Okulun bahçesinde bir gürültü. Çocuklar bandoda. Nisan rüzgârı kayısı ağaçlarını arsızca savururken çiçeklere meyve olmayı vaadediyor. Öğretmen de çocuklara bandocu olmayı. Diğer çocuklar gülüyor, oynuyor bir oraya bir buraya koşuyorlar. Bir çocuk var, beton gibi soğuk bakışlarıyla uzaktan izliyor herkesi. 23 Nisan şenliklerine hazırlanan çocukların haliyse tam bir şenlik. Yarı canlık nefesleriyle üflüyorlar borazana. Bir yandan da, "Taze de pişmiş fasulye ye ha ye ha ye" diye bağırıyorlar. Tepelerindeki güneşe aldırmadan vuruyorlar da vuruyorlar, tak tak tak. Ye ha ye ha ye.
Kantinci Hayriye belediyenin ucuz maliyetli bankına kuruluyor. Yirmi beş kuruşluk kârım var. Yirmi beş kuruş. Dizine vuruyor, uğunuyor. Sayıp sövüyor, hay o parmaklarım kopaydı da basmayaydım o zıkkıma diyor. Nefesimiz kokuyor. Tombul kapkara elleriyle bir su alın bari çocuklar, diyor ama nafile. Aldıran yok. Bir top kek beş lira, bir su iki buçuk lira. Simit dört lira. Aman bizim kız okudu, okudu da ne oldu. Yüksek yerlerde adamın olmayınca evi bekliyor. Basıyor sonra kahkahayı sarı dişleriyle.
Kızlar okulun bahçesini moda yarışmasındaki yürüme platformu gibi görüyorlar. Birbirlerine uzaktan burun kıvırıp, omuz silkiyorlar. Instagram’daki ablalar gibi oturup karınlarını içeriye doğru çekiyorlar. Ses tonları, uçuşan saçlar, yarım ağızlar, bayık gözler. Başka bir kız çocuğu zarif bir biçimde yan tarafından sökülen taytına aldırış etmeden yürüyor da yürüyor kırmızı halıda. Tiktokvari, başıboş ve hissiz.
Hademeler, derslikleri, tuvaletleri, çöpten taşan pedleri, yarım kalan sabunlukları, boş tuvalet kâğıdı rulolarını görmezden gelerek, üç ağız kurulmuşlar banka. Okula gelen köyün kadınlarını gözetliyor, dersteki her şeyden habersiz öğretmenlere yakıştırıyor, boş aylak fantezilerle gülüp eğleniyorlar. Ağızlarından yayılan salyalar, önce üzerlerine sonra okulun tüm zeminine yayılıyor. İftara beş kala sabunlu, tayzikli suyla bir güzel yıkıyorlar her yeri. Bok kokusu kalıyor bir tek, çürüğümsü.
Hasan Hüseyin geliyor, oyun açsana oyun diyor. Ne oyunu. Silah oyunu. Aksiyonlu, çok adam öldürüyorum onunla. Roblox var bir de, akın oyunları diye araya giriyor Eray. Bir arkadaşın evini patlatıcaz robloxta. Traktör oyununu da seviyor, Hasan Hüseyin. Muhammet de pes ve papçi. Elif saklambaç seviyor, bir gün saklanırken cüzdan bulmuşlar, içindeki parayla da dondurma almışlar, Ela yerden yüksek diye bağırıyor. Gta 5 diyor, Pks, Satranç diyor Eren. Akşama soygun var, robloxta banka soyacak deniz, parayı fakirlere dağıtacak sonra.
Okulun hemen yanında yarı zamanlı iğne oyası ve kuran kursu. Tabelasında, Önce Çekiştirme Sonra Tövbe yeri yazıyor. Evden kaçmak isteyen kadınların gözde mekânı. Şıkır şıkır altın bilezikli kursiyerler, her öğlen kısır ve patates salatası eşliğinde köyün en önemli sorunlarını konuşuyorlar. Konuştukça davul gibi şişiyor karınları, yerlerinden kalkamıyorlar. Köyde adı hoppaya çıkan Nezahat gelip topluyor onları oradan, tüy gibi hafifliğiyle.
Penceresi açık kalan derslikten dışarıya doğru, Nâzım Hikmet’in dizeleri duyulur gibi oluyor, yarı belirsiz az gürültülü bir sesle. Ders bitmek üzere. Bank müdavimleri hademelerden boş kalan banklara kurulmuşlar okula geleni gideni izliyorlar.
Siyah bir audi okulun önüne kadar geliyor. İçinden, pimapen mağazasının sahibi cılız Necla en havalı gösterisini yaparak iniyor. Baştan aşağı siyah, baştan aşağı demir gibi sert. Bugüne kadar köyde gevşek ağızlı, düşük donlu hiçbir adama evet dememiş olan Necla’ya kadınlığını beş tane altın bileziğe sakız gibi çiğnetmiş bank müdavimleri acıyarak bakıyorlar. “Vah vah fındık kadar şeysi kuruyup gidecek” diye dizlerini dövünüp duruyorlar.
Dizlerine vurdukça, etleri kemiklerinden ayrılıp yerlere düşüyor. Ağır eksik vücutlarını sürükleyerek okulun bahçesinden çıkmaya niyetleniyorlar. Necla, bahçeye doğru bakınca et yığınlarından ve etlere üşüşen iştahlı kedilerden başka bir şey görmüyor oysa. Siyah audisine binip, müziğin sesini açıyor. Basıyor gaza. Birkaç saniye içinde okulun bahçesini çarşaf gibi kaplayan toza bırakarak, dükkanına doğru yol alıyor.






