Pazartesi
27 Ekim 2019 Öykü

Pazartesi


Twitter'da Paylaş
0

“Herkesin ortasında Domuz’a ‘kıçımı ye’ demen iyi olmadı,” diyor Sarıkafa. Geri zekâlı ergen, o kadarını ben de biliyorum da fizikten bu kadar yavşak soruların çıkacağı kimin aklına gelirdi? Ayrıca, hak etti zaten puşt! Bu arada battık tabii, o ayrı. Fena battık!

Son aylarda iyice sertleşti her şey. Eskiden birkaç haftada ancak bir iki kişi kurşuna dizilirdi pazartesi günlerinde, o da bazen matematikten filan olurdu. Öğretmenler ateş ederdi ayrıca; şimdi, yeni yönetmelikle sınıf birincilerine verdiler o işi. ‘Arındırma Müfrezesi’ diyorlar adlarına, havalı isim! Üç kuruşluk sivilceliler, kıçımın kenarı soytarılar, sırf kimyadan matematikten birkaç şeyi daha iyi ezberledikleri için titrek elleriyle tüfekleri kapıp sıraya diziliyor, “Tembellik ihanettir!” diye çığrışıp basıyorlar tetiğe. Okulun arka tarafında koca bir mezarlık oluştu artık. Ortada bir yerde Hademezo’nun kulübesi baykuş yuvası gibi duruyor, herifin kendisi de öyle. Uğursuz pezevenk karanlık suratıyla kantinin köşesinde oturuyor şimdi ve gözlerini çoktan üstüme dikti bile. Sınav sonuç listelerinin açıklanmasını büyük bir zevkle bekliyor. Merakla değil ama zevkle! Biliyor çünkü! Sonuçları biliyor!

Sarıkafa haksız değil aslında. Kötü bir çocuk da değil. Konuşurken öyle acır gibi bakmasa daha iyi ama acınacak bir durum da var gerçekten. Boka sardık! Geçen pazartesi, C-9’lardan biri ne kadar ağlamıştı kurşuna dizilirken. Müdürün konuşması sırasında, tam “Ulusun Kurucusuna Teslimiyet Kasidesi” bölümüne geldiğinde düşüp bayılmıştı öylece. Hademezo –tabii ki mavi eldivenleriyle!– kollarından tutup ‘Yüce Bayrak’ direğine bağlamak zorunda kalmıştı onu. Biyoloji limitini sıfırlamıştı salak! Müdür muavininin dersi üstelik, hiç şansı yoktu! Sonra bir koku yayıldı ortalığa filan, altına yaptı zavallı, ön sıradaki kızlar gülüştüler aptal aptal.

Babam olsaydı… Off! O da gitti kendini trafikten ziyan etti. Otoyol boyunca uzanan “Sensiz de Varız” mezarlığında yatıyor şimdi, son üç ayda altı kez kural ihlali yapmayı nasıl başardıysa artık, eksi sekize düştü ve finita! Yedi-dört-üç-iki-tire-c numaralı çukurda gömülü. Kâğıtlarda gördüm ama gitmedim hiç. Gidip ‘Aşırı Kural İhlali’ nedeniyle bize taktığı eksi genetik puanlarını sorsam cevap mı verecek sanki? Annem de hızlı çıktı maşallah! Babamın ve dayımın yarattığı eksileri toparlamak için haftasına varmadan yeni birini buldu kendine! Şişko, çilli, sevimsiz bir herif ama kırk yaşındayken artı seksen yedi nokta dört puanı var. Nasıl bir ot gibi yaşamışsa artık! Doksan yaşından aşağı ölmez geri zekâlı, kesin!

Dayım artık bir Gri! ‘Genetik Sorumluluk Prosedürü’ gereğince bu durum ailenin tümü için baştan eksi üç puan anlamına geliyor. Ortalıkta yok, ölü mü sağ mı bilmiyoruz. Çünkü ‘Gri’ kodla aranıyor ve bunun anlamı öldürüldüğünde yakınlarına haber verilmemesi demek. ‘Telef’ diyorlar buna, onursuz ölüm! Koyu bir sis perdesi var, akıbeti meçhul! Son görüştüğümüzde, yeni aranmaya başlamıştı o zamanlar, “Gri’nin sırrı bu zaten,” demişti, “Bilerek bir karanlık yaratıyorlar; böylece gerçekten kaç Gri’nin yaşadığı ve gerçek ‘Telef’ miktarı bilinmiyor, herkes herkesi öldü sanıyor.”

Ne boksa işte, sevgili dayımız, sonuçta GSP’den bize eksi üç takmış oluyor. Beyimizin isyancı fikirleri yüzünden biz okkanın altına gidiyoruz!

“Üçlü’ye de çıkamazsın ki sen,” diyor Sarıkafa kulağımın dibinde. Arkadaş değil felaket tellalı! “Kimse koltuğunu döndürmez senin için oğlum,” diyor; “O işler öyle masum değil, hangi öğretmen butona basıp dönecek de seni ‘Koruma Kalkanı’na alacak? Belki ‘Gelecekten Kredi Protokolü’ talep edebilirdin ama onu da Domuz’la takışmadan önce düşünecektin.”

“Sittir git başımdan lan!” diyorum, gerginlikten geberiyorum zaten, bik bik konuşuyor hiç ara vermeden. Haklı ama. Tamam, ben de biliyorum, haklı. Kimyadan matematikten filan tavan yapabilseydim ya da fizikçiye yağcılık yapıp “bir yanlış dört doğruyu götürür” seviyesinden “bir yanlış üç doğru” seviyesine tırmanabilseydim, belki yine paçayı kurtarma ihtimalim vardı. 

“Birincilere ne oluyor sence?” diye soruyor dayım. Fesat kumkuması lan herif! ‘Münafıklık Kriterleri’nin kaç maddesi varsa hepsine uyuyor! “Hiç birinci gördün mü sen okuldan sonra şurada ya da burada? Hepsi kayboluyor ortadan, kaybediyorlar! İstemiyorlar ki onları. İstedikleri, ortadakiler, senin gibi kendisini tehlikede hissedip direğe bağlanmamak için her haltı yiyebilecek olanlar.” Fesat! Bildiğin fesat! Kafasını karıştırıyor insanın. Artık evde yok ama hayaleti dolanıyor sanki odalarda. “Z bölgesindeki okullarda böyle bir şey var mı sanıyorsun? Onların çocuklarından kimse kurşuna diziliyor mu acaba? Hiç düşündün mü bunu yeğencik?”

Yeğencik, öyle mi? Yeğencik! Yaşayıp yaşamadığın bile belli değil artık Dayıcık! ‘Telef’ misin şu anda onu bile bilmiyorum ama hâlâ kafamı karıştırmaya devam ediyorsun. Az sonra açıklanacak fizik sonuçları için ise yapacak bir şeyin yok! Pek sevgili Gri arkadaşların fare deliklerinde saklanmak yerine, şimdi, şu anda, bizim kantine bir uğrayabilirler mi acaba? Ha ha ha! Tek yaptığınız şey, ortalıktan kaybolup geride kalanlara yüklü GSP mirasları bırakmak!

Bu arada, kantinde, “Yasadışı Bahis Oynayanlar ve Oynatanlar Ağır Şekilde Cezalandırılır” tabelasının altında matematik ve fizik sonuçlarının açıklanmasından önce son kuponlar dolduruluyor. A-12’lerin tanrısı Domuz, birkaç masa ötede, durumu kontrol edebilecek bir mesafede piçleriyle birlikte oturuyor. “Bültenlere inanma,” diye fısıldıyor arkamdan biri; kalın kaşlı esmer bir B-10. “9’lardaki şu kız, bire üç nokta sekiz veriyor diye herkes atlıyor ama Domuz işi çoktan bağladı. Hatta kızın geçmiş sınav performansı ve aile hikâyesi bile bültenler için yeniden yazıldı. Düşün yani, ‘Gelecekten Kredi Protokolü’nü müdür imzaladı bile. Bütün kuponlar yatacak, anlıyor musun? Yatacak! Kız otuz iki puanı aşmayacak ve herkes tongaya basacak. Demedi deme. Sakın oynama!” Omuzlarımı silkip ilerliyorum, oynama niyetim de yok zaten. İyi bir ‘İkramiye Puanı’ işimi görürdü ama her şeyin önceden belirlendiği hileli bir bahiste saçmalık bu. Yürüyüp geçiyorum, Domuz’un imalı baş sallamasını da görmezlikten geliyorum bu arada. Eskiden, birkaç ay önce beni de yazarlardı bahis bültenlerine. Parlak günlerdi o zamanlar, yıldız öğrenciydim! Kalın kaşlıyı da şimdi hatırladım bak. Tam da umutsuz durumdayken tüyo verip iyi İP kazandırmıştım ona, evet hatırladım.

Şebeke oturmuş artık... Çok kayıplı sınıfların öğretmenleri korkudan altına ettikleri için hepsi Domuz’un ve Başmüdür’ün küçük oyunlarına dâhil oluyor. Sınıftan aşırı kayıp vererek ‘Yetersiz Performans Uygulaması’na dâhil edilmek pek parlak bir gelecek vaat etmiyor hiçbir öğretmen için. Sistem her yıl yenilenerek Başmüdür dışında kimsenin anlayamayacağı bir karmaşıklığa ulaştırıldığı için bu hengâmede kimse uçurum kenarında yürümek istemiyor artık. Testleri makine okuyor ama yazılımlar yine Başmüdür’ün elinde. Karmaşık bir ortalamalar ve eğriler, ağırlıklı puan hesaplamaları, algoritmalar sistemini artık değme matematikçiler bile çözemiyor ve en garantilisi mümkün olduğunca ortadan bir yerden gitmek oluyor.

‘Erdemli Davranış Protokolü’ bile basitti eskiden. Yanındakini dibe it, kafanı suyun üstünde tut! Asıl mantığı buydu! Çevrene bakıp uçurum hattına yakın zayıf birini bul, eksi puan yazdıracak küçük bir sırrını yakala ve ispiyon et! EDP sana doğrudan artı sekizden fazla avantaj sağlardı! Üç ay önce o yeşil gözlü kızın direğe bağlanmasında benim de payım vardı biraz. Tamam, pis bir şeydi ama iyi puan yapmıştım o gün. Şimdi iyice karıştırdılar her şeyi, bir sürü karmakarışık matematiksel işlemden geçiyor EDP başvurusu ve sonuçta Başmüdür’ün keyfine bağlı olarak artı üç verirlerse yine iyi!

Bok çukuruna doğru gidiyorum işte sonuçta! Hademezo, avludaki sandalyesine akbaba gibi tünemiş, bir milim bile kımıldamaksızın duruyor. Sakin. Çok sakin. Bugün kendisine iş çıkacağından emin. Domuz’un masasından gülüşmeler yükseliyor. Üç-beş dakika sonra ışıklı panoda fizik sonuçları açıklandığında her şey belli olacak. Üçlü Koltuklar’dan bir umudum yok; B-11’lerin pırlantası değilim artık, kimse butona elini bile uzatmaz. GKP belki ama artık ona da çok güvenemiyorum. Gelecekle ilgili ne söyleyebilirim ki onlara? GKP sisteminin özü, gelecek için ultra-yüksek puan garantisi vererek bir yaşam ipoteği imzalamak. Benim gibi çaptan düşmüşlere göre değil yani. Dilekçem Başmüdür’ün masasına bile ulaşmadan çöp kutusunu boylar ya da belki Domuz kıçını siler onunla. EDP için Sarıkafa’nın tuvaletteki küfürlerini öne sürsem, kimsenin umurunda bile olmaz; onun da sonu parlak değil zaten. Eskiden ‘okul dışı EDP’ hakkı vardı, çok suiistimal oluyor diye kaldırdılar onu. Evdeki ‘cici baba’da bir kusur bulurdum yoksa ama kaldırdılar işte.

Ortalık hareketleniyor nihayet!

Koca bir sürü, adeta tek bir kişiymiş gibi iç geçiriyor ve ışıklı panoya doğru yüzünü dönüyor. Hepsi değil ama. Bugünün talihlisini bilenler o kadar da heyecan yapmıyor belli ki. İsim ve not listeleri aşağıdan yukarıya doğru kaydıkça paçayı kurtaranların küçük çığlıklarıyla, kuponlarını yırtanların öfkeli homurdanmaları birbirine karışıyor.

Omzuma dokunan bir el: Hademezo! Daha ismim panoda göründüğü anda beliriyor arkamda. Biliyor! Önceden biliyor ve bekliyor! Tiksinti verici bir sabır ve kibarlıkla geriye dönmeni bekliyor. Tekdüze, mekanik bir sesle, prosedür gereği söylemesi gerekenleri söylemeye başlıyor. Önce, uzun ve gösterişli ‘Haysiyet Manzumesi’nden dizeler geliyor: “Miskinliğin kasığından doğan zilletle yaşamaktansa, onurlu bir kayboluşa kanatlanmalı insan / Yararsız bir varlıktan yeğdir çünkü geride kalanları kendi ibretiyle uyaran yokluk / Yüce Bayrak altında tükeniyorsa sefil bir yatakta başlayarak kendi kusurlarından ötürü bir eziyete dönüştürdüğün yolculuğun / Başkalarına armağandır artık toprağı sulayan o kirli kan damlaları / Kalsın o zaman bugüne ait olan bugünde ve yarının erdemli yaşamı / Filiz sürsün çürümüş bedenlerin bereket sunduğu toprağın derinliklerinden…” Bileğime yarı-metal, saat kayışı gibi bir şeyi geçiriyor sonra, hiç telaş etmeden. Kalabalığın bir halka oluşturarak onu izlemesi hiç umurunda değil, memnuniyet de hoşnutsuzluk da sezilmiyor yüzünün kıvrımlarında. Aynı yavaşlıkla boynumun sol tarafına küçük bir dövme yaptıktan sonra, teknik uyarılar bölümüne geçiyor: “Dilediğince gezebilir, banyo yapabilir, denize bile girebilirsin ama bileğindekini çıkarma! Çıkarman imkânsız ama yine de bir yolunu bulup çıkardığın an Gri olursun ve bu durum geri dönüşsüzdür. Pazartesi sabahı törenden yarım saat önce burada olman yeterli. Temiz bir beden ve teslim olmuş, arındırılmaya hazır bir ruhla…”

Sessizlik… Mırıldanmalar da bitiyor giderek. Sessizlik…

Arkasını dönüp gitmeden, başkalarının da işitebileceği bir ses tonuyla son sözlerini söylüyor: “Üstünde kıymetli bir şey olmasın. Bana iftira atıyorlar sonra, geceleri mezarları deşiyormuşum da, bilmemne…”

Yavaş yavaş dağılıyor kalabalık… Merkezinde benim durduğum çember gitgide açılıp genişliyor. Kural biliniyor: ‘Arındırma Öncesinde Son Temas’ zayıflıktır!

Sessizlik… Tık çıkmıyor koca salondan… Issız bir çöl gibi…

Derin bir sessizlik…  


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR