Ölüm Hissi
11 Aralık 2018 Öykü

Ölüm Hissi


Twitter'da Paylaş
0

Yaşamın sonu hiçbir zaman bana ırak gözükmedi.

Her yüzde, her solukta,

her büyüyende, her yaşlananda,

her sarılmada, her sabahta gördüm

yaşamın sonunu.
(Tezer Özlü, Yaşamın Ucuna Yolculuk, s. 36) 


Öyle ansızın, hiç olmadık bir anda, hiç olmadık bir durumda ölüm korkusu gelip dokundu Deniz'in yüreğine. Öyle ince, öyle hafif bir dokunuştu ki gelip dokunmasıyla çekip gitmesi neredeyse birdi. Ama onun yüreğinde bıraktığı o tedirginlik, o his, o titreyiş ne zaman çekip gidecek, belli değil. 

Acaba gerçekten ansızın mı gelmişti, yoksa tam zamanı mıydı, böyle mi planlanmıştı, ömrünün bu biricik anında mı olması gerekiyordu? Bedeni, doğası böyle mi istemişti? Yoksa inanmadığı, doğrusu varlığına dair hiçbir şey hissetmediği bir tanrı mı böyle karar vermişti? İşte tam da böyle olur olmaz bir anda kalbinin kıyısına bırakmıştı o hissi. Şimdi nasıl yaşayabilirdi bu hisle, nasıl kovabilirdi onu yüreğinden?

Bir tatil günüydü. Kahvaltı yapıyorlardı. Hayatımın anlamı dediği iki kızı, sana her doğan günle yeniden aşık oluyorum dediği sevgilisi, yemese dahi kahvaltı sofrasında her zaman olmasını istediği siyah zeytin, fırından her aldığında sanki ilk defa kokusunu alıyormuş gibi kokusuyla mest olduğu taze ekmek, çocukluğunun muhteşem ikilisi bal ve kaymak, ilk tattığı anda çarpıldığı Van otlu peyniri, bir gün içmese başının ağrıdığı çay vardı. Fonda, konuşmaları bastırmayacak tonda Bach'ın çello suitleri çalıyordu. Mutlu bir an, 'yaşamak ne güzel şey be!' dedirten bir an. Ama zihninde o vardı işte, yüreğinin derininde bir yerde o his vardı. Ölüm hissi. Kovamıyordu bir türlü. 

Yaşarken ölüme dahil midir insan? Ölüm insandan öte midir acep, yoksa ona içre midir? Bir bardak çayı yudumlarken, kaymak sürülüp bala bandırılmış bir lokmayı büyük bir iştahla yutkunurken, en sevgililerinin gülüşünde yitip giderken veyahut insan varlığının tarihsel teknolojik başarısını gösteren bir habere bakarken ya da o haberi öyle sanırken çıkıp gelir mi bir yerden ölüm duygusu? Orda değil de hep burda mıdır yoksa, içimizde bir yerde, belki de çok gereksiz saydığımız bir organımızın bir tek hücresine saklanmıştır ve onu hiç önemsememişizdir, ta ki biz o organımızın varlığını farkedene kadar… Şu kâsede duran, biraz sonra çatalı batırıp ağzına atacağı zeytinde mi yoksa? Çekirdek boğazına kaçacak, öksürecek, ne yaparsa yapsın nefessiz kalacak ve öylece hayatı son bulacak. Şu an, şu dakka öyle birden bire duruverebilir miydi kalbi mesela? Annesinin rahminde büyürken öyle pıt pıt diye birden atıvermesi gibi. 

Durmadı kalbi. Hâlâ atıyordu. 

Bir gün dans ediyordu kızlarıyla Deniz. Dolores, I Really Hope’ u söylüyordu. Kızları açmıştı şarkıyı. Biri bir elinden, diğeri öteki elinden tutup dansa kaldırmışlardı. Zıplıyor, kafa sallıyor, etrafında dönüyor, komik hareketler yapıp birbirlerini güldürüyorlardı. Şarkı bitiriyor, tekrar açıyorlardı. On beş dakika mı, yirmi dakika mı, yarım saat mi dans ettiler. O anda ayağı halıya takılıp düşse, kafasını koltuğun yanında duran sehpaya çarpsa ve kalbi dursa, diye düşündü aniden. Bir ürperti sardı içini. Evde kızlarıyla yalnızdı. Ne yapardı kızları? Daha fazlasını düşünmek istemedi ve oturdu kanepeye. Kızların ısrarlarına rağmen kalkmadı. 

Durmadı kalbi, ürpertinin ve dansın da etkisiyle gümbür gümbür atıyordu.

Bir gün, insanın evrendeki kapladığı yere dair bir video izledi Deniz. Çimlerde uzanmış bir kadından  uzaklaşıp, dünyayı, güneşi, samanyolu galaksisini ve daha ötesine geçip evreni iç içe geçmiş sonsuz sayıda ve derinlikte veriyordu video. Sonra görüntüler geri sarıyor ve insanın bedenindeki en küçük parçacıklara uzanıyordu. "Şu sonsuz evrende bir insan olarak benim yerim ne ki? Nefes alıyor olmam ile nefes almıyor olmam arasında ne fark var ki?" diye uzun uzun düşündü Deniz.

Kalbinde incecik bir sızı hissetti ama sonra ansızın beynindeki kımıl kımıl kurtlar dağılıp gitti.

"Yaşamak" dedi Deniz ve öldüğü ana dek, ki öyle ansızın gelmişti o an, ölüm hissinin yüreğine düşmesinden yıllar yıllar sonra, bir daha ölüm hissini duymadı.


"İnsan, hem yaşamı, bize sunulan bu en yüce olguyu,

hem de yaşam sonunda sonsuzluğa varmayı hak etmek zorunda.

Yaşam, bu gelişmeye tüm kapılarını açan bir olgu.

Gelişigüzel geçip gidilecek bir varoluş değil insan varoluşu.

Biçimlendirilecek, değiştirilecek, sınırsızlaştırılacak bir HER ŞEY."

(Tezer Özlü, Yaşamın Ucuna Yolculuk, s. 52)


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR