Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

21 Aralık 2020

Öykü

Sempatizan

Merih Nesrin Yalçın

Paylaş

5

3


Sokaktayım

gece leylâk

ve tomurcuk kokuyor….

– Hasan Hüseyin Korkmazgil

Elime bir torba tutuşturuyor ötekilere hiç benzemeyen yaşlı adam. Gösterdiği odaya geçiyorum; Torbanın içinden parkam, aldıkları gün üzerimde olan yeşil kazağım, kot pantolonum, botlarım, çoraplarım ve çantam. Çantamın içinde; yirmi lira, uğur getirsin diye anneannemin verdiği delikli para, tarağım ve kırmızı rujum. Her şey tastamam ben hariç! Benden kalan eski bir şeyi, eski beni bulmak umuduyla kazağımı kokluyorum, kurumuş kan kokuyor sadece, benden bir eser yok. Çoraplarımı kokluyorum, sonra ayaklarımı, onlar da kan kokuyor. Bağırmaya başlıyorum; Kokumu değiştirmişler! Bu benim kokum değil! Çığlık atmaya başlayınca kapı vuruluyor. Çabuk giyin, çık oradan, yoksa tekrar alırlar seni diyor babacan ses. Çaresiz kandan kaskatı olmuş kazağımı ve pantolonumu giyip çıkıyorum.

“İyi ki de parkanı giymemişsin” diyor. “Bahar geldi dışarısı sıcak, bazı şaşkınlar kendilerini hâlâ eylülde sanıp, bu havada parkalarını da giyip öyle çıkıyorlar.” Sonra da gülmeye başlıyor şaşkınlara. “Zaman yok ki!” diyorum ona. ”Orada zaman yok! Mekân da yok.” “İşte,” diyor sözümü keserek, “dersini almışsındır. Bir daha karışmazsın böyle şeylere, kır dizini evinde otur. Kadın halinle sana mı kaldı devrim yapmak. Bak benim de senin yaşında kızım var, evde oturup çeyizini hazırlıyor, kısmetini bekliyor.” “Hangi aydayız” diye soruyorum. “Mayıs” diyor, “mayısın yirmisi bugün.” Ocak ayında almışlardı beni, demek dört aydır buradayım. “Barış’ı saldılar mı?” diye soruyorum. “Ben Barış falan bilmem, bana şu numaralı torbayı ver, giyinmesine nezaret et derler, başkasını bilmem. Seninki de buydu işte, 8111 numaralı torba.” “Adın ne amca?” “Hamza, bekçi Hamza derler bana, bakma buralara düştüğüme, ben mahalle bekçisiydim aslında, kader işte bu lanet yerde torbalara bekçi yaptılar beni. Bazen merak eder, kendimi tutmayıp bakarım torbanın içindekilere. Çoğu gariban be! Üç kuruş para çıkar çoğunun cüzdanından, en zengininin cebinden yüz lira, bir de beş-altı jeton çıktı. Bence sevdayı bilen adamlar bunlar, şiir çıktı bazılarının cebinden, en çok da Nazım Hikmet’in şiirleri. Bir de Ahmet Arif diye bir şair. Bulunmasın diye öyle bir saklamışlar ki!  Benden kaçmaz ama, ben de öyle saklardım bizimkinin fotoğrafını.” “Sizinki kim?” diyorum. “Benim kaşık düşmanı işte, kızımın anası yani.” Kapıya gelen arabanın homurtuları bitiriyor sohbeti. Kendimi tutamayıp sarılıyorum uzun zamandır ilk kez gördüğüm insana benzeyen yaşlı adama. Eve kadar bırakırlarsa dikkat et, takip ederler diyor fısıldayarak. Gözümdeki yaşları görmesinler diye hızla silip biniyorum beyaz renoya.

Biri arabayı kullanıyor, öteki arkaya, yanıma oturuyor. İkisi de yol boyu beni izliyorlar. Ezberledikleri yerde, Bahçelievler 5. Cadde’de indiriyorlar beni. “Yine Bekleriz!” diyor en yılışık olanı. Öteki de, “Arayı açma” diyor sarı dişlerini göstererek, gidiyorlar.

Sokaktayım! Sıradan bir mayıs gecesi, leylak sarmış bahçe çitlerini. Aklıma Hasan Hüseyin Korkmazgil ’in şiiri düşüyor.

Sokaktayım

gece leylâk

ve tomurcuk kokuyor…

Koşarak dönüyorum köşeyi, ışıkları yanıyor evin! Soluksuz tırmanıyorum merdivenleri, annesi açıyor kapıyı, hayretle kazağımdaki, pantolonumdaki kurumuş kanlara bakıyor. “Bu, ilk günden, kaba dayak diyorlar ya ondan kalma” demek üzereyken yüzünde hafif bir aşağılama ile bakıyor bana, hiçbir şey sormama izin vermeden. “Barış uyuyor” deyip kapıyı suratıma kapatıyor, çarpıyor hatta.  Barış evde! Barış iyi! Barış uyuyor! Ya Haziran’da ölenler? Sokağa atıyorum kendimi; sokaktayım diyorum, gece leylak ve tomurcuk kokuyor. Barış evde. Barış hayatta, Barış uyuyor. Hayattayız ya.  Biz nasılsa yaparız bu devrimi bir gün.Herkes özgür olacak demişti Sinan Abi, herkes eşit olacak. Olacak, olmalı. Biz olmasak da bu devrim illaki yapılacak, babama rağmen, Barış’ın suratıma kapıyı çarpan annesine rağmen yapılacak. Ökkeş’e rağmen, hatta evinde çeyiz hazırlayıp, kısmetini bekleyen Bekçi Hamza’nın kızına rağmen bu devrim illaki yapılacak. Sinan abi nerelerde acaba, onu kesin almışlardır. Ayaklarım çok acıyor. İçimde Haziran’da ölenlerin acısı! Leylakları, tomurcukları koklayarak eve varıyorum.

Kapıyı açar açmaz. “Rezil ettin bizi herkese!” diyor annem arkasını dönüp giderken. “Baban kahveye gidemez oldu, komünistin babası diye taş atıyormuş çocuklar arkasından. Ne yüzle geldin bu eve!” Öylece kalıyorum kapıda, başında beyaz yaşmağı, elinde tespihi,  anneannem koşuyor. “Kuzum! Yavrum! Hoş geldin! “

Doğru banyoya götürüyor beni, okşar gibi yıkıyor, yaralarımı öpüyor, ağlıyor canımın acıdığı yerlere dokununca, giydirip yatırıyor beni, “İnsan” diyor saçımı okşayarak uyuturken, “kötü şeyleri unutmasa yaşayamaz, öyle bir inadı var insanoğlunun, kötüyü unutacak ki hayatta kalabilsin. Hepsi geçecek, hepsini unutacaksın.” Ona inanıp uykuya dalıyorum.  Bütün gece dayak yiyorum. önce babamdan sonra Ökkeş’ten. Babam annemi de dövüyor, kemerle vuruyor bacaklarına, annem sessize ağlıyor. Barış uyuyor, annesi kapıları çarpıyor durmadan, açıp bir daha çarpıyor. Rezil ettin bizi! Rezil ettin bizi! Komünistin Babası. Ökkeş geliyor, kızgın; hadi konuş! Buradan çıkış yok. Yarın sevgilini getireceğim, sana yaptıklarımı seyredecek, istemiyorsan şimdi öt. Komünist. Babam vuruyor bacaklarıma kemerle. Kimdi o okuldan birlikte çıktığın erkek çocuk? Bak benim de senin yaşında kızım var, evde oturup çeyizini hazırlıyor, kısmetini bekliyor! Tamam, şimdi son defa soruyorum, Sinan kim? O gün Ayşelerde örgüt toplantısı mı vardı? Mustafa’yı nereden tanıyorsun? Bir de asker çocuğu olacaksın, baban astsubaymış ha? Parmaklarım yanıyor, Anneee! Parmaklarım yanıyor. Anneannem koşuyor çığlığıma, yatağın içinde titrerken Ökkeş’i duydum gibi geldi, oysa babam, “Bir an önce defolup gitsin bu evden” diye bağırıyor. Sesleri ne kadar benziyor. Ökkeş, babam ve ben sabaha kadar konuşuyoruz. Daha doğrusu onlar konuşuyor ben susuyorum. “Böyle olacağını biliyordum” diyor babam, hiç istemedim seni üniversiteye göndermek, o amcan olacak pezevenk karıştı işe. “Bütün masrafları benden olacak, okusun” dedi. Gelsin de görsün şimdi, ne haldeyiz. Sokağa çıkamıyoruz lan. Kahveye gidemiyoruz.

Ökkeş bağırıyor. Deli gibi bağırıyor, bu kez eline mikrofon almış, Arapça bir şeyler söylüyor. Ama ben Arapça bilmiyorum. Ben Arapça bilmiyorum. Çığlık atarken uyanıyorum. Anneannem yanımda bitiveriyor. “Kuzum” diyor, “kötü bir şey yok, sabah oldu, ezan okunuyor.” “Anlamıyorum anneanne ne diyor?” “Tanrı uludur diyor.” Orada tanrı yoktu” diyorum ona. “Sadece o ve ben vardık. Neden yoktu anneanne? Tanrı’nın daha önemli işleri mi vardı?” Tövbe de! Diyor anneannem. Tövbe de! Anneannemin kokusuna sarılıp uykuya dalıyorum.

Sabah oluyor, sokaklara vuruyorum içimdeki sıkıntıyı. Korkmazgil yanımda. Barışların evine kadar leylakları koklayarak yürüyorum.

“sokaktayım

gece leylâk

ve tomurcuk kokuyor.”

Annesi yine yüzüme çarpıyor kapıyı. Barış’ı rahat bırak diyor çarpmadan önce. Eve gitmek istemiyor canım. Annemi, kahveye gidemeyen babamı görmek istemiyorum. Duygularımız karşılıklı deyip gülmeye başlıyorum. Kendi kendime konuşup güldüğümü gizlemeye çalıştığı telsizle amirlerine rapor ediyor gölgem. Hiçbir arkadaşıma gidemem, kimseyi arayamam. Bekçi Hamza uyarmıştı, sırf bunun için çıkardılar beni. Birilerine gideyim diye. Koridordan hücreme doğru sürüklerlerken o adam fısıldamıştı: Çıkınca sakın kimseyi arama, kimseye gitme diye. Okulda bana devrimi anlatan, devrimci kitaplar veren Sinan’dan başkasını tanımıyorum oysa. Barış’ı biliyorlar ama sevgilim olduğu için, sadece sevgilim olduğu için onu da almışlardı. Beni neden götürdüler? Ha bire Hatice diye birini sordular! Komşummuş benim Mamak mahallesinden, Liderimiz o muymuş? Mamak’ta hiç oturmadım, bilmiyorum, ben o gün oraya ders notlarını almak için gitmiştim Ayşelere dedikçe sinirlendi Ökkeş. Hatice kim sahiden?

Önüme gelen ilk banka oturuyorum, ayaklarımın altı hâlâ yara, ayak parmaklarım yara. Ayakkabılarımı çıkarıp ıslak çimlere basıyorum. Çimlerden gelen serinlik mutluluk gibi yayılıyor yaralarımdan bütün vücuduma. Yaşamak güzel diyorum gökyüzüne gülümserken. Gölgem deli olduğumu düşünüyor sanırım ama telsizini açıp bunu rapor etmiyor. Karşıdaki bakkala girip telefon ediyorum Barışların evine, annesi açıyor telefonu. Barış der demez kapanıyor telefon. Bakkal Amca’dan rica ediyorum. Siz arayıp Barış’ı isteyip bana verir misiniz? Bana çok uzun gelen bir süre gözlerime bakıp, sonra arıyor verdiğim numarayı.

“Barış?”

“Efendim?”

“Merhaba ben Gülsün, eve geldim ama…”

Telefon kapanıyor. Ahize elimde kalakalıyorum, ne yapacağımı bilemezken Bakkal Amca’yla göz göze geliyoruz. “Bana sorarsan bu Barış’tan bir halt olmaz” diyor. “Haydi, evine git.” Hangi ev diye mırıldanıyorum çıkarken bakkal amca duymuyor.

Ayaklarımın acımasına aldırmadan gün batana kadar geziyorum sokaklarda. Kan boşanıyor ayak parmaklarımdan, durup ayakkabılarımı çıkartıyorum, gölgem bunu da rapor ediyor, sargı bezi yerine önüme gelen ilk leylağı kopartıp ayak parmaklarıma bastığımı da, sonra kanlı leylağı koklarken bağıra bağıra ağladığımı da rapor ediyor elindeki telsizle. Barış yok artık, annem, babam da yok. Bütün bunlardan sonra okula göndermez babam beni, demek ki okul da yok. Gece var, leylak kokan ayaklarım ve ben varız. Ayakkabılarım elimde eve dönüyorum.

Kapının önüne valizimi koymuş annem, açıp bakıyorum. Valizin içinde bir sürü giysi, en üstte  parkam, aldıkları gün üzerimde olan kanlı yeşil kazağım, kot pantolonum, botlarım, çoraplarım ve çantam. Çantamın içinde yirmi lira, uğur getirsin diye anneannemin verdiği delikli para, tarağım ve kırmızı rujum. Kırmızı ruju çıkartıp atıyorum paspasın üzerine.

Merdivenlere çöküp kalıyorum. Anneannem açıyor kapıyı. Bilet aldılar sana diyor, akşam dokuzda kalkıyor otobüs, amcanlara gidiyorsun, Kayseri’ye, köye.

YORUMLAR

orhan KOCAOĞLU

ah sen,ah sen; tam unuttum derken o yılları gene hatırlattın bana. hele şimdiki nesillere bir masal gibi gelen bu acıları, o zor yılları.........................

21 Aralık 2020

Emrah Sağlam

Sanırım okuduğum en iyi Merih Nesrin Yalçın öyküsüydü. Emeğinize sağlık. Selamlar.

21 Aralık 2020

Ayhan Aksoy

Kalemine sağlık....

22 Aralık 2020

Öne Çıkanlar

Öne Çıkanlar

Malala Yusufzay ile Kitaplar Üstüne: “..Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Halil Yörükoğlu

24 Ağustos 2025

Banu Yıldıran Genç: “Okur problemimiz ..

Edebiyatta yeteneğe çok inanmam ama dilde sanırım biraz inanıyorum.Halil Yörükoğlu: Sevgili Banu,klasik bir girişle yani nasılsın demekle başlayacaktım ama hemen aklımdaki soruya geçmek istedim. Dünyanın herhangi bir yerinde..

Devamı..

Evlilik Hakkında Konuşmalıyız

B. Y. Genç

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024