Şemsiye
9 Temmuz 2019 Öykü

Şemsiye


Twitter'da Paylaş
0

Saçlarını gördüm önce. Yılan gibi kıvrılıyordu sırtının engebeli coğrafyasında. Sırtı keşfedilmeyi bekleyen bir ada gibiydi. Kocaman olmalıydı gözleri, elmacık kemikleri yüksek birer dağ ve dudakları pamuk şekeri. Yeni gelmişti bu şehre. Dışarıdaki hastalıklı soğuğa inat, incecik bir mont vardı üzerinde. Yeni gelmişti bu şehre belliydi. Ellerini görebiliyordum, ince, kemikli. Bir kez dönseydi yüzünü bana, sadece bir saniye görebilseydim. Ne çok isterdim görmeyi. Aklımda kalan yılan gibi kıvrılan saçları. Aklımdan bir türlü çıkmayan sırtının engebeli coğrafyası. Bu durak girmeseydi aramıza, cesaretim olsaydı konuşmak için, dönseydi bir kez yüzünü. Dışarıda yağmur, her yer ıslak. Yürümek gelmiyor içimden. Son durağa kadar gitsem, inmesem, bütün şehri dolaşsam. Hayal etsem yüzünü. Hiçbir işim yokmuş, yetişmem gereken bir yer yokmuş, düşünmem gereken hiçbir şey yokmuş gibi dolaşsam tüm şehri. Hayal etsem yüzünü. Dizlerim ağrıyor, yağmurdan. Şemsiyemi unuttum yine. Yürümek gelmiyor içimden. Hayal etsem. Onunla konuştuğumu, peşinden gittiğimi, yüzünü hayal etsem, dudakları pamuk şekeri, elmacık kemikleri yüksek birer dağ. Gözleri... Gözleri kocaman, gözleri bir girdap, gözleri zifiri karanlık. Şemsiyemi unuttum yine. Islanacağım. Bu yağmur da nerden çıktı. Üzerinde dışarıdaki kömür kokan soğuğa inat ince bir mont. Hasta olursa diye üzülüyorum. Son durak. İniyorum. Hayal etsem. Şemsiyemi unuttum yine. Dudakları pamuk şekeri. Hasta olursa diye üzülüyorum.


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR