Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

13 Ağustos 2017

Tarih

Şevket Beysanoğlu'nun Ansiklopedik Çabası: Diyarbakır

Erhan Sunar

Paylaş

26

0


Şevket Beysanoğlu’ndan sonra Diyarbakır’ın da canlı, kapsayıcı bir fotoğrafının artık pek çekilmedi...

Erhan Sunar

Tarihinden bahsedilirken, Diyarbakır kadar söze efsanelerin, mitlerin, söylentilerin karışacağı bir şehir daha bulmak zordur. Çok eski tarihlere dayanan varlığından olduğu kadar insanlarının sözlü bir kültüre bağlanan yaşantılarından da kaynaklanan bu özelliği şehre kimi noktalarda belirgin bir güç, bir heybet atfederken, bazı durumlardaysa onu tarihsel seyri bütünüyle izlenmiş bir şehir olmaktan uzaklaştırır. Şehri tanıtan kimi yayınlarda surları kişileştirecek, konuşturacak kadar ileri vardırılan bu eğilim, belirgin bir sevgi ve iyimserlik payı taşısa da, son aşamada nesnel, tarihsel bir kayıt niteliği taşımaktan uzak ve şehre durmadan genişleyen, karmaşıklaşan yanını teslim edecek, bunların izlerine ulaşacak çabadan çoğu kez yoksundur. Ulaşacağımız bilgilerin anonimliğini, hep bir ağızdan çıkıyormuş gibi duran “üslupsuz” yönünü açığa vuran bu türden metinler, şehre ilişkin kapsayıcı bir resim, bir fikir değil de tarihe saplantıyla bağlı kalmış bir çeşit nostaljik söylem oluştururlar çoğunlukla.

Bu bağlamda Diyarbakır’ın yorulmak bilmez bir arşivcisi, aynı zamanda ona tutkuyla bağlı bir araştırmacı, bir kültür insanı olarak Şevket Beysanoğlu’nun büyük çabası, şehre en ufak bir bakış atmak isteyecek herkesin hemen dikkatini çeker. Gerisinde kapsamı ve bağlantıları şaşkınlık uyandıracak onlarca cilt yayın bırakan bu değerli şehir tarihçisi, kadim zamanlarından günümüze Diyarbakır’ı yalnızca efsaneleri, meselleri ya da dilden dile dolaşan hikâyeleriyle tutkuyla kayda geçirmesiyle değil, her defasında bilimsel kaynaklara başvurma, inceleme metotlarına dayanma, kronolojik yasalara uyma açısından birer terbiye örneği olan yaklaşımıyla da ilgi uyandırır. Yakın tarihe yaklaşıldıkça canlı tanıklıklara başvurmayla veya kendi kişisel katılımıyla da şekillenen şehrin bu tarihsel, fikirsel ve yaşamsal örgüsü o kadar genişlik ve sıkılık vaat eder ki, dışarıda bırakılan herhangi bir bilgi parçacığı kalmadığı hissine kapılırsınız: Efsanelerinden folkloruna, coğrafi yapısından kültür-sanat insanlarına, gündelik hayatından gelecek tasarımlarına kadar baştan başa katedilen bir Diyarbakır vardır önümüzde. Yalnızca bir metinler ağı, kelimeler karmaşası olarak bile düşündüğümüzde şehri ansiklopedik bir mucizeye çeviren bu çaba, çağdaşlığı ve modern dokunuşlarıyla da göz doldurur. Sözlü kadim bir kültüre yazının olanaklarıyla bir karşılık bulma hevesi, Şevket Beysanoğlu’nun bakışıyla Diyarbakır’ı tarihin sisleri arasından, bütün belirsizliklerinden ikna edercesine açığa çıkarır.

Romanlarım, araştırmalarım için onun yazdıklarına döndüğüm her defasında James Joyce’un kendi şehri Dublin hakkında söylediği sözü anımsarım: Tıpkı Ulysses’le (ve diğer kitaplarıyla da) bütün bir Dublin’in, büyük bir yıkımdan sonra bile yeniden kurulabilecek ölçüde detayla işlendiğini vurgulayan Joyce gibi, Şevket Beysanoğlu’nun yapıtı da Diyarbakır’ı olası her türlü, mantıklı veya mantık dışı felakete karşı koruyacak genişlikte ve kuvvette olduğuna bizi hemen inandırır. Bir şehri yaşayarak deneyimlemekle onun bilgisini edinmek arasındaki, ancak kitapların, kelimelerin varlığıyla duyumsayabileceğimiz ayrım, bütün hatlarıyla yansır orada: Altmışların, yetmişlerin sosyal hayatına, böyle yakın bir tarihi hâlâ hatırlayabilenlerin bile hayret ederek farkedeceği ayrıntılarla bir bakış yöneltir mesela; bunu birçok yakınımdan duymak beni her seferinde eserinin iddiası karşısında duraksatır. Ölüm tarihine dek (2003), kurcalamaktan vazgeçmediği şehrin fikir ve sanat insanlarına ilişkin hazırladığı kapsamlı yapıtının son cildinde, tanıdığım, hâlâ gençliğin coşkusuyla edebiyat yaşamlarını sürdüren yazarların bulunduğunu görmek başlı başına bir heyecan vesilesidir. Çoğu kez bir yazısından okuyup kavramayı herhangi bir canlı tanıktan dinlemeye yeğ tuttuğum Diyarbakır’ın dönemsel ruhu, bu yazılardaki zarif dikkatle gözlerimin önünde parça parça sorunsuzca bir bütüne kavuşmuştur. Yazılarına, araştırmalarına dayanak oluşturduğu bilimsel bilginin, verilerin varlığını her birinde görebilmek, şehrin hayatını ve geçmişini bir belirsizlik bütünü olarak görmeye eğilimli en umutsuz okuru bile dikkate sevkeder. Cahit Sıtkı Tarancı’nın ölüm duygusuyla nasıl cebelleştiğini şiirlerine, kişisel yaşamına başvurarak anlatan bir kitabında ya da Ziya Gökalp’ın hep sanıldığının aksine aslında dinsiz olmadığını ispata girişen bir yazısında; böyle heyecanlı kişisel dokunuşlarla şekillenen çalışmalarında bile araştırmacı ve kuşkucu bir gözün varlığı, anlattığı her şeyi evrensel bir mantığın parçalarına dönüştürür; yalnızca bir şehrin veya özel bir yaşantının ürünlerine değil. Bütün bileşenleri, insanları ve ruhuyla Diyarbakır, Şevket Beysanoğlu için hep daha derin, insanlığın ortak duygularına seslenebilecek bir bilgi alanına dönüşür sonunda. Şehri keşfetmekle sahiplenmek, anlatmakla hissetmek arasında dolanan düzyazısının ve dikkatinin bir yansımasıdır bu.

Ne şehir tükenir ne de onu kelimelere geçirme azmi: Birer birer, tarihsel arka planları ve mimarî oluşumlarıyla sıralanan Suriçi’nin camilerini, kiliselerini, eski evlerini yan yana getirerek de bir şehir haritası oluşturabilirsiniz, bütün bu yerleri gidip şaşkınlıkla tek tek görerek de: Tarihçinin anlattıkları gördüklerinize uyar, gördükleriniz de zihninizdeki yansımalarına. Hep kötücül sırları, hikâyeleri ve gizemleriyle hatırladığınız eski Diyarbakır evlerini bir de mimarî özellikleriyle görmek, sularına adaklar adanan bir nehri (Dicle’yi) coğrafi ve tarihsel bağlarından güç alan bir etki alanı olarak duyumsamak, belki şehre bakışınızı da değiştirir: En iyi ihtimalle, efsanevî olan ile gerçekliği duyumsananı yan yana getiren Beysanoğlu’nun metinleri, bunları birbirlerinin ışığında okumamızı önerir: Yazılı bir metnin uyandıracağı hayaller ve gerektireceği bilgi ölçüsünde… Ali Emirî’den sonra en özel kent kütüphanesine sahip olduğu söylenen, bir tarihte belirlenen rakamıyla yaklaşık on bin cilt kitaptan 1300’den fazlası Diyarbakırlılar tarafından yazılmış bir arşive sahip Beysanoğlu gibi biri için, kuşkusuz bilimsel bilginin bir belirleyiciliği olmalıydı ve yazdığı neredeyse her yazıda hayal gücüyle bilginin birbirine yaklaşabileceği durumları, ikincisinin lehine çevirme eğilimi gösterdi.

Hukukçular Postası dergisinde (1969), “Avukat olmasalardı ne olurlardı?” başlıklı bir soruşturmada, kendisi için “Sahaf” cevabı verilen Beysanoğlu’nun şehri sadece kitaplarının içinden değil, bir grup arkadaşıyla birlikte giriştikleri çeşitli oluşumlar, dernekler, festival çalışmaları vesilesiyle de tanıtıp korumaya çalıştığını bir ara not olarak eklemek gerek: Kurdukları Diyarbakır’ı Tanıtma ve Turizm Derneği aracılığıyla Cahit Sıtkı Tarancı, Ziya Gökalp, Süleyman Nazif gibi şehir yazarlarının evlerini müzeye çevirme, kente festivaller yoluyla ülkenin diğer illerinden insanları çekip, kaybolmakta olan puşuculuk, kuyumculuk, bakırcılık gibi el sanatlarını canlandırma, eski Diyarbakır evlerinin yıkılıp yerine özelliksiz beton binaların yapılmasını engelleme, şehirde bir huzurevi kurulması veya kale dışında modern bir kent oluşturma gibi çok çeşitli yollarla, uzun yıllar boyunca büyük bir çaba göstermiş olan Beysanoğlu için Diyarbakır, bu anlamda, kendi tabiriyle gerçek bir “müze kent” olacak kadar değer taşır. “Teşkilâtçı ve dernekçi” bir kişiliğe de sahip olduğu söylenen tarihçi, Diyarbakırlı Fikir ve Sanat İnsanları yapıtının üçüncü cildinde kendisi için açtığı başlıkta, 50’li yıllarda başlayıp süren, Diyarbakır’la kalmayıp, Ankara’ya yerleştiği senelerde de devam eden bütün bu özverisini detaylarıyla samimiyetle anlatır. Diyarbakır ve bölgenin yabancılar için öteden beri “yasak bölge” olmasını hiçbir koşulda kabullenmeyen ve bu kaderi tersine çevirme yanlısı büyük bir kültürel ve yaşamsal çabadır bu.

Geçen yüzyılın ortalarından itibaren etkin olarak çok yoğun bir yazınsal yaşam süren Şevket Beysanoğlu’nun, yine de şehre ve kimliğine yaklaşımında belirgin bıçaksırtı noktalar yok mudur? Geriye dönük düşündüğümüzde belki de şüpheyle yargılayacağımız kimi fikirsel tespitlerinin şimdi neredeyse aşılmış olduklarını fark ederiz: Bunun için, 1955’ten itibaren yirmi beş yıl boyunca yayımladığı Kara Amid dergisinin herhangi bir sayısına göz atmak yetecektir. Son derece derin, aydınlatıcı tarihsel konu dosyaları, edebiyat yazıları ve şehre ilişkin heyecan verici ayrıntıların (sözgelimi bütün bir sekizinci sayı şehirdeki Karpuz Festivali’ne ayrılmıştır) ışığında anlam bulabilecek derginin birçok satırarası vurgusunda Diyarbakır’ın, bölgenin ve insanlarının temel bir Türklük çatısı altında birleştiğini okumak neredeyse olağandır. Şehrin yüzyılın ikinci yarısına varıncaya dek özellikle merkez yerleşimlerini oluşturan nüfusun ağırlığı bakımından, bir yönüyle Beysanoğlu’nun asıl vurgu alanını kapsayan bir değişimi şu andan geriye baktığımızda belgelemesiyle önemli bir vurgudur bu kuşkusuz. (Kendisi de bir yerde, Diyarbakır Ağzı kitabını özetlerken, “Diyarbakır şehri içindeki, eskiden beri Türkçe konuşan halk,” demektedir.) Valilerin, devlet büyüklerinin, belediye başkanlarının sözleriyle tanıtımı yapılan, varlığı duyurulan kimi yapıların, etkinliklerin, olayların arasında şehri birleştiren canlı bir doku gibi algıladığımız bu milli bir ülküye sahip, zaman zaman Cumhuriyetçi bağ, belki de dönemin bir gerekliliği olarak, sarsılmaz bir biçimde durur önümüzde. Ama bir edebiyat âşığı ya da tarih meraklısı olarak da derinlemesine okuyabileceğimiz bu yazıların ruhunu yer yer şekillendiren böyle bir bilinç, neyse ki detaycılık ve bilginin arkeolojik tespiti bağlamında yolumuzu şaşırtan unsurlara çoğunlukla dönüşmez.

Kendi kişisel görüşüm, Şevket Beysanoğlu’ndan sonra Diyarbakır’ın da canlı, kapsayıcı bir fotoğrafının artık pek çekilmediği yönünde: Zaman zaman bir geçmişe dönüş hissinin, böyle kısırlaştırıcı bir yaklaşımın izlerini hâlâ seçebileceğimiz kimi şehir tutkunlarının, araştırmacılarının yazdıklarının bu büyük toplama ekleyecek bir şey bulamamasından belki de: Özellikle Adil Tekin’in fotoğraflarıyla daha açık bir görünüm kazanan şehrin tarihsel birikimini ve görkemini, son yirmi-otuz yılın tanıklıklarında, yazılarında veya fotoğraflarında bunca detay zenginliğiyle bulmak çok zor. Şevket Beysanoğlu için şehir bir yanıyla, yaşandıkça da kayda geçirilen bir yerdi; şimdiyse yaşanan gerçekliğe tarihsel bir kılıf uydurulmaya çalışılan tuhaf bir yere dönüşme yolunda.

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Sonbahar FilmleriOggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Oggito

11 Mayıs 2026

Word'den PDF'e Dönüştürürken Dikkat Ed..

Bir Word belgesini PDF'e dönüştürmek, ilk bakışta basit bir işlem gibi görünür. Ancak bu süreçte yapılan küçük hatalar, belgenin görünümünü, güvenliğini ve kullanılabilirliğini ciddi ölçüde etkileyebilir. Yanlış ayarlarla dönüştürülen bir ..

Devamı..

Sandım ki!

Didem Keremoğlu

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024