Oyuncunun Görevi
14 Şubat 2020 Tiyatro

Oyuncunun Görevi


Twitter'da Paylaş
0

Mantıklı olan, kendinizi sadece değiştirme kapasitenizin olduğu şeylere adamanız ve hiçbir zaman etki edemeyeceğini şeylere vakit, düşünce ve enerji harcamaktan kaçınmanızdır.

J.D. Salinger bir zamanlar, "Yazar olmadan önce bir okurdunuz," demiş. Aynı şekilde bütün oyuncular işe önce seyirci olarak başlar. Bizi tiyatroyla ilgili ilk etkileyen şeyler nelerdi? Neler bizi tekrar tekrar tiyatroya çekiyor? Her seyircinin koltuğunda hareketsiz kalmasına ve boğazında bir şeylerin düğümlenmesine yol açan o özel anları yaratan nedir? Bu anları yaratmak tek başına hiç kimsenin kontrolünde değildir, onların yaratılışı oyuncular, yönetmen, teknik ekip ve seyircilerin paylaştığı bir süreçtir. Oyuncu bu durumu fark edip, "Bu özel anlarn yaratmak benim görevim" demenin mantıksızlığını anlamak zorundadır. Onun yerine, bütün yapabileceğinin, sahnelenen oyuna en iyi şekilde hazırlanıp tiyatroya gelmek olduğunun farkına varmalıdır. Oyuncunun bu amaca ulaşmak için neler yapması gerektiğini belirlemesi ve sonrasında bunlar alışkanlık haline gelene kadar istikrarlı bir şekilde uygulaması, ona her zaman ne yapması gerektiğini ve gerçek görevini bilmenin hazzını yaşatacaktır.

Diğer taraftan oyuncu görevinin açıkça tanımlanabilir olsa da kolay olmadığını keşfedecektir. Örneğin, sahnede görevini ideal şekilde yapabilmesi için bir oyuncunun güçlü, anlaşılır ve yankılanan bir sese sahip olması gerekir. Bu tip bir ses geliştirmek içinse, pek çok kişinin yıllar süren ve her gün azimle ses egzersizleri çalışmasını gerektiren bir eğitimden geçmesi lazımdır. Aynı şekilde, oyuncu vücudunu kendisinden isteneni verebilecek biçimde geliştirmesi gerektiğini bilir, ama yine bu da doğuştan gelen fiziksel kısıtlamaların (bunlarla ilgili yapabilecek bir şey yoktur) izin verdiği ölçüde vücudu güçlü, esnek ve zarif hale getirmek için egzersiz yapma disiplini ve hareket eğitimi gerektirir. Oyuncu kendini gerçekten cesaret isteyen bir şekilde, dürüstçe mercek altına almalı ve sağduyusunu kullanarak zayıf yönlerini saptamalıdır. Sonrasında da bunlardan hangilerini değiştirme gücüne sahip olduğunu belirlemelidir. Buradan hareketle kendini, kontrolünde olan şeyleri düzeltmek için elinden gelen her şeyi yapmaya adamalıdır ve şartlar imkân verdiği ölçüde, olmak istediği ideal kişi haline gelebilmek için iradesini kullanmalıdır. Böylece tiyatroya geldiğinde kendine, "Görevimin ne olduğunu kesin olarak biliyorum. Sahneye hazır olmak için yapabileceğim her şeyi yaptım," diyebilmenin tatminini yaşar. Bu durum oyuncuyu sahnelenen oyuna kendini bütünüyle verebilmesi için serbest bırakır, çünkü daha fazla hazır olmak için ne yapabileceği konusunda endişelenmekten vazgeçer.

Bir oyuncu olarak kendiniz için yapabileceğiniz en iyi şey, sorumluluklarınızı belirleyip listelemek ve bunları sorumlu olmadığınız şeylerden net bir şekilde ayırt etmektir. Başka bir deyişle, kontrolünüzde olan ve olmayan faktörleri sıralayın. Stoacı bakış açısıyla, sadece kontrolünüzde olan faktörler üzerinde çalışıp kontrolünüzde olmayan şeyler için endişelenmeme felsefesini uygularsanız, geçirdiğiniz her an somut olarak oyunculuğunuzun gelişmesine katkıda bulunacaktır. Neden vaktinizi ve enerjinizi sesiniz, konsantre olabilme beceriniz, metni doğru analiz edebilme yetiniz ve vücudunuz gibi ölçümlenebilir beceriler geliştirmeye adamayasınız? Öte yandan, diğer insanların size bakışı, oyunun genel olarak başarısı ya da başarısızlığı, yönetmenin ve diğer oyuncuların becerisi (ya da beceriksizliği), hangi eleştirmenlerin oyunu izlediği, boyunuz, hisleriniz ve benzeri konularda endişelenmek size ne kazandırabilir ki? Bunların hiçbiriyle ilgili ne şimdi ne de başka bir zaman yapabileceğiniz bir şey yoktur. Dolayısıyla, mantıklı olan, kendinizi sadece değiştirme kapasitenizin olduğu şeylere adamanız ve hiçbir zaman etki edemeyeceğini şeylere vakit, düşünce ve enerji harcamaktan kaçınmanızdır.

Bir oyuncu olarak asla "yetenek" ile kafayı bozmayın. Yetenek, eğer varsa bile, tamamen kontrolünüz dışındadır. Yetenek her ne ise, sizde ya vardır ya da yoktur, o halde bu konu hakkın da endişelenerek neden enerjinizi harcayasınız? Oyunculuk için sizin ihtiyacınız olan tek yetenek çalışma yeteneğidir -başka bir deyişle, oyunculuk sanatını oluşturan becerileri öğrenme azmini gösterebilmektir. Basitçe anlatmak gerekirse, bu konuda azmeden herkes oyunculuk yapabilir ve oyunculuk yapmak isteyip yeteneği olmadığını söyleyenler aslında yetenek eksikliğinden değil irade eksikliğinden sıkıntı çekmektedirler.

Oyuncunun görevinin bir diğer önemli parçası, oyunun hayali şartları altında gerçekçi bir şekilde yaşamanın bir yolunu bulmaktır. Bu yüzden oyuncu metinde basit ve oynanabilir anlamda neler olduğuna karar verebilmelidir. Eğer oyuncu her sahnede kendine kişisel olarak önem arz eden ve fiziksel olarak yapılabilecek bir şey bulursa, sahnede her zaman dikkatini odaklayabileceği ve kendi performansının başarısı ya da başarısızlığından daha önemli bir hedefi olur. Bir kez daha oyuncunun, sağduyusunu kullanarak, kontrolü dâhilinde olan ve olmayan faktörleri belirlemesi gerekir. Duygularınız sizin kontrolünüzde değildir, dolayısıyla sahnenin herhangi bir ânında "Şu şekilde hissetmeliyim" demek sağduyu sınırlarını aşar. Onun yerine, "Bu sahnede yaptığım şey bu ve nasıl hissetmeme yol açarsa açsın bunu yapacağım" diyebilmeniz gerekir.

Şunu anlamanız gerekir ki oyunculuk, marangozluk gibi, belli beceriler ve araçlar gerektiren bir zanaattır. Bu becerileri ve araçları edinmek için iradenizi gayretle ortaya koyarak eninde sonunda onları alışkanlık haline getirirsiniz. Becerileriniz alışkanlık haline dönüştükten sonra artık tekniğe odaklanmanıza gerek kalmaz. Geliştirmiş olduğunuz zanaat sizin için çalışacak ve size kendi sınırları içinde özgürce hareket etme imkânı sağlayacaktır. Örneğin, eğer yoğun bir şekilde uzun süre sesiniz üzerinde çalıştıysanız, dikkatinizi sesinizin yeterince güçlü çıkıp çıkmadığına değil sahnede olup bitene odaklamakta özgürsünüzdür.

Bütün bunlar size çok fazla iş gibi gelmiş olabilir ki gerçekten de öyledir. Oyunculuk sağduyu, cesaret ve güçlü bir irade gerektirir; size verilen metni basit ve oynanabilir bir şekle çevirmek için sağduyu; başarısızlık korkusu, utangaçlık ve bir sürü başka engele rağmen kendinizi oyundaki eylemin içine atabilmeniz için cesaret; ve kolay bir şey olmamasına rağmen ideallerinize sadık kalabilmek için irade.

Yaşadığımız dünyada, birbirimizle basit ve dürüstçe, hissettiğimiz gibi iletişim kurmamız her gün daha da güçleşiyor. Yine de varoluşumuzla ilgili gerçeği paylaşmak için tiyatroya gitmeye devam ediyoruz ve -ideal olarak-bu tarz bir iletişimin hâlâ mümkün olduğunu bilerek oradan ayrılıyoruz. Tiyatro basit insani değerleri ön plana çıkararak, izleyicilerin gördüklerinden etkilenmiş bir şekilde salonu terk etmelerine ve hayatlarını bu değerlerin ışığında yaşamaya çalışmalarına aracı olabilir. Sahnede tüm imkânsızlıklara ve korkularına rağmen elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışan birini gören izleyiciler, bu kişideki yapabilme kapasitesiyle kendi içlerindeki potansiyeli özdeşleştirirler. Burada bahsi geçen, oyuncunun sahnede "muhteşem bir performans" sergilemesine yol açan bir irade değil, kendi basit insani değerlerini ve bu değerlerin yol açtığı eylemler ortaya koyabilen bir iradedir. Gerçeğin ve faziletin toplumun hemen her alanında bu kadar nadir olduğu bir zamanda dünyanın tiyatroya, tiyatronun da insan ruhunun gerçeğini sahneye taşıyabilecek oyunculara ihtiyacı var. Tiyatro artık toplumda insanların gerçeği duymak için gidebileceği tek yer olabilir.

(Kaynak: Melissa Bruder, Lee Michael Cohn, Madeleine Olnek, Nathaniel Pollack, Robert Previto, Scott Zigler, Oyuncu İçin Pratik Elkitabı, Metis Yayınları, 2013)


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR