sait Faik’in öykü başlıklarıyla içeriğini bu kez de Salinger’ın Çavdar Tarlasında Çocuklar başlığı ve içeriğiyle karşılaştırıyor: “Yaşadığım ve sıradan bulduğum her günde Sait Faik’le yaşamak isterdim, Çünkü o değersiz yahut sıradan bulduğum her olayı analiz ediyor, parlatıyor ama parlatırken abartmıyor, fakat yazdığı her şey eşsizleşiyor. Çavdar Tarlasında Çocuklar’ı okuduğumda tüm kitapta kitabın başlığının sebebini aramıştım. Kitabın adının bu olmasının sebebi, küçük bir kız çocuğunun bu çocuk şarkısını söyleyerek yolda yürümesiydi. Sait Faik’in de yaptığı şey onca hengâmenin arasında mutlu bir çocuk olduğunu fark ettirmek.”

Son olarak da Sarnıç’la ilgili değerlendirmesini yapıyor, bunu yaparken de Sait Faik ilk okunduğunda hemen göze çarpan özelliklerine değiniyor: “Sait Faik’in öykülerinde dikkatimi çeken diğer şey ise, diğerleri gibi süslü kelimelerle felsefe yapmıyor, bir şeyi anlatmaya çalışmıyor, düşündürmek için zorlamıyor. O Sarnıç’ı yazıyor ve Sarnıç okunduğunda muhteşem bir zaman sorgusu ortaya koyuyor.”

Sait Faik

Şefkatli bir yazar

Bir öğrenci mi yazmış ben mi not etmişim bilmiyorum. Cümle şu: “Sait Faik’ten sonraki tüm öykücüler ‘insansevmez’ geliyor bana!” Pek benim yargıma benzemiyor, evet Sait Faik’in insan sevgisi, aynı zamanda hayvan sevgisi, doğa ve deniz sevgisi, hepsi ayrı ayrı ve birlikte eşşizdir ve Sait Faik’ten başka bir yazarda bir arada bulundukları pek söylenemez ama, başka yazarları ‘insansevmez’ olarak nitelemek de, cüretkârlığının yanısıra doğru da sayılmaz!

‘Ve’ bağlacını kullanmamaya özen gösterdiğini yazmış bir öğrenci. Öğrencilerin çoğu da Lüzumsuz Adam kitabını okumuşlar, onun üzerinde durmuşlar. Ödevlerde birbirine benzeyen ve tıpatıp aynı ifadeler, yargılar görünce anladım durumu. İnternette Lüzumsuz Adam’la ilgili bol miktarda yazı ve yorumla karşılaştım. Merak ettim, acaba Sait Faik’in en çok hangi kitabı okunuyor, satılıyor? Yani Sait Faik’in Kürk Mantolu Madonna’sı hangi kitabı acaba ya da var mı?

Bir "düşünce öykücüsü"dür demiş biri. Bir diğeri "mevsimlerin her birine ayrı ayrı değer verir, hissettirir” diyor, ilginç bir saptama. ‘Lirik tavır’, belki de bu kavramı ödünç alarak kullanan öğrenci, yazarın şiir değil, şiir gibi öykü yazdığını beliriyor. Minör öykücü, minör yazar diyor bir öğrenci. ‘Yazmak bir ihtiyaçtır onun için’ demiş biri, hem de nasıl hem de nasıl? “Yazmasam deli olacaktım” demiş adamdır! Daha ne desin, daha nasıl denir? “Yazmak yaşamaktır, yaşamak yazmak” düsturunun yaşamış, yazmış, yaşatan ve yazdıran en güzel örneği için.

Sait Faik yaşıyor!

Bence de. Yalnız o mu, Sabahattin Ali, Nâzım Hikmet, Yaşar Kemal, Orhan Kemal de yaşıyor. Yapıtlarının yeni kuşaklar, öğrenciler, gençler tarafından okunması onları yaşatıyor. Hatta yaşadıkları dönemlerden daha da çok yaşatıyor! Sait Faik okurken "o anda oradaymışım, Sait Faik de yanımdaymış, öykü kahramanlarının hepsini de tanıyormuşum!" duygusunu yaşıyormuş öğrenci, öyleyse ‘Sait Faik de yaşıyor!’ diye düşünmüş, ne güzel! Okuyunca yaşatıyorsunuz, her okuyan daha çok yaşatır şairleri, yazarları.

"Postmodern de diyebiliriz" diyor biri ödevinde. Niye? Çünkü "Büyük sonlarla bitmiyor öyküleri, bazen de hiç sonu olmuyor!"

Başka biri de "şair" diyor, çünkü "şair gibi boşluklar bırakıyor ve onları düşlerimizle tamamlamamızı istiyor". Düş gibi de yazıyor ve bana kalırsa ‘gerçeği en güzel onun öykülerinde düşlüyoruz’.

Peki nasıl anlatıyor? “Bir bardak su doğallığında” anlatıyor insanı. Hikâyeleri ise “güneşli günlerde çekilmiş fotoğraflar gibi”, yani aydınlık, parlak, ışıklı, umutlu, sevinçli ve mavi.

Bir çalışmada da Lüzumsuz Adam’daki anlatımdan şöyle söz ediliyor: “Yeni zaman masalcısı gibi, masal gibi anlatır. Masal kahramanları gibidir kişileri ve masalı sıradan, olağan, doğal, gündelik bir anlatıya dönüştürür.”

"Romantik yazar örneğidir" diyen de olmuş. Şu cümleler kimin kaleminden çıkmış bilemedim: “Şefkatli bir yazar. Öyküleri adeta şefkatli bir anne elinden çıkmış bir tas çorba gibidir. Öyküleri okudukça sanki karnınız insanlığa ve umuda doğar.” Katılmamak mümkün mü?


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR