Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

24 Ocak 2022

Kitap

Petersburg’lu Usta’yı Niçin Okumalısınız?

Erdinç Akkoyunlu

Paylaş

2

0


Sadece hayal kırıklıklarımız ve işe yaramazlığımızla baltalarımızı bileyip, bulduğumuz ilk savunmasıza saldırmayı, kafatasını yarmayı, beynini parçalamayı ve akan kana bakıp uluyarak, zevkten titreyerek, başımız dönüp kendimizden geçmeyi tasarlıyor fakat bir türlü eyleme geçememenin sıkıntısını yaşıyoruz…

Dostoyevski’nin doğumunun 200. yılı nedeniyle eleştirmenler dünya çapında bir dizi makale yarışına girişti: Aynı çaba Türkiye’de de hızla sürüyor. Nasıl sürmesin? Son iki yıldır üzerimize kabus gibi çöken; sadece sağlığımızı değil önce sosyal hayatımızı da darmaduman eden salgın yetmiyormuş gibi, Türkiye’de anlaşılmaz kararlarla girdiğimiz ekonomik bunalımla bitmeyen bir Dostoyevski romanında gibiyiz. Artık hepimiz kirli ve puslu bir St. Petersburg gününde, durmaksızın yağan sulu sepkende ıslanan fakir, umutsuz, çaresiz ve habis roman kahramanlarından biriyiz. Ne uyanabiliyoruz, ne de romanın iklimini değiştirecek bir şey yapabiliyoruz. Sadece hayal kırıklıklarımız ve işe yaramazlığımızla baltalarımızı bileyip, bulduğumuz ilk savunmasıza saldırmayı, kafatasını yarmayı, beynini parçalamayı ve akan kana bakıp uluyarak, zevkten titreyerek, başımız dönüp kendimizden geçmeyi tasarlıyor fakat bir türlü eyleme geçememenin sıkıntısını yaşıyoruz…

Bugün sizlere Fyodor Dostoyevski’yi onun yazmadığı fakat kendi metinleriyle âdeta bir üst anlatıcı konumunda olduğu Petersburg’lu Usta romanıyla ele almak istiyorum. Yirminci yüzyıl, yeni romancıların arz-ı endam etmesi için hayli kısır bir dönemdi. Çünkü onlardan önceki yazı işçileri Everest sıra dağları gibi aşılmaz, karşı konulmaz ve heybeti karşısında dikiş tutmaz çabalarla bir edebiyat inşa etmişti. Ve onları geçmenin, kendine yeni bir yol açmanın imkânı neredeyse yoktu. İşte bu neredeyse ifadesi kısıtlı bir yazar listesinin ana başlığını oluşturdu. Onlar arasında bir isim var ki, yazdıklarıyla sadece yirminci yüzyıl dünya edebiyatının en önemli metinlerini oluşturmakla kalmadı, aynı zamanda kendisini iyi tahlil edebilmiş yazarların yaşamını da değiştirmeyi başardı. Oggito’ta yazılarımı takip edenler böylesi bir edebiyat rejimi yaratabilme gücüne haiz kişilere Büyük Öğretici Yazar sıfatını verdiğimi hatırlayacaklardır. Güney Afrika kökenli bir beyaz yazar olan J.M.Coetzee tam da sözünü ettiğimiz türden bir Büyük Öğretici Yazar. Coetzee, Güney Afrika’ya göçmen gelmiş Avrupa kökenli (tam olarak Hollandalı) bir ailenin kuşaklar boyunca bu ülkede kök salmış bir ferdi. Yaşamı boyunca IBM gibi şirketlerde yurt dışında çeşitli alanlarda çalışmış olmasına karşın, edebiyatla bağı çeşitli üniversitelerde çağdaş metin dersleri vererek devam etmiş. Öte yandan Coetzee’nin dünya edebiyatında tanınmasını ve 2003 yılında henüz 63 gibi Nobel Edebiyat Ödülü’nün ortalamasına göre genç bir yaşta bu ödülü kazanmasını sağlayan en önemli metni ise Güney Afrikalı yerli/siyahilere yönelik uygulanan faşist şiddeti ele alan Barbarları Beklerken adlı romanı. Bir Güney Afrikalı beyaz kökenli olarak ülkenin asıl sahipleri olan siyahilere kolonileştirmek için gelen Avrupalıların uyguladığı şiddeti ele alan Barbarları Beklerken, sadece Coetzee’nin "çelişkiyi yazmak ün getirir" anlayışı ile ele alınmış bir metni değil. Edebi özellikleri bakımında yirminci yüzyıl en çok çalışılmış ve değerli metinleri arasında bulunan Barbarları Beklerken, insanın adalet duygusu, bağlılık, ait olma ve vicdan gibi konuları ustaca ele alması açısından gayet önemli.

Bu noktadan bakınca Coetzee’nin külliyatının tamamını okumak, modern edebiyatı öğrenme çabası için hayli önemli. Fakat beni bu uğraş sırasında Barbarları Beklerken ve Demir Çağı ile beraber beni en çok etkileyen eser Petersburg’lu Usta oldu. Çünkü;

  • Dostoyevski’yi ele alıyor.
  • Dostoyevski’nin başından geçmiş olayları, kurgu ile harmanlıyor.
  • Modern romanın sınırlarını, klasik romanın atasına götürüyor.

İlk okuyuşumun üzerinden neredeyse yirmi yıla yakın zaman geçmesine ve arada Coetzee’nin diğer metinleri de dahil birçok modern roman üzerinde makale yazmama ve Dostoyevski’yi de çeşitli vesilelerle ele almama rağmen, Petersburg’lu Usta’yı bir türlü yazmadım. Çünkü tam olarak anlaşılmama kaygısını güttüm. Fakat son dönemde Petersburg’lu Usta ile ilgili konuyu tek yanlı ele alan birkaç makale okuyunca ve bu salgın döneminde "Ne okumalıyım" sorusuna yanıtı yine aynı romanda bulunca, üzerinde düşünmek kaçınılmaz oldu.

Evlilikler ve Çocuklar

Öncelikle sizi Dostoyevski hakkında yazılmış en detaylı ve bir roman gibi akan biyografinin yazarı Joseph Frank ile tanıştırayım. Çağının Bir Yazarı Dostoyevski adlı biyografiyi atomu parçalamakla eş değer bir çaba sonucu üreten J.Frank’tan Dostoyevski’nin özel hayatına ilişkin birçok bilgili öğreniyoruz. Buna göre 1960’lı yılların sonunda Almanya’da yaşamak zorunda olan, çünkü Rusya’da kumar alışkanlığı ve kardeşi ile yayınladığı edebiyat dergisinin mali başarısızlığı nedeniyle birçok kişiye hayli borcu bulunan ve edebiyat çevresinin de kıyasıya eleştirisine maruz kalan Dostoyevski bu süreci Almanya’da geçirir. Fakat Rusya’daki dostları ile hiç kesmediği mektuplarından o günlere dair izler ortadan hiç kaybolmaz. Dostoyevski, soylu ve gösterişli bir dul Maria Dimitriyevna ile evlendiğinde Maria ile Alexander İsayev’in evliliğinden olan oğlu Pavel henüz altı yaşındaydı. Ve Dostoyevski, bu babasız çocuğa büyük bir şefkat ve ilgi gösterdi öyle ki, Maria öldükten sonra Dostoyevski’nin Pavel’e olan bağlılığı daha da arttı. Rusya dışında yaşadığı zamanlarda, borçlulardan kaçarken ve yeni romanlar yazarak edebiyattaki yerini sağlamlaştırmaya çalışırken Fyodor üvey oğluna bulup buluşturup para yollamaktan geri durmadı.

Coetzee’nin Peteresburg’lu Usta isimli romanı, 1969 yılının sonbaharında geçiyor. O sırada Almanya’nın Dresden kentinde borçları nedeniyle zorundu sürgünde olan Fyodor Dostoyevski, yazı işlerine yardımcı olan asistanı Anna ile evli. Anna yeni bir kız çocuğu dünyaya getirmiş, hayli sinirli, hayli alıngan. Kocasının kumar alışkanlığından illallah etmiş. Öte yandan Fyodor’un ilk karısının oğlu Pavel ve edebiyat dergisi Vremya’yı yayınlarken ölen ağabeyi Mihail’in dört çocuğuna durmadan para göndermesinden de hayli sıkılmış durumda. Dostoyevski ise o sırada Tolstoy ile büyük bir mücadele içinde. Suç ve Ceza romanını yayınlamış; tüm gözleri üzerine çekmiş. Tolstoy dahil rakipleri ise ona haset ve düşmanlıkla bakıyor. Fakat kumar alışkanlığı, Vremya’dan kalan borçlar ve başka maddi anlaşmazlıklar nedeniyle ekonomik başarıya da ulaşabileceği bir metin yazma derdinde. Bunu da 1969’da yayımlandığı Budala ile yaptığını düşünüyor. Yine de henüz hiçbir şey kesin değil. Joseph Frank’a göre Dostoyevski o günlerde Büyük Bir Günahkârın Hayatı adlı romanı yazmak ve hayli para kazanmak istiyor. Taslaklarını yapıyor. Tolstoy’un Savaş ve Barış romanına böylece tam bir cevap vermek, onu bugüne kadar üç otuz paraya çalıştıran yayıncılardan tüm maddi sıkıntılarından kendisini kurtaracak bir telif almak istiyor. Arkadaşı şair Apollon Mayvok’a yazdığı mektupta bu tasarılarından söz ediyor. Fakat o günlerde Petersburg’lu Usta romanına ilham olacak ve hayatını karartan haberi üvey oğlu Pavel’in ölümünü öğreniyor.

Petersburg’lu Usta, 1869 yılının sonbaharında bir at arabasının Samanpazarı’na gelişi ile başlar. Oğlu Pavel’in kaldığı eve giden Dostoyevski burada açık kimliğini kullanmak yerine İsaev ismi ile eve yerleşir. Ama daha ilk dakikadan itibaren ev sahibi otuzlarındaki güzel Anna Sergeevna Kolenkina ile aralarında bir çekim başlar. Henüz yirmi bir yaşında ölen kayıtlara intihar olarak geçen bu ölüm nedeniyle çok derin bir acı çeken Dostoyevski, Anna ve altı yaşındaki kızı Matriyona ile yakınlaşmaya başlar. Bu yakınlaşma Anna ise teklifsiz ve keyif veren bir cinsellik, Matriyona hakkında ise küçük kızın ırzına geçmeye dönük fantezilerle devam ederken, Dostoyevski’nin karşısına Neçayev çıkar. Nihilist olan Neçayev, Rus gençleri arasında giderek popüler olan bir siyasi şiddet akımının temsilcisidir ve Rusya’nın kurtuluşunun tüm yöneticilerden kurtulmak, tüm öğretiler ve dini inancı terk etmekle mümkün olacağını savunur. Kurgu ilerledikçe Dostoyevski bir yandan Pavel’in ölümünü soruşturan polisten bunun bir intihar değil cinayet olabileceğine dair ip uçlarını dinlerken, bir yanan Neçayev ve ekibi, Pavel’in polis tarafından katledildiğine Dostoyevski’yi inandırmaya çalışır. Kendini henüz yayımlanan Suç ve Ceza romanının ikliminde bulan Dostoyevski ise çaresizlik içinde polisin soruşturmasında bulunurken bir yandan da Neçayev’in tekinsiz, tehlikeli ve umarsız tahriklerine maruz kalır. Bir yandan da Pavel’in polis tarafından el konulan yazılarına eriştiğinde, üvey oğlunun edebiyatta kendisine bir savaş ilan ettiğini, ruhsal çürüme ve bunu edebiyata dönüştürme noktasında kendisinden hiç de geri kalmadığını görür. Bir yandan cinayeti çözmeye uğraşırken, bir yandan üvey oğlunun metinlerinin yarattığı sara krizleriyle yorulur, bir yandan da yasak aşkını ve uzakta bıraktığı karısını düşünür. Ama o Dostoyevski’dir; borçluları peşindedir, şöhreti gölgesidir ve bu bir Coetzee romanı olduğu için her şey daha çarpıcı, daha karmaşık ve daha içinden çıkılmaz hale gelir.

Kaygılarla Dolu Bir Yazar

Kaba bir özetle konusu böyle sınırlandırılabilecek Petersburg’lu Usta, Rus edebiyatındaki yeri henüz yeni netleşmeye başlayan, fikirleri özellikle de Suç ve Ceza’daki anlatısı okurların zihninde yer eden ve Pavel’in ölümü/öldürülmesi ile birlikte kendisine karşı kullanılmaya başlayan Dostoyevski’nin dramını ele alıyor. Peki, Coetzee’nin romanını bugünün konusu yapan özellikler nasıl sıralanabilir?

Dostoyevski gibi dünya edebiyatının en iyi yazarları listesinin yarısında ilk sırada yer alan bir ismi kurgu metinde anlatmaya karar vermek, hayli güç bir iş. Bunu ustalıkla yapmadığınız taktirde, o güne kadar aldığınız alkışların birer protestoya dönüşmesi işten dahi değil. Coetzee, Dostoyevski’yi ve onun biyografilerinde dahi çok önemsenmemiş üvey oğlu Pavel’in ölümünü Petersburg’lu Usta metninde neden ele alıyor?

Petersburg’lu Usta, bugüne kadar yapılan diğer yorumlarda da haklı şekilde yer verildiği üzere Dostoyevski’nin o güne kadar yazdığı metinlerin toplamından üretilmiş bir metin iklimi ile oluşturulmuş. Romanın bütününde ve ana kurgusunda Suç ve Ceza romanı var. Dostoyevski’yi bir roman karakterine dönüştüren Coetzee, yazarın para, ün ve edebi rekabet sıralaması için yazdığı fakat dünya edebiyat tarihinde tüm bu gerekçeleri aşarak en iyi metin listesine yerleşen Suç ve Ceza’yı ele alıyor. Bir ikon metinin çatısını ve üst anlatıcısını oluşturduğu bir başka metin yaratmış. Şöyle düşünmekte fayda var: Don Quijote, şövalye romanlarından etkilenmiş bir şövalyenin hikâyesinin anlatıldığı bir romandı. Yani romanlardan etkilenen ve romanların itici gücü olup, hikâye çerçevesini klasik şövalye kahramanlık metinlerinin oluşturduğu bir metin yazdı Cervantes. Bugün Coetzee’nin yaptığı da Suç ve Ceza’nın, Yeraltından Notlar’ın ve Ev Sahibesi, İnsancıklar, Budala gibi metinlerin çerçevesini oluşturduğu bir metin yaratmak. İşi böyle ele alınca, bir modern roman yazmış oluyorsunuz. Öte yandan Dostoyevski’nin Pavel adlı bir üvey oğlu olduğu doğru. Pavel’in 21 yaşında öldüğü doğru. O sırada Dostoyevski’nin Dresden’de olduğu doğru. Naçeyev’in biraz da Dostoyevski’nin Rus edebiyatının ustaları ile rekabet için daha keskin, daha koyu ve daha puslu oluşturduğu karaker ile metinlerinden etkilenerek nihilist bir bakış açısı ile Rusya’da bir başkaldırı oluşturduğu doğru. Bu noktalardan bakınca, Coetzee’nin Petersburg’lu Usta’yı yazarken kurguya çok da ihtiyaç duymadığı, dönemin kendisinin her türlü bilgiyi ve malzemeyi verdiği ortada. Fakat Petersburg’lu Usta’yı bir tarih anlatısı olmaktan çıkartmasının ve edebi zirve yapmasının sebebi,

  • Dostoyevski’yi olduğundan farklı bir karaktere dönüştürme başarısı
  • Bir yazarın ruhunu bir başka yazarın roman gerçekliğinden akıtarak yazması
  • Romanı yazarken sadece Coetzee’nin hayal gücünün ya da edebi kalitesinin değil, Dostoyevski romanlarının ve karakterlerinin yaratımda etkili olması önemli.

Bir İddiaya Göre….

Petersburg’lu Usta, bugüne değin Dostoyevski’nin kadınlara cinsel obje, cinsel bakış hatta pedofil bakış açısı ile gündeme geldi. Coetzee’nin özellikle küçük Matriyona ile ilgili Dostoyevski’nin fantezilerini kurarken Nabakov’un Lolita romanına gönderme yapılmadığını söylememek de elde değil. Fakat yine bu bölümlerde Dostoyevski’ye dair edebi dedikoduların da payının olduğu, Coetzee’nin de bunlardan yararlanmadığını söylememek de olmaz. İddia o ki, bir gün Turgenyev uçsuz bucaksız çiftliğinde roman yazarken, kâhyası Fyodor adlı birinin geldiğini ve meşgul olduğunu söylemesine rağmen ısrarla beyi görmek istediğini söyler. Merakına yenilip kapıya giden Turgenyev, saçı sakalı birbirine karışmış, hırpani adamı görünce tiksintiyle,

“Ne istiyorsun” diye parlar

Adam başını kaldırıp,

“Buraya gelirken trende bir kız çocuğuna tecavüz ettim” der.

Bu yanıttan iğrenen Turgenyev, çıldırırcasına bağırarak,

“Bana bu hikâyeyi niye anlatıyorsun pis adam” diye çıkışınca,

“Hikâyeyi anlatacak senden daha pis bir adam bulamadım,” deyip gider Dostoyevski.

Özetle Petersburg’lu Usta, J.M.Coetzee’nin Rus romanlarından ayırt edilemeyen fakat taklit de olmayan özgün yapısı ile modern roman konusunda yazarlara ve okurlara verdiği en önemli yanıtı içeriyor. Bakmadan geçmeyiniz.

 

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Lolita’nın Basım Serüveni Kolay OlmadıDerya Önel
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Jonathan Esty

27 Mayıs 2025

Bugün Ütopyalar Niçin Hâlâ Önemli?

21. yüzyılın ütopyalara ihtiyacı var. Teknolojinin dünyadaki ıstırabı azaltıp insan yaratıcılığına daha fazla alan tanıdığı daha iyimser bir gelecek hayal edebiliriz. Winston Churchill’e göre İkinci Dünya Savaşı’nda kazanılacak olası bir zafer dünyadaki insan yaşamı..

Devamı..

“İyi yazmak, neyi yazmamak gerektiğini..

İpek Doğan

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024