Serhat Uyumaz • Hazırlık
20 Ocak 2018 Öykü

Serhat Uyumaz • Hazırlık


Twitter'da Paylaş
0

Sokakta beyefendi, mutfakta aşçı, yatakta gevezeyim. Uyumadan önce yatakta kendi kendime konuşurum. Bu gevezelik yatak dışına da taşabiliyor. Örneğin, yemek yerken bilgisayar başında, film izlerken... Bu sefer kafede garsona sipariş verirken baş gösterdi. Bu ıhlamurun aynısından istiyorum, yalnızca bardakla gelsin. Tepsiye, demliğe, süslemeye gerek yok, gördüğünüz gibi masa da ufak, hepsini koyacak yer yok, sigara içerken zorlanıyorum, diyorum. Yüzüme boş boş bakarken, küllük istiyorum. Ne zaman bir günah işleyecek olsam, bir nargile kafeye giderim. Serhat, sen pop müziğe, iğrenç kokuya ve dumana katlanamıyorsun, cehennem ateşine nasıl katlacaksın, derim kendime. Sis perdesinin ardından ritmi ve sözleri aynı ama müziği biraz farklı şarkılar çalıyor. Sevdiği kişiden boynuz yeme temalı parçalar hepsi. Akabinde intikam yeminleri ediliyor şarkılarda. Bunların hepsi müthiş bir cahil cesareti ve beddua içeren sözlerle dolu. Bütün bu saçmalıkların arasından, az önce söylememişim gibi nişan tepsisi büyüklüğünde, yanında ıvır zıvırla siparişim geliyor. Garsona, sokaktaki beyefendi çizgimden kayacağım, dercesine bakıyorum. Doğal olarak dumandan göremiyor. Hepsi boşa çaba. Böylesine şiddetli öksürürken buraya gelip, dumanın içinde ıhlamur içerek derman aramam, garsonun beni anlamasını ummam, hepsi. Garson belirsizliğin içinde kaybolmadan önce, hesabı alabilir miyim, diyorum. Sesin geldiği tarafa bak uzakta değilim. Parayı masaya bırakarak, ayağa kalkıyorum. Gelen mesaja bakıyorum. Sero, metronun önündeyim, paketini getirdim. Geliyorum, yazıyorum. Uzaktan ona bakıyorum. Kendisi şanslı olduğum konulardan yalnızca biri. Bırakın düşmeme, tökezlememe izin vermez. Dumandan gözlerim sulanmış, sarılıyorum. Gözlerin kızarmış, doktora gitmemişsin. Kursa da gitmedim, onun yerine gaz odasına gittim, diyorum sırıtarak. Ben iyiyim halacığım, bir görsen ne hayatlar var, sisli puslu. Anlamasa da gülüyor. Paketi uzatıyor. Ben teşekkkür ederken, evini temizledin mi, diye soruyor. Kurban bayramından sonra ikinci kez, diye cevaplıyorum. Bitleneceksin, diyor. Gülüyorum. Yiyecek bir şeyler hazırladın mı, alalım mı, diyor. Mutfakta aşçıyım, diyorum. Uçlarda yaşamayı seviyorsun biliyorum. Önce deryanın dibi, şimdi semaya yükseliyorsun, dikkatli ol, diyor. Vedalaşıyoruz. Metroya iniyorum. Öyle görünmese de yeni uyandım, yazmış. Bir de fotoğraf göndermiş iki gözümün çiçeği. Yeni uyanmış halimin fotoğrafını atsam, bir daha görüşme ihtimalimiz kalır mı acaba? Durağın sonundaki tümsek aynaya doğru hızlı adımlarla yürüyorum. Fotoğrafımı gönderiyorum. Gülüyor. Bu ne enerji, hasta değil miydin sen, yazıyor. Bana gelmek için üç saati olduğunu, gecikirse terası hortumla ıslatıp sırt üstü yatacağımı, zatürre olduktan sonra bana bakması gerekeceğini yazıyorum. Deli. Bana bunu yaptıran sensin, yazıyorum. Sonunda eve geliyorum. Kapıdan girerken, işte bu oğlum diyorum kendime. İsteyince oluyor. Ev hâlâ taze ve temiz. Mezeleri, salatayı hazırlıyorum. Yeni bardaklarım, tabaklar, temiz masa örtüsü. Beni alan yaşadı. Kafamı kurcalayan bir şey var. Rakı şişesini paketinden çıkarıyorum. Rengi sarıya çalıyor. Üzerinde etiketi, açılmamış bandrolüyle güven veriyor. En azından kör olmayız. Otuz sekiz derece, etiketinde erik resmi var. Bu yüzden sarı olmalı, diye düşünüyorum. Adını okuyamıyorum. Ters n harfi, yatık e, çizgisiz büyük a yapayım ama küçük a gibi olsun. Etiket tasarımını içmeden önce yapacaktınız, olmamış, okunmuyor. Belki harf devrimine ihtiyacınız var, bilemiyorum. Hepsi tamam, hazırım. Mükemmel zamanlama. Zil çalıyor. Kapıda beliren kadın benim için iki kadeh tekilaya eşit. İçmeden de çarpılabiliyor insan. Gülümsüyoruz karşılıklı. Gözlerine bakıyorum. O da benimkilere. Bir süre bakışıyoruz. Benim için sorun yok. Bakmaya devam ediyorum. İçeri girebilir miyim Serhat, diyor. Eşikte aptalca beklersem bu mümkün değil. Şaşkınlığı üzerimden atıyorum. Tabii, hoş geldin. Elindeki paketi alıyorum. Buz kovası. Yeşil vileda kovasından sonra bu iyi geldi, diyorum. Gülümsüyor. Ama sen sürekli gülümsersen, seni izlemekten yemeden içmeden kesileceğim, diye geçiriyorum içimden. Şaheserimi gösteriyorum. Bu kadarını beklemediğini söylüyor. Sanırım beklentilerin üzerine çıkmada iyiyim. Kadehlerimizi dolduruyorum. Suyla karışmıyor. Bu iyi değil. Bekle, diyorum. İlk yudumu ben alacağım. Neyle karşı karşıya olduğumuzu bilmeliyim. Küçükken kola içermiş gibi bir his. Genzimi yakıyor. Boğazımdan aşağıya inerken de öyle. Midemde yavaşça büyüyüp kuşatıyor, çarpıyor. Onun bıraktığı etkiden farklı değil. Kuş kadar hafifiz. Youtube'dan allah razı olsun. Alkolün getirdiği müzik coşkusuyla değişen parçalar, önümdeki fırtına beni sallamaya başlıyor. Karşımdaki de fena değil. Benden fazla konuşmasına izin verdiğim birkaç kişiden biri de o sanırım. Hiç anlamadığım halde müzik ve ses eğitimi hakkında söylediklerini dinliyorum. Ben yazıyorum, diyorum. Sesim karga gibi. Çamaşır suyu, diyor. Beğendiğine sevindim, diyorum. Anlatıyor, dinliyorum. Konuşamıyorum. Otuz sekiz derece. Bu rakı olamaz. Böyle rakı olmaz. Gözlerim kısılıyor. Kaşlarımı çatarsam, ciddi bir bakış elde ederim. Yoksa gözlerim kapanacak. Zeytinyağlıdan almaz mısın, diyorum. Ben almalıyım. Yoksa işler iyiye gitmeyecek. Tuvalete kalktığımda yere düşmek istemiyorum. Bir de unutmadan, sana Aydın Boysan'ın kitabını getirdim, o da rakı sever bilirsin, diyor. Teşekkür ederek kitabı alıyorum. Yazar imzalamış. İlk sayfada malum kişiye, mutluluk ve huzur dileyerek. İmza, yazar. Sen kime mutluluk, huzur diliyorsun, diye içimden geçiriyorum. Kendimi sakinleştiriyorum, şaşırmışçasına, bir de imzalamış ne kadar güzel, diyorum. Bir kapıdan çıkıyorum, öbürüne giriyorum. Aynada gördüğüm uçan cisim bizzat benim. Normalden kırmızıyım. Yüzümdeki boya olmasa da yıkayınca çıkıyor. Aklıma geleni hemen söylemeliyim. Kapıda önemli bir şey diyecekmiş gibi dikiliyorum. Bana bakıyor cevap bekleyen gözlerle. Biraz daha uzatayım suskunluğumu. Gözler etkileyici. Bu kitabı getirdin ya diyorum. Susarak dinliyor. İmzalanmış. Kitabım çıkarsa sana imzaladığımı başkasına hediye etme sakın. Önüne bakarak gülüyor. Söz ver bana, diyorum. Söz. Aynı liseden mezun olduklarını, pilav gününde kendisine iltifat ettiğini söylüyor. Yüz yaşındaki adamın özgüveni tavan. Bunu ben yapamıyorum. Tanımadığım birine karşı kin besliyorum. Kaşlarım çatılıyor. Böyle bakmanı seviyorum Serhat, diyor. Kendime, kaşlar fora oğlum, diyorum. Ben birine küfür etmek istediğim zaman böyle bakarım, diyorum. Sus, diyor. Kendisine küfür etmek istemesem de susturulmayı sevmem. Çatık kaşla bakmayı sürdürüyorum. Bir yerden güzel bir parça çalıyor. Anlayamıyorum. Bilgisayardan gelmiyor. Başı öne eğik, dudaklarını göremiyorum. Çenesinden yukarı kaldırırken, sesin ondan geldiğini fark ediyorum. Yerime oturmalıyım. Yeteri kadar uyarıcı madde aldım. Rakı, onun sesi. Kapatıyorum kendimi. Sen sevsen de kaşlarım yoruldu. Alnımda iz çıkacak, Yüzümü salıyorum. Şarkı uzun, sarhoşluk ebedi gibi. Sarhoşlukla şarkı sonsuza kadar gibi. Uykum geldi cümlesini duymayı en son ne zaman istedim, hatırlamıyorum. Yatalım, diyorum. Nefes alışı çok yakın. Başım ağrımıyor, tuhaf. Temizlik için banyoya, çay için mutfağa giriyorum. Sabah, akşamdan kalma değilim. Bulgarlar bu işi iyi biliyor. Kendisini uyandırmak için odaya giriyorum. Elinde telefonla, Serhat, Aydın Boysan ölmüş, diyor. Kendimi suçlayasım geliyor ama Münir Özkul'a olumsuz bir şey dememiştim. Demek ki benimle alakası yok, diye düşünüyorum. Üzüldüğümü söylüyorum, ona. İçimden, kitabın değeri dört kat artmıştır diye geçiriyorum. Gülmemi tutmalıyım. Kahvaltı ediyoruz. Hazırlarken, bütün potansiyelimi kullanıyorum ama kendimi daha da geliştireceğim. Gidecek belli. Son. İki ocakta yılbaşı kutlamak orjinal bir fikir. Hazırlanıyor. Yavaşça kapıya yaklaşıyor. Açık kapının eşiğinde bekliyorum. Yüzüne bakıyorum. Yüzüme bakıyor. Gülümsüyor. Çıkabilir miyim Serhat, diyor. İçimden geçeni söyleyemiyorum. Evet, çıkabilirsin.

Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR