Romantik Bir Şatonun Kıyısında
18 Kasım 2019 Gezi

Romantik Bir Şatonun Kıyısında


Twitter'da Paylaş
0

Gustave Courbet Château de Chillon tablosuyla bizi büyüler ve şaşırtır. Realist dönemin resimde öncüsü olan bir sanatçının adeta romantik bir seçimine tanıklık ederiz.

Dorukları günün son ışıklarıyla pembeleşmiş dağın etekleri suya değiyordu. Sisler arasındaki şatoyu belli belirsiz farkettim. Montreux’ye üç kilometre uzaklıktaydı. Yaklaştıkça sis dağıldı, gökyüzü açıldı. Ertesi sabah, şatonun kıyı ile bağlantısını sağlayan dar köprüden geçtim. Lacivert suların ortasında yer alan ortaçağa ait bir mekâna adım atmanın heyecanını duyumsadım. Şatolar, hem peri masallarını gizli bölmelerinde saklar, hem de kimi zaman tarihin karanlık bölümlerine ait izleri taşırlar.

Chillon şatosu, Cenevre (Leman) gölünün doğu kenarına konumlanmış. Şatoya ait ilk yazılı kaydın on ikinci yüzyıla ait olduğu söylenir. Belirli hanedanlıklara ev sahipliği yaptığı, hiçbir zaman kuşatmalarla zaptedilemediği, ancak çeşitli antlaşmalar ile el değiştirdiği rivayet edilir. Minik bir adaya kondurulmuş, romantik dönemin yazar, ressam, düşünür ve şairlerine ilham kaynağı bu mistik ve hüzünlü mekân, aynı zamanda İsviçre’nin en çok ziyaret edilen tarihi yeri olarak bilinir.

On dokuzuncu yüzyılın ünlü ressamı Gustave Courbet Château de Chillon tablosuyla bizi büyüler ve şaşırtır. Realist dönemin resimde öncüsü olan bir sanatçının adeta romantik bir seçimine tanıklık ederiz. Aslında onun misyonu, sosyal çelişkileri ve dengesizlikleri ortadan kaldırmaya yardımcı olacak gerçeği aramaktır. Tabloda, arka fonda Alp dağları yer alır.

Parıldayan göl yüzeyine yansıyan bu zarif ortaçağ şatosunun her taşında çeşitli hikâyelerin yazılı olduğu pek çok çarpıcı kule ve zindan ziyaretçilerini beklemektedir.

Graham Greene’in senaryolaştırdığı The Third Man isimli filmde Orson Welles’in canlandırdığı Harry Lime karakteri, İsviçre’nin kültür ve sanat anlayışı ile ilgili aslında orijinal senaryoda yer almayan bir yorumu metne ekler. Karakter, İsviçre'nin beş yüz yıl boyunca sevgi, barış ve demokrasi içinde yaşamasına rağmen sadece guguklu saati üretebildiğini dile getirmektedir. Halbuki geçmişe bakınca bu ifadenin çürütüldüğü rahatlıkla görülebilir. Tarih boyunca İsviçre, edebiyat, felsefe ve sanat dünyasının en önemli isimlerine ilham kaynağı olmanın yanı sıra, eserlerine de doğrudan etki etmiştir. Jean Jacques Rousseau, Cenevre’de saat yapımcısı olan bir ailede dünyaya gelmiştir. Yazılarında politika ve eğitime yönelik düşüncelerini ortaya koyan, romantizmin temelini oluşturan değerleri hazırlayan ünlü düşünür, Abelard ve Heloise’in yeni yorumunda, kitabın bir bölümünü Chillon şatosunda kurgular. Rousseau İsviçre’yi dünyada, doğanın ve beşeri faaliyetlerin en iyi ilişki kurabildiği yer olarak hayal etmişti.

Göl yakınlarında Cologny kasabasında yer alan Villa Diodati edebiyat tarihinde önemli bir yer alır.

1816 yılının yazında Lord Byron bu mekânı John William Polidori ile birlikte kiralar ve yakınlarda bir evde yaşayan Mary Godwin ve Percy Bysshe Shelley çifti ile komşu olur. Kötü hava koşulları yüzünden  haziran ayında üç geceyi beraber, aynı evde hikâyeler paylaşarak ve birbirlerinin yazdıklarından ilham alarak geçirirler. Fırtınalı gün ve gecelerin ortamından etkilenen ve o zaman çok genç olan Mary Godwin (sonradan Shelley) Frankenstein’ı (Modern Prometheus), Polidori de Vampir kitabını yazar. Mary’nin üvey kardeşi Claire Clairmont gruba katılır. Karanlık, yağmur ve fırtınalı uzun günlerde gotik anlatılar edebiyat tarihinin unutulmaz eserleri listesine eklenir. Vampir’den esinlenen Bram Stocker da daha sonra Drakula’yı kaleme alacaktır.

Bu olayın, çok uzaklarda, Kolombiyalı romancı, şair ve deneme yazarı William Ospina’yı da etkilediği ve 2015’te yayınladığı El año del Verano que nunça llegó kitabını, ziyaret ettiği Villa Diodatı’ye ithaf ettiği bilinir. Ospina kitabında Avrupa romantizmini ve günümüze etkilerini tanımlayarak, mekânların bazı insanlar üzerindeki olası etkilerini anlatır, geçmişten bugüne bir köprü kurar.

Hava düzelince, Shelley ve Byron bir hafta boyunca gölde yelkenle adeta edebi bir hac yolculuğuna çıkarlar. Rousseau’nun Julie veya yeni Heloise eserini kaleme aldığı Clarens’e sonra da Edward Gibbon’un epik tarih kitabı Roma İmparatorluğu'nun Gerileyiş ve Çöküş Tarihi’ni yazdığı Lozan’daki evini ziyaret etmeyi ihmal etmezler. O ev 1896’da yıkılarak Lozan postanesi olmuştur.

Yolda neredeyse teknelerinin batmasına neden olabilecek bir fırtınaya yakalanırlar. Percy Shelley suyu çok sevmesine rağmen yüzme bilmez. Bu geziden altı yıl sonra bir başka fırtınada boğularak hayatını kaybedecektir.

Lord Byron, Chillon şatosunun karanlık nemli zindanlarında Savoy yönetimi kararıyla mahkûm olan rahip François Bonivard’ı ziyaret eder. Bu ziyaretten ve Bonivard’ın direncinden etkilenerek “Chillon Mahkûmu” isimli şiirin dizelerini kaleme alır. Bugün şatonun zindanlarını gezen turistler, dalga seslerinin ve gölde parlayan güneş ışığının belli açılardan yansıdığı zindandaki bir kolonda Lord Byron’un duvara kazılmış adını görebilirler. Bu şiir, Chillon şatosunun melankolik ve hüzünlü atmosferini de yansıtır. Geçmiş yüzyıllarda şato, cadı avlarına, kadınların yakılarak veya linç edilerek öldürülmesine sahne olmuştur. Victor Hugo, Chillon’da gördükleri ile ilgili ayrıntılı betimlemeler yapar. Sinemaya da uyarlanan, Daisy Miller isimli romanında ise Henry James, Chillon’u mekân olarak kullanır.

Jeanette Winterson’un 2019’da yazdığı, Booker uzun listesinde yer alan Frankissstein’ı, geleceğe tahminimizden de yakın olduğumuz öngörüsü ile bizi Shelley’nin Frankenstein deneyimine geri götürür. 

Gerçeğe, zamana ait sorular sorarız. Kitap, bilinç ve düşünce, hikâye ve gerçek hayat arasındaki sınırları bize sorgulatır.

Hotel du Lac, 1984 yılında İngiliz yazar Anita Brookner'in yazdığı Booker Ödüllü bir romandır. Cenevre gölü kıyısında bir otelde kalan romantik roman yazarı Edith Hope'a yoğunlaşır.

İsviçre, kuşkusuz pek çok düşünür, araştırmacı, sanatçı ve yazara ilham vermiştir. T.S. Eliot Çorak Ülke’yi Lozan’da iken yazmış, Herman Hesse Lugano’da yirmi yıldan fazla bulunmuştur. Thomas Mann, Voltaire, İgor Stravinsky and Charles Dickens bu ülkede yaşamış önemli diğer isimlerdir. Sessiz sinemanın en yaratıcı yeteneklerinden biri olan Charlie Chaplin eşi ve çocuklarıyla İsviçre’de kalmıştır. Vevey’deki heykeli ziyaretçileri selamlar. Bu listeyi uzatmak mümkün.

Shelley’nin korkutucu canavarı Plainpalais.

Gabriel García Márquez “İyi Yolculuklar Sayın Başkan” adlı öyküsünde, Leman gölündeki kuğuları seyrederken ölümü düşünen devrik bir başkanı betimler. Hayatının en büyük zaferinin kendini unutturabilmek olduğunu dile getiren hikaye kahramanı, günün birinde kesin olarak öleceğini öğrendiğinde yeniden kahve içeceğini bize itiraf eder. Aynı gölün kıyısında o beyaz kuğular hâlâ süzülmekteler. Kim bilir daha kaç yaratıcı birey, o manzaradan esinlendiği ilhamla kalemi ve defteri eline alacaktır.

Diğerleri İsviçre dağlarında ve puslu buzullarında sanatsal ilhamı keşfetse de, Soğuk Savaş sırasında, bu tarafsız ülkede, John le Carré'yi büyüleyen şey, belki de kendi zihninde hayal ettiği entrika atmosferiydi. Bunu kitaplarına yansıtmayı ihmal etmedi.

Jorge Luis Borges gençliğini Cenevre'de geçirdi ve ölünce oraya gömüldü. Huzurlu yemyeşil bir şehir parkında yer alan mezar taşı üzerinde eski İngilizce ve İskandinav yazıtları bulunur.

Şehirde Reform Duvarı’nı ararken karşıma tanıdık bir heykel çıktı. Shelley’nin korkutucu canavarı hâlâ Plainpalais mahalesinde dolaşıyor. Parkın yanında, yüzünde korku ve keder arası, ürkütücü garip bir ifade, belki de henüz tasarlanmamış bambaşka bir eser kanalıyla tekrar hayata dönmeyi bekliyor.

Kaynaklar

In Search of Mary Shelley: The Girl Who Wrote Frankenstein, Fiona Sampson (2018)   

Byron and the Romantics in Switzerland. Elma Dangerfield (1992)

Lake Geneva as Shelley and Byron Knew It By Tony Perrottet (May 27, 2011) New York Times Travel

Frankissstein: A Love Story. Jeanette Winterson (2019)

On İki Gezici Öykü. Gabriel Garcia Marquez. Çevirmen: İnci Kut, Can Yayınları, (2018) 13. Baskı


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR