Şiirimin ayarsız bir dili var, ne zaman ne söyleyeceğini pek kestiremiyorum, tekinsiz biraz da.
Onur Köybaşı ile Aleni Kitap etiketiyle yeni baskısı okurla buluşan şiir kitabı Kabuğunu Arayan Yara hakkında konuştuk.
Serkan Parlak: Onur Bey, yazın ilk günlerinde Kabuğunu Arayan Yara'nın altı yıl aradan sonra yeni baskısı Aleni Kitap etiketiyle okurla buluştu. Kurmaca türlerle olan ilişkiniz, yazma serüveniniz ve şiir kitaplarınızın ortaya çıkış süreçlerini anlatabilir misiniz?
Onur Köybaşı: Evet, altı yıl sonra yara yeniden kanamaya başladı ve kabuğunu aramak için Aleni Kitap etiketiyle yola koyuldu. Benim için heyecanlı bir süreç. Teklif bana geldiğinde tereddüt etmeden kabul ettim. Kapağını Sertaç Altuntepe hazırladı ve ortaya muhteşem bir şey çıktı.
Kurmaca türlerle ilişkim aslında çocukluğumda başlıyor; dedem beni kucağına alıp dağa çıkan bir sineğin hikâyesini, teyzemse nehirde bulaşık yıkayan bir kızın masalını anlatırdı bana ve bunlar müthiş ilgimi çekerdi, baksanıza şimdi bile hatırlıyorum. Sonra kitaplar, filmler ve dahası. Lisede Behçet Necatigil’in bir şiirine rastlayınca şiire ilgim artmaya başladı. Sonrası serbest düşüşler, serbest vuruş denemeleri diyerek üniversitede dergilerde şiirlerim yayımlanmaya başlandı. Bu şiirleri basılı hale getirmenin hevesiyle bugünlere geldim. Punk DNA kitabıma kadar şiir kitaplarımın ortaya çıkış süreci hep aynıydı. Şiirler yazılır, sonra dosyalanır ve basılırdı. Ama Punk DNA ve sonrakiler için çok daha özgür, kalıpsız gelişmeye başladı süreç. Şimdiki durumdan çok daha fazla memnunum.
SP: Her ne kadar okuma ve yazma deneyimleri, işçilik ve gözlem gücü önemli olsa da şiirlerinize başlarken ilham kaynaklarınız neler oluyor? Bu soruyla ilişkili olarak şunu da sormak isterim, şiir taslaklarınızı nasıl oluşturuyorsunuz?
OK: Rahatlama isteği, irin çıkarma gibi bir şey. Sürekli tekrarlanan iltihap ve onu boşaltma eylemi, yazmak deyince aklıma bu geliyor. İlham ise bulaşıcı; başka bir şiirden, filmden, romandan, yaşadıklarımdan ya da görüp duyduklarımdan enfekte olmak gibi bir şey. Enfeksiyon gibi, sonrası sayıklama. Şiir taslaklarımı her an her yerde oluşturabiliyorum. Telefonda notlarıma, bazen ses kaydı, bazen kâğıda yazarak. Sonra bunları muhakkak bilgisayar başında düzenliyorum. Bir şiiri telefonda yazarak hiçbir zaman tamamlayamam.
SP: Elinizdeki malzemeyi kurgu için yeniden üretip dönüştürürken nasıl bir süreç işliyor, dil-anlatım, imge dokusu, akış, tutarlılık, atmosfer gibi öğeler söz konusu olduğunda.
OK: Süreç bazen çok hızlı gelişiyor, son zamanlarda şiirim beni ele geçirmekte ustalaştı. Beni kalıplardan çıkarmaya çalışıyor ve başarıyor. Ben büyüdükçe o daha haylaz ve yaramaz bir şeye dönüştü. Ama hüzünlü bir yaramazlığı var, duygusal da biraz, burnundan kıl aldırmıyor. Şiirimin ayarsız bir dili var, ne zaman ne söyleyeceğini pek kestiremiyorum, tekinsiz biraz da. İmge kovalamayı bırakalı çok oldu. Sıradanlık sıkıcı bişi, vahim ve boğucu. Bu sebeple farklılığı yakalamaya çalışıyorum bir yandan, özümsemeye kaçtıkları şeylerden bahsediyorum biraz da.
SP: Aşk, sevgi, mutluluk, özlem, hüzün, ayrılık, yalnızlık, gösteri toplumu, sosyal medya, rüyalar, hayaller ve alternatif yaşamlar… Şiirlerinizde ön plana çıkan izlekler hakkında neler söylemek istersiniz?
OK: Onlar bence söylüyor söyleyeceklerini şiirlerimde. Bu izlekler aslında herkesin hayatından birer kesit, ama benim için kıymetli olan bunları şiirde nasıl verdiğim. Yoksa saydığımız şeyler yüzyıllardır işleniyor, işlenmeye de devam edecek, ama sanırım asıl mesele bunu nasıl işlediğimiz ve karşıya nasıl aktardığımızla ilgili. Tam da burada sıyrılmayı beceriyor üreten benim için. Her geçen gün çoğalan sosyal baskıların ve sosyal medyada herkesin bir ünlüye dönüştüğü, ölü sevici yayınevi terörü zamanlarından geçiyoruz. Hele ki konu şiirse daha derinlere inmenin gerektiğini düşünüyorum. Kazı çalışması gibi.
SP: Onur Bey, okurlar olarak metni okurken aslında bizi sadece anlatıcı ilgilendirir. Yazar, şair bizi ilgilendirmez, yaşam öyküsü dahil. Değerlendirmelerimizi anlatıcı üzerinden yaparız. Kurmaca metinlerde çözülmesi en zor konulardan olan anlatıcı meselesi hakkında kitabınızdaki şiirlerinizde ne gibi problemlerle uğraştınız?
OK: Gündelik hayatın problemleri, bedenin inşası ya da yıkımı, Promili yüksek duygular; aşk, histeri, takıntılar, fobiler (transfobi, homofobi…), kimlikler, sahte profiller, olmaya çalışılan şeylerin tersine daha da olamamanın zıtlıkları, hezeyanlar… Daha birçok şeyi sıralayabilirim.
Poetik hazdan ziyade derdimi anlatmanın çabası var yazdıklarımda ve bunların hepsi gündelik hayatta fazlasıyla var.
SP: Sizce romanda, öyküde, şiirde tarihsel döneme göre bazı konular, izlekler ön plana çıkıyor mu? Son dönemde geçmişle hesaplaşma, ilişkiler, kadınlık ve erkeklik durumları, aile ve bireysel yabancılaşma mesela?
OK: Bu izlekler hep var ve hep olmaya da devam edecek. Bellek aktarmada geçmişle hesaplaşma, bütün insani durumlar ön plana çıkar. Kişi, belleğin oyununa yenik düşüp yaşadıklarını uydurabilir hatta. Geçmişi aktarma, hatırlama biraz da uydurmadır aslında. Romanda, öyküde, şiirde hatta bütün disiplinler içinde belleğim içindekiler sürekli değişir, dönüşür ve bir yerden sonra kendini dışarı atar.
SP: Onur Bey, son olarak başucu roman, öykü ve şiir kitaplarınızı sormak istiyorum.
OK: Sarah Kane, Psikoz 4,48
Lâle Müldür, Saatler Geyikler
Monika Maron, Animal Triste
Agota Kristof, Büyük Defter, Kanıt, Üçüncü Yalan






