Serhat Uyumaz • Salgın
7 Eylül 2017 Öykü

Serhat Uyumaz • Salgın


Twitter'da Paylaş
0

Yazdıklarını çöpe atmaya geliyorum. Geri dönüşüm kutusunu boşalt. Bizzat sen tıklayacaksın. Elinden bir şey gelmez, en sevdiğini, en emek sarf ettiğini kendi elinle yok edip ofisteki işinin başına döneceksin. Sana onu yok ettirecek kadar kızgınım. Kimse böyle şeyler okumuyor. Bu konuda gereksizsin, çıktı aldığın kâğıtlar bile ekosistem için zarar. Okumayı yeni sökmüş bir çocuk bunları okursa kitaplardan tiksinir. Sana haddini bildirmek için buradayım. Ben bir eleştirmen değilim ama sen tezek çuvalı bile değilsin. Bir tezek çuvalı için mi bu kadar yolu geldin, diyebilir. Böyle bir adamı mı sevdin diyebilir, bunları söylemesine fırsat vermeden ona saldıracağım. Bunları takacağını sanmıyorum, kurgusallığa bu kadar tutunmuş birini daha tanımadım. Yazdıklarıyla bu kadar bütünleşmiş adamın hayatının içinde klavyeden daha fazla yer edinmek istiyorum. Bana ayıracağı vakti saçmalıklarla doldurmasını istemiyorum. Zaman ikimiz içinde buna izin verirken, birlikte daha fazla vakit geçirmeliyiz. Böyle zamanlarda insanlar birbirlerine olan duygularını bastırmazlar, saklamazlar. Yarın olmayabilir. Ölüm bir bahane arıyor ve birisi ya da bir şey ona bu bahaneyi verebilir. Her şey biterken de yanında olmak istiyorum. Ölü ağaçlardan yapılan kâğıtların üzerine yazdıkların umurumda değil. Ne anlatmak istiyorsan dinlerim, unutmam. Benimle ölümsüz kılabilirsin onları, yalnızca bana özel. Bunları ona söylemeliyim. Kayıtsız kalırsa da yapmalıyım. Biliyorum dinliyor. Küçük bir kısmını anlayarak içselleştirebilir. Buluşmamızı her zaman ben ayarlarım. Mesaj attığımda cevap yazar ama bu süre bir haftayı geçmemeli. Yedide bir. Fazla yok. Cevap geldi. Kayalıkların arkasında çöpün yanında bekle. Sırtım ürperiyor, tişörtümün içine dolan serin esintiyle hava kararmaya başlıyor, güneş batıyor ama ufukta azıcık bile kızıllık yok, gün kavuşurken yağmur başlayacak sanırım. Bekletilmekten hoşlanmam, bu onun için geçerli değil. Buluşmamıza geç gelmesi bana cezası ertelenen bir öğrenci gibi hissettiriyor. Er ya da geç olacak. Bu sefer gelmezse diye ufakta olsa bir korku var. Özellikle bu çöp tenekesinin yanında durmamı söyledi. Böyle atıkları insanlardan bir süredir korumuyorlar. Koruyacak olanlar kendilerini korumaktan korkuyor, yeteri kadar insan kalmadı. Çöptekiler atılmadan önce pasif hale getiriliyor. Yani bulaşma ihtimali yok. Onların yalanlarından bir tanesi daha. Bakımlı durmak için rujumu tazeliyorum, küçük aynamda kendime bakıyorum. Kendini beğenenlerden oldum hep, bu bana sevdiğimin karşısında bir avantaj sağlamıyor. Oldukça çirkin, bakımsız bir kadın da olsam bu hiçbir şeyi değiştirmez. Sakallarım terliyor. Telefondan gelen ileti sesini duyunca bakıyorum. Görülmeden inceliyorum, sesi yeniden duymak için neler vermezdim. Bu sesi seviyorum. Yalnızlığımı dijital ortamda yok eden biri var. Öbürleri gibi değil. Sırf benim ilgilendiğim konular üzerinde düşünen birilerini bulmak zor. Güzel bir kadın, bu aradığımı karşılamıyor, yalnız olmadığımı hissettiriyor. Gitmiyor. Vazgeçmiyor. Ben de gidemiyorum. Gitmesini de sağlayamıyorum. Hep benim dediğim oluyor. Sanırım naz istiyorum. Naz da sevmem. Onu da sevmiyorum. Hoşlandığım bir şey var mı? Söylediğim yerde duruyor. Ne kadar cesur bir kadın! Bana söyleseydi o çöpün yanında durmazdım. Rujunu tazeliyor uzaktan gördüğüm kadarıyla. Ben saçımı bile taramadım. İnsanların benden hobilerimi almaya kalkmasının üzerinden uzun zaman geçti. Kimseye izin vermedim. Ruj kurtarmaz. Sana teslim olmayacağım. Bu tüm kadınlara, tüm acıtanlara, yaralayanlara, hepsine. Kollarıyla bana sarıldığında hiç kimsenin yanında olmadığı kadar mutlu oluyorum, öpüyor beni. Omuzlarımdan tutup suratıma bakıyor, tebessüm etti sanki. Merhaba diyor, ne kadar mükemmel. İçimde yazdıklarına karşı dürüst olma duygusu yeşeriyor. Bu kadar bencil olmalı mıyım? Sevdiğim erkeğe böylesine bencil olmam ona yaptığım bir haksızlık bence. Sakalımı okşayarak, böylesine cesur olduğunu tahmin edemezdim, diyorum. Salgının tohumlarının yanındasın ve korkmuyorsun. Kadın nereye çağırsam geliyor. Bir şeyleri ispatlamak mı yoksa saf aşk mı bilemiyorum ve telefon. Yüzde 47. Salgın nüfusun neredeyse yarısına bulaşmış sayılır. Adamlar uygulamasını yaptılar. Neredeyse Bedava Mesaj uygulamasından bile daha çok indiriliyor. Can derdi mi, popüler uygulamaya sahip olma isteği mi, bilemiyorum. Evet, beni neden çağırdın, diye söze başlıyor kırmızı rujlu kadın. İşte haftalık rutin, demiyorum. Bugün biraz daha merhametli olacağım. Kendisine teslim olmasam da bazen onu görmek hoşuma gidiyor, huzur buluyorum yanında. Önceleri kendime itiraf ederken bile zorlandığım bir gerçek var. Yalnız ölmek istemiyorum. Son, bu kadar dürüstçe hepimiz için yaklaşırken ölüm telefonlarımıza normal bir şey gibi gönderilirken, kaçacak yer yok. Oyalayacak başka kadınlar ya da kıracak başka kalpler ve üzerek tatmin olacağım insanlar ölüyorlar. Herkesin çemberi daralıyor, dışında kalanları göremeyeceğiz. Şartlar dahilinde elimden geldiği kadar mutlu olmalıyım, diyorum kendime. Mutlu etmeliyim. Sessizlik, zaten çok konuşmaz. İki kelime edip bu kadar uzun susmasına sinir oluyorum. Beni bu kadar domine etmesine de. Olsun, beklerim. Yandan yüzüne bakıyorum. İfadesiz, sigara yakıyor. Ben neden buradayım? Mimiklerin değişmeyecekse neden birlikteyiz? Aniden başını çeviriyor, çok mu sabırsızım, buraya geldiğimden memnun olduğunu, baş başa kalabileceğimiz bir yere gitmek istediğini söylüyor. Buna can atıyorum demek istiyorum. Çok sabırsızım. Susma sırası bende, gözlerine bakıyorum. Gidelim, diyorum. Ayrı ayrı gideceğiz, diyorum. Sana yeri tarif edeceğim. Tenha bir yer, zaten neresi tenha değil, diyorum. Gözlerime şaşkınlığını saklamaya çalışarak bakıyor. Tamam, olur. Sormasa da yapamam gereken şeyler var, diyorum. Uzun sürmeyecek sen vardıktan az sonra orada olacağım. Varınca beni arayabilirsin. Kâğıda adresi yazıp veriyorum, konum göndermem. Beni bilirsin. Ayrılıyoruz, farklı yönlere. Sıklıkla yaptığımın aksine arkasından bakmıyorum. Keyfim yerinde, en azından gün içinde ikinci kez buluşacağız, bunu biliyorum. Boş binaları ilaçlayan ekip arabasının yanından geçiyorum. İtfaiye gibiler, ellerinde hortum, terk edilmiş binaya kimyasal sıkıyorlar. Sönmüş bir yangını söndürmek için uğraşmaya benziyor. Ben anlamam tabii işlerini yapıyorlar. Dik yokuştan aşağı iniyorum, etraf demode binalarla dolu, mimari günümüze oranla eski. Bu döküntü mahallede nerede buluşacağımızı merak ediyorum. Neden böyle bir yer seçtiğini de. Karşımda demir bir kapı var, yeni sayılır. Zile basıyorum. Kapıyı açan, hoş geldiniz hanımefendi, sizi bekliyordum, diyor. Sıcak07kanlı karşılamanın aksine elimi sıkmıyor, yüzünde maske var. Sanki işe yarıyormuş gibi. Haberi olması ilginç. Odanın anahtarını veriyor. Yukarı çıkıyorum. Çok yüksekte değil. Oda çok kötü değil. Her şey olması gerektiği gibi. Gözünden uzaklaşana kadar yürüyorum. Biliyorum arkamdan bakıyor, bunu hep yapar. Kalanlar okusun, ben olmasam da. Buraya kadar yazacağım. Cebim. Yüzde elli üç. Kaç saat geçti ki? Paketi açıyorum. İğrenç. Beklentim yüksek değildi, ölümün kokusunu hep böyle hatırlayacağım. Konteynırı kapattım. Umarım gören olmamıştır ya da görüp dikkate alan. Bir şeyleri beraber bitirmenin zamanı. Artık kimseyi kırmayacağım. Hızlıca ilerleyen bu yüzdelik dilimde ikimiz yer alacağız. Neden? Seni de istiyorum yanımda. Sana sormadan. Çünkü ben hep bencildim. Kapı çalıyor. Evet, eşikte görmek istediğim manzara bu. Sevdiğim erkek bütün heybetiyle orada. Elinde bir paket var. Hayatım pasta aldım. Şarap öncesi yeriz. Gülümsüyor. Kollarımızı çapraz yaparak birbirimize ilk lokmayı sunuyoruz. Bu bizim düğünümüz.

Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR