Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

3 Temmuz 2024

Söyleşi

Sepin Sinanlıoğlu: "Benim için edebiyat bir şifa aracı değil, hatırlama aracı ve de anlama."

Serkan Parlak

Paylaş

0

0


Sepin Sinanlıoğlu ile Doğan Kitap etiketiyle okurla buluşan yeni romanı Hoyrat hakkında konuştuk.

Serkan Parlak: Sepin Hanım, yeni romanınız “Hoyrat” geçtiğimiz günlerde Doğan Kitap etiketiyle okurla buluştu. Kurmaca türlerle olan ilişkiniz, yazma serüveniniz ve yeni romanınızın ortaya çıkış sürecini sizden dinleyelim.

Sepin Sinanlıoğlu: Benim için kurmaca kendimi ve dünyayı anlama ve hatırlama ve de düşünme yolu. Anlatarak anlayanlardan, yazarak düşünenlerdenim sanırım. (gülüyor) Kurmacasız bir hayat düşünemiyorum.

Ayrıca kurmacanın hem analitik alt yapısını hem de merakımın peşinden gitmemi sağlayan sezgisel alt yapısını çok seviyor, kendime yakın buluyorum. Bu iki uca meyleden bir mizacım var, ondan olsa gerek. Kurmaca birbirini tamamlayan çelişkili parçalarımı güzel derliyor topluyor yani. İniş çıkış, tutarsızlık, uçlarda dolanmalar ve her şeyi matematik olarak görebilen bir mega zihin benim için kurmaca.

Kurmacadaki sessizliği de seviyorum ben. Yani hem yazarken içine girdiğim sessizlik hem de sözcüklerin arasındaki sessizlik.

SP: Her ne kadar okuma ve yazma deneyimleri, işçilik ve gözlem gücü önemli olsa da romanınıza başlarken ilham kaynaklarınız neler oldu? Bu soruyla ilişkili olarak şunu da sormak isterim, romanınızın ilk taslaklarını nasıl oluşturdunuz?

SS: Yazarken zihnime sahneler düşüyor. İmgeler ve de. Hikâye içime imgelerden doğuyor. Sonra da birbirleriyle bağlantısız gibi gözüken imgelerin arasından hikâyeyi görmeye başlıyorum.

Hoyrat’ın ilk taslakları son hâlinden epey farklıydı. İlk romanım olmasıyla alakalı olabilir belki. Mesela anlatıcının tek başına Miran olması sonradan verdiğim bir karardı. Hikâyeyi erkek anlatıcıyla aktarmak hoşuma gitti, iyi ki de öyle yapmışım. Erkek zihnini, dünyanın güç dengesinde baskın olduğundan, dünyayı anlamlandırmak için merak ediyorum. Bu şekilde yapmak bana da merakımın peşinden gitme fırsatı verdi.

SP: Sizce romanda, öyküde, şiirde döneme göre bazı konular, izlekler ön plana çıkıyor mu? Son dönemde ilişkiler, kadınlık ve erkeklik durumları, geçmişteki travmalarla hesaplaşma, aile ve bireysel yabancılaşma mesela. Sizin de bu anlamda zamanın ruhundan etkilendiğinizi söyleyebilir miyiz?

SS: Bunu ben söylemeyeyim de eleştirmenler ya da okurlar söylesin. (gülüyor)

Şu kadarını söyleyebilirim bireyi parçası olduğu bütünden yani toplumdan ayrı düşünemiyorum, tek başına kişisel her şeyden de bunalıyor ve yoruluyorum. O sebeple doğal olarak yazdığım her şeyde toplumsal ve bireysel hikâye yan yana akıyor. Yani zamanın ruhundan etkilenmekten ziyade aksini eğreti bulduğumdan.

Sepin Hanım uzun zaman çalıştıktan sonra nasıl bir hisle son noktayı koydunuz romanınıza? Yazarken yeni şeyler keşfettiniz mi; duygu, düşünce dünyanıza romanınızın ne gibi katkıları oldu?

Hikâyenin sonunu aslında biliyordum, yazması, zihnime düşüveren sahneleri yazmak, yazarken açmak bana iyi geldi. Romanın sonu, yani son bölüm ise tasarlanmamış, düşünülmemiş iki cümleden oluşuyor. O iki cümle bana “tamam” dedirtti, sebebini bilmiyorum ama Hoyrat’ı o iki cümle tamamladı. Analitik olarak açıkla deseniz yapamam ama aslında kurgunun matematiği o iki cümlesiz eksik olacaktı, bunu da çok iyi biliyorum.

Hoyrat’ı yazarken, daha önce de söylediğim gibi meraklarımı da takip etme fırsatım oldu. Bildiğim konularda daha da derin bilgi sahibi oldum, bilmediğim konulara aşinalık kazandım. Yazmak bana hep iyi geliyor. Hatırlamak ve düşünmek için yazıyorum.

SP: Nitelikli kurmaca okurları metni okurken aslında sadece anlatıcı ilgilendirir, yazar ilgilendirmez, yazarın yaşam öyküsü özellikle. Değerlendirmeler anlatıcı üzerinden yapılır. Kurmaca metinlerde çözülmesi en zor konulardan biri olan anlatıcı meselesi hakkında romanınızda ne gibi problemlerle uğraştınız?

SS: Bu dediğinizden çok emin değilim. Otobiyografik unsurlar illaki sirayet ediyordur metne, bu kaçınılmaz. O sebeple okur ilgilensin ya da ilgilenmesin yazar bir şekilde romanın içindedir. Sonuçta romanın ilk tasarısı yazarın zihninde dölleniyor, aksi mümkün olmaz gibi geliyor bana.

Anlatıcı meselesi konusunda problem yaşamadım, bilakis Miran’ın ağzından yazarken çok keyif aldım.

SP: Hikâyeler iç evrenimizin, kozmik yapımızın yansımaları olarak dünyayı daha katlanılabilir hale getiriyor. Hikâyeler ötekilere yazılıyor, öznel alana hitap ediyor, okurları etkilemeleri gerekiyor. Günlük hayatta katlanamayacağımız gerçekler hikâyede, romanda katlanılır hale geliyor. Odaklandığınız temalardan hareketle özellikle roman türünü seçmenizin nedeni nedir?

SS: Sinemanın cahiliyim. Hiçbir şey izlemiyorum. O sebeple sinema filmi çekemezdim zaten. (gülüyor) Onu ekarte edince öykü ve roman kalıyor.

Şaka bir yana, anlatmak istediğim hikâye bir roman oluşturduğu için roman yazdım.

SP: Sepin Hanım roman türünde başucu yazarlarınız kimler, başucu kitaplarınız hangileri?

SS: En son okuduklarımdan Jenny Erpenbeck’in Kairos’u beni büyüledi. Hatta düzenli olarak dünya edebiyatı üzerine denemeler yazdığım Ot Dergisi’nin yeni sayısına yazacağım Kairos’u. Halihazırda dört beş kitap var okuyacağım ama yazın Erpenbeck’in külliyatını yalayıp yutmayı düşünüyorum. Başucumda hep J.D. Salinger’ın Gönülçelen’i durur.

SP: Dergiler, dijital mecralar, sosyal medya, filmler… Yazarların, yayıncılığın ve okur kitlesinin geldiği son noktayı da göz önünde bulundurarak hem Dünya geneli hem Türkiye özelinde roman türünün geleceği hakkında ne gibi öngörüleriniz var?

SS: İnsanlık halkasında bir birimim sadece, öngörüden bahsetmek hadsizlik olur. İnsanlık hikâyelerden hiç vazgeçmemiş, vazgeçeceğini de sanmam.

SP: Dünya ve Türkiye özelinde salgın, iklim krizi, savaşlar, göçler ve temel eşitsizlikler üzerinden düşündüğümüzde bu zorlu günleri yazı aracılığıyla daha az hasarla atlatabilmemiz mümkün mü sizce?

SS: Değil. Benim için edebiyat bir şifa aracı değil, hatırlama aracı ve de anlama. Ha, anlayıp hatırlayınca işler değişir mi, galiba değişme ihtimali canlanır evet. Benim için edebiyat ihtimal araştırması daha çok.

SP: Sepin Hanım, son günlerde neler okudunuz? Önümüzdeki dönemde yeni üretimleriniz olacak mı?

SS: Son aylarda okuduklarım arasında beni en çok çarpanı söyleyeyim, yoksa okuma listemin tek başına bir ehemmiyeti olmasa gerek. Kairos beni ezdi geçti.

Bir de bu ara şiir mesaim var, Oğulcan Kütük’ün şiirlerini okuyorum. Çok güzeller.

Evet yeni roman için notlarım var, bayağı da biriktiler, zihnimde devamlı bir şeyler dönüyor yani. Kurguyu çözdüğüm anda yazmaya başlamak istiyorum.

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

YapışkanotuLal Laleş
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Cihan Çakan

12 Mart 2025

Aysuda, Bir Su Perisinin Masalı

Hava o akşam da sisliydi. Şimdi kış, her yer karla kaplı. O zaman aylardan hazirandı, kız kardeşim Aysuda’yla burada, gümüş grisi kumların üstünde yan yanayız. Gölün usul dalgaları bir el gibi ayaklarımıza değiyor. “Yüzelim mi,” diyor Aysuda. “Bu saatte mi,” diyorum. “..

Devamı..

Gerçeklerden Kaçarken Kendimize Söyled..

Çetin Devran

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024