Serhat Uyumaz • Sarhoş Günlükleri
28 Ekim 2017 Öykü

Serhat Uyumaz • Sarhoş Günlükleri


Twitter'da Paylaş
0

6 Aralık iki bin bilmem kaç? 00:20 Bira işiyorum. İşediğimiz ilk biranın yüzde bilmem kaçı biraymış, bu yüzden ilk çişimizi biracasına içebilirmişiz. İnternette okumuştum. Bunu yapmak için ilk içtiğim biradan fazlasına ihtiyacım olur diye düşünüyorum. Sarhoş değilim. Birden fazla içince idrarda cesaret oranı artar, bira azalır. Olmaz yani o iş. Hayır, cesaret içmiş oluyorum, diyorum. Boş gözlerle kısa bir süre bana bakıyor, pisuvar samimiyetini sevmiyor belli. Biradan önce ne vardı? Aynada kendime bakıyorum, soğuk su ellerimi üşütüyor. Görüntüyü netleştiriyorum. Gözlerimi açıyorum. Yansımadan onu görüyorum. Haydi be oğlum, neredesin bir saattir, seni bekliyoruz. Sarhoş değilim, diyorum. Gözlerini deviriyor biliyorum, diyor. Seni kim gönderdi? Benim de ihtiyaçlarım var, tuvaleti kullanmaya geldim Serhat. Tamam seni bekliyorum dışarıda, bir şey olursa seslen, diyorum. Boynumu tutabilirsem, masaya dönebilirim. Şükrü ve ben masaya dönüyoruz, Gülüyoruz. Neden hatırlamıyorum. İskemleyi çekiyorum, kıçımı sabitlemek istiyorum, sallanmadan, oturuyorum. Diğerleri kendi aralarında konuşuyor. Tuvalete neden adam gönderiyorsunuz, abartılacak ne var? Hiçbir şey, diyor, Kemal. Bugün senin günün. Biliyorum, sağ olun, diyorum. Kısık gözlerimle hediye paketlerini gösteriyorum. Bizi erkenden göndermek isteyen garson, Şükrü'nün kulağına fısıldıyor. Ben pasta sevmem, diyorum. Bunu bildiklerini, bu yüzden pasta söylemediklerini açıklıyorlar. Helvanın üzerinde hatırı sayılır miktarda dondurma geliyor. Üzerine iyi ki doğdun yazılmış. Tam zamanı, vakit geldi. Teşekkür ediyorum. İkinci biradan bir yudum alıyorum, helvadan da bir kaşık. Gözlerde tereddüt var. Çarpmaz. Biraları bitirmeden, garson meyve göndereyim mi abi, diyor. Ben sana göndereyim meyveyi o tezgahın arkasından çıkma, saat birde kapatmıyor musunuz siz, hesapla gönderirsin. 5 Aralık aynı yıl, 10:00 Süpriz bir buluşma ayarlayamazlar. Kendi doğum günümü asla unutmam. Bu yüzden önceden ayarlanan yere gidiyoruz. Yolda arkadaşlarımız bize katılıyor. Mekâna girmeden önce grubumuzu büyüterek, insanları oturdukları evlerden topluyoruz. Bize ayrılan masaya oturuyoruz. Sipariş vermeden önce çocuk gibi sevinçliyim. Paketleri görüyorum. Arkadaşlarım yanımda, alkol damarımda. Balık, rakı. Fakat şu yüksek alkollü olanından. Büyük. Gözlerimle masayı tarıyorum. Başımızda bir büyük bulunsun. Evet, bu iğrenç espriyi kimse yapmadı. Sizi seviyorum arkadaşlar. Biraz demlendikten sonra, paketleri açıyorum. Tişörtler ve kamuflaj kılıflı bir bıçak. Caner'e teşekkür ediyorum. Bu bıçak patlar, Çehov'un tabancası gibi şeytan doldurur diyor, gülümsüyor. Beğendiğine sevindim. Azalan rakıyla içme isteğimiz artıyor. Bir yarım daha söyleyelim, henüz kalkmak için erken. Kabul ediliyor. Elimi kaldırıp boş şişenin yarısını gösteriyorum. Garson başıyla onaylıyor. Meyve yaptırayım mı abi diyor. Kapatmalarına üç saat kaldığını öğrendikten sonra, biz sana haber vereceğiz, diyoruz. Henüz vakit var. Rakının ve sohbetin verdiği neşe. Birer bira içelim, cila olur başlıklı teklifim Kemal tarafından hoş karşılanmıyor. Merve, hayatım içelim, sonra bize gideriz ben size çorba yaparım, ayılırsınız, diyor. İşte kadının gücü, diye bağırıyorum, Kadeh tokuşturuyoruz. Meyve meraklısı garsonla göz göze geliyorum. Gidişattan memnun değil, pazartesi gecesinde erkenden evine dönmek istermiş gibi. Birer tane daha, buzlu bardakta. 6 Aralık, 00:40 İstemiyorum, çok şekerli. Siz bitirin, biz son kez lavaboya gidelim kalkarız, göz ucuyla Şükrü'yü kes. Tamam. Ellerimi yıkarken mekânda bizden başka kimse kalmadığını görüyorum. Bunun getirdiği gazla, ne kadar salak adamlar yahu, yarım saatte bir meyve gönderiyorlar, diyorum. Gerçekten büyük denyoluk, bir daha gelmeyelim buraya, diyor arkadaşım. Gözlerim tavanda asılı deniz kabuklarından oluşan, misinayla bağlanmış lambaya takılıyor. Beni erkenden göndermeye çalışıyorlarsa ben de buradan deniz kabuğu alacağım diyorum. Düşüncem rağbet görüyor. Meyve toplarcasına birkaç tane söküyoruz. Etraf aydınlandı kardeşim. Kabuktan lamba mı olur? Daha iyi oldu böyle diyor. Hesap kargaşasından uzakta bekliyorum. Eli cebine gitmesi gereken ben değilim. Zaten ceplerimde deniz kabukları var. Aynı gece 01:00 Soğuk havayı hissetmiyorum. Tek algıladığım kirli özgürlük ve merdiven çıkmanın zorluğu. Kemal buradan taşınırsanız, asansörlü bir yere yerleşin, kafam iyiken çıkamıyorum. Gülüyor. Alkollü asansör kullanılır mı lan, diye soruyorum. Gülüyor. Ne kadar çabuk çarpıyor seni, sen daha içme, diyorum. Her şeye gülüyorsun. Eve girince gecenin ayığı Merve, beş kişilik çorba yapmaya mutfağa gidiyor. Biz sarhoşlar olarak halıda biraz güreşiyoruz, yeteri kadar saçmaladığımıza kanaat getiriyorum. Mutfağa bakmalıyım. İşkembe! Teşekkür ederim. Sarımsak var mı, diyorum. Olmaz mı, diyor. Bu çocuk kapılarda belirmeyi seviyor anlaşılan, ellerinde çorapları, Serhat bugün çok güzeldi, seni seviyorum kardeşim, senin için çoraplarımı bahçeye atacağım. Sen de beni sevdiğin için atmalısın, diyor. Ne demek tabi diyorum. Beşinci kattan iki çift çorabı otoparka gönderiyoruz. Merve'ye dönüp sen de yapmalısın, diyor. Sarhoşla sorun yaşamak istemeyen kızcağız, tereddütsüz bize uyuyor. Çorbalar enfesti, teşekkür ederim. Bize ayrılan sürenin sonuna geldik, diyorum. Vedalaşıyoruz. Şükrüyle yaklaşık dört yüz metre yürümemiz gerekli, eve varmak için. Ah o merdivenler. Otomatik ışık ve tırabzanlar kesinlikle sarhoşlar için yapılmış olmalı. Dışarıdayız. Bizimkisi iki ileri bir geri. Şikâyet etmiyoruz. Sonuçta herkes yeniçeri gibi yürüyemez. Kim bu askerler diye merak eden, bir ışık hüzmesi yaklaşıyor kaldırma doğru. Biz de onu merak etmiş olmalıyız ki kaldırıma çıkıyoruz. Beyler nereden böyle, kimlikleri görelim. Paketleri açın. Tişörtlerimizin önlerini ilikleyerek, memur beylere durumu izah ediyoruz. Bıçağıma el koyuyorlar. Ne desem boş. Çehov'un silahı gibi patladı, elimizde. Rakının getirdiği ikna kabiliyeti, duygusal doğum günü konuşması hiçbir işe yaramıyor. Hemen eve gidin, fazla dolanmayın ortalıkta, azarından sonra, elimde poşetler yola devam ediyoruz. Yatağıma tırmanıyorum, ceplerimdeki kabuklar batıyor, polislerden nefret ediyorum. 6 Aralık 07:30 Arabanın kapısını açıyorum. Umarım kokmuyorumdur. Kimi kandırıyorum, ne içildi be. Çocuklar evine varabildi mi acaba? Her zaman varırlar. Mesaj atarım, hem uyuyorlardır, bu saatte. Silecekleri çalıştırıyorum. Ön camda altı tane çorap.

Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR