Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

27 Şubat 2018

Edebiyat

Stefan Zweig’ın Düş Kırıklığı

Ömer Çiftçi

Paylaş

19

0


Zweig, hayatı boyunca usul usul ilerleyen, güçlü, parlak ve çoğu zaman ince bir zekâ ve psikolojik derinlikler içeren zarif kitaplara imzasını atarken, Hitler faşizmin ruhunu Avrupa’nın her yerine sirayet etmesi için çalışıyordu.
Ömer Çiftçi
Stefan Zweig iki dünya savaşına tanıklık etmiş, yaşamı vatan özlemi ve düş kırıklarla dolu bir yazar. Avusturya asıllı roman, öykü, tiyatro, biyografi yazarı ve gazeteci olan Stefan Zweig, 28 Kasım 1881 tarihinde Viyana'nın ünlü Schottenring Caddesi'ndeki gösterişli bir yapıda, varlıklı ve kültürlü Yahudi bir sanayici babanın oğlu olarak dünyaya geldi. Çocuk yaşlarda kendini okumaya verdi. İlk şiirlerini lisedeyken, 1901’de Gümüş Teller adıyla yayımladı. Şiirlerini Hugo von Hofmansthal’ın ve Rilke'nin eserlerinden etkilenerek yazdı. Zaman ilerledikçe kendini daha iyi hale getiriyor bir yandan da çevresindekileri kişileri etkisi altına almayı başarıyordu. Birçok dil öğrenerek yazarların yapıtlarını çeviriyor, edebiyatın niceliklerini böylece üstüne siniyor. On sekiz yaşına geldiğinde Viyana Üniversitesi Felsefe ve Edebiyat Bilimleri Fakültesi’ne girdi. Yirmi üç yaşına geldiğinde Hipolyte Taine’in Felsefesi başlıklı felsefe doktora tezini vererek, yükseköğrenimini tamamladı. Zweig artık yurtdışı seyahatlerine çıkıyor, önemli usta sanatçılarla buluşuyor, gittiği her ülkede dostlar ediniyordu. Yazdıkları eserler Almanya’da basılmakta, ünü giderek Avrupa Kıtası’nın dışına açılıyordu. Birinci Dünya Savaşı başlarken Zweig savaş karşıtı açıklamalar yaptı. Toplum baskısına maruz kaldı ancak onları da karşısına aldı. O dönem Avusturya'da böyle açıklamalar yapmak suçtu. Savaşa karşı olduğunu şu sözlerle anlattı: "Övünülecek bir iş değil ancak bu iş bana Rus bir köylünün bağırsaklarını süngüyle delmekten daha uygundu." Bu görevi sırasında “Yabancı Ülkedeki Dostlarıma” başlıklı bir açık mektup yayımlayarak savaşı kınadı. Zweig, Salzburg’da geçirdiği yıllarda edebiyatta doruğa tırmandı, en güzel eserlerini bu kentte ve Salzach’a yukardan bakan iki katlı, ağaçlar arasına gizlenmiş villada yazdı. Salzburg’daki evi sanatçıların buluştuğu zirveydi. Almanların en büyük romancısı Thomas Mann, dönemin en büyük şairi Rainer Maria Rilke, en büyük bestecilerinden Richard Strauss, yüzyılın en önemli filozoflarından Ludwig Wittgenstein, Fransızların yirminci yüzyılda yetiştirdiği belki de en iyi şair Paul Valery, Rusların o dönemki en büyük yazarı Maksim Gorki gibi değerli sanatçılarla buluştu. Almanya'da Nazilerin iktidara konması Stefan Zweig için tam bir düş kırıklığı oldu. Nazilerin düşman gördüğü her gruptan, partiden sol görüşlü insanlar derdest ediliyor, kamplara sürülüyordu. Yakın dostu Joseph Roth, Nazilerin yönetime el koyduğu 1933 yılında Stefan Zweig'a yolladığı bir mektupta şöyle diyordu: “Çok büyük bir felakete sürüklendiğimizin farkında olduğunuzu sanıyorum. Edebiyat yaşamımız yok olacak. Olup bitenler bizleri yeni bir savaşa sürükleyecek. Barbarlar yönetimi ele geçirdi. Artık yaşamın üç paralık bile değeri kalmadı. Yanlış düşlere kapılmayın.” Takvimler 10 Mayıs 1933’ü gösterirken Berlin Üniversitesi’nin önünde, ortaçağlardan beri görülmeyen bir olay oldu. Naziler, eserleri Nazi ideolojisiyle bağdaşmayan yüzlerce yazarın kitabını, Nazi marşları söyleyerek törenle yaktılar. Eylemler, 34 üniversite kentinde de benzeri biçimde gerçekleştirildi. En az 30 bin farklı kitaptan milyonlarcası yakıldı. Nazilerle Stefan Zweig arasındaki çatışmalar doruk noktasına ulaşınca, Zweig’dan “savunma” istendi. Gestapo 1934 Şubatında Salzburg’un Kapuzineberg’deki evi basarak silah araması yaptı. Eğer evde silah bulunmuş olsaydı, Zweig’ın hapsi boylayacağı kesindi. Zweig artık aradığı huzur ve mutluluk ortamının yok olmaya başladığını anlamıştı, bir yandan da Arnold Zweig’la karıştırıldığını düşünüyordu. Ancak ortada birçok gerçek vardı. Kendisine sosyalistlere destek olduğu suçlaması yapılıyordu. Bu baskılar üzerine Zweig, ailesini bile yanına almadan yurdu terk etti ve Londra’ya yerleşti. Sürgün yıllarının başlangıcı oldu bu. Zweig ülkesine karşı gönlü kırık, artık Londra’da yaşıyordu. Anayurdu olan Avusturya’dan koptuğundan burada da kendini huzurlu ve mutlu hissetmedi. Avrupa’nın gittikçe kötüleşen durumu Zweig’ın hayata ilişkin umutlarını her geçen gün azaltıyordu. Ülkesinin Adolf Hitler gibi çılgın bir adam tarafından haritadan silinmesi Zweig'ı daha kederli, daha karamsar hale getiriyordu. Zweig vatansızlık duygusunu tatmaya başladığı bu dönemde huzursuzluk ve kasvetli bir atmosferde özel hayatında sorunlarla boğuşmaktadır. Sekreteri genç Lotte’ye âşık olmuştur. Uzun yıllardır birlikte olduğu karısı Frederike ile aralarında büyük sorunlar vardır. Zweig, 1937’de ilk karısı Frederike’den ayrıldı. Yıllar süren yurtsuzluk, süreğen göçmenlik yaşantısı Zweig’da büyük bir ruh çöküntüsü yarattı. Ruhsal çöküntüsü onu yazmaktan alıkoymadı ama eserlerini karamsarlık, umutsuzluk havası hâkim oldu. Zweig savaşı reddeden, daima iyiliği düşleyen bir umut ışığı olmuştu. En büyük ülküsü ise, savaşlarla boğuşan Avrupa’nın o eski barışçıl günlerine dönmesiydi. Bütün çabası, dünyada bütünlüğün kurulması ve korunması içindi. Kültürler arası iletişime verdiği önem doğrultusunda dünyanın her tarafında konferanslar veriyor, evrensel barışı savunuyordu. Zweig çok seyahat eder, seyahatlerinde notlar alır ve öykülerine buradan detaylar eklerdi. Hümanist yaklaşımıyla insanın özüne inen ve oradan mükemmel ruhbilimsel tespitler çıkaran Zweig, karakterlerinin içine bakabilmeyi kolaylaştıran stiliyle de durduğu yeri hak eden bir yazınsal serüvenin sahibi. Yapıtlarıyla okurun yüreğini derinliklere ulaştırır ve biz de eserlerinin tiryakisi oluruz. Onun psikolojiye olan ilgisi, yarattığı karakterlere kâğıt üzerinde boyut kazandırmıştır. Kahramanlarının iç dünyalarını psikolojik bakımdan derin tasvirlerle ele aldığı görünür. Genellikle rahatsız, asosyal, bazen şizofren karakterleri işlemiştir. İnsancıldı Zweig, dostluk eli uzatırdı herkese karşılık beklemeden. Toplumları birbirlerine yaklaştırmak bir misyondu onun gözünde. Yozlaşmış Avrupa kültürünün kurtarılması demek insanlığın kurtarılması demektir. Onun için liberal toplumun ayağa kalkması gerekiyor. Zweig, hayatı boyunca usul usul ilerleyen, güçlü, parlak ve çoğu zaman ince bir zekâ ve psikolojik derinlikler içeren zarif kitaplara imzasını atarken, Hitler faşizmin ruhunu Avrupa’nın her yerine sirayet etmesi için çalışıyordu. Stefan Zweig buna tahammül edemedi, Brezilya’ya yerleşmeye karar verdi. Üzerindeki bütün baskılara rağmen bıkmadan usanmadan yazmaya devam etti. Ölümün yaklaştığı son saatlerde, Petropolis postanesine gider ve zarfların birine Satranç adlı yapıtının müsveddelerini koyarak ABD’deki yayımcısına yollar. Satranç, o öldükten sonra Aralık 1942’de Brezilya’da Almanca olarak yayımlanacaktır. Stefan Zweig 21 Şubat 1942 akşamı, Brezilya'da kendisi gibi mülteci yaşamı sürdüren yakın arkadaşı olan Yahudi asıllı yazar Ernst Feder ile bir parti satranç oynar. Bu onun son gecesi olur. Zweig ertesi gün masasının başına geçip el yazısıyla bazı mektuplar kaleme alır. 22 Şubat 1942’de yanında eşi Lotte varken, 20 yıla yakın evli kaldığı eski eşi Friderike’ye bir mektup kaleme alır: “Sevgili Friderike, bu mektup sana vardığında ben kendimi eskisinden çok daha iyi hissedeceğim… Senin ise iyi günleri göreceğine eminim… Hep yürekli ol! Rahata ve mutluluğa kavuştuğumu öğrendin. Stefan.” Stefan Zweig 23 Şubat 1942 tarihinde, Brezilya’nın dağ kasabası Petropolis şehrinde, Rua Gonçalves Dias 34 adresindeki bahçeli bir evde eşi ile birlikte intihar eder. Stefan Zweig giyimlidir, kravat takmıştır. Yanına uzanmış olan Lotte kocasına sarılmıştır. Doktorun ölüm kâğıdına yazdığına göre Stefan Zweig ve Lotte zehirli bir madde içerek hayatlarına son vermişlerdi. Birkaç gün sonra Nazi yanlısı Salzburg eyalet gazetesi Stefan Zweig için: “Bir mülteci yaşamı daha alışılmış şekilde sona erdi…” diye yazmıştı. Zweig’ın, yitip giden Avrupa hayali karşısında direnecek gücü kalmamış, ölümünden sonra kendisi için kullanılan “son Avrupalı” nitelemesi yakıştırılacaktı. Adolf Hitler’in kurduğu düzenin kalıcı olduğuna inanmıştı Zweig ve tek çıkış yolunun intihar olduğuna kanaat getirdi, intiharı seçti. Stefan Zweig’ı hayal kırıklığına uğratan Adolf Hitler ve onun metresi Eva Braun, Zweiglardan üç yıl sonra intihar etti. Cesetleri yakıldı.
YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

İdefix artık Doğan Medya’nınOggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Oggito

10 Eylül 2025

İstanbul’a 1 Saat Mesafede Kamp Kurula..

Yoğun şehir hayatının getirdiği stres ve kalabalıktan uzaklaşmak istediğinizde, İstanbul’un çevresinde keşfedilmeyi bekleyen birbirinden güzel kamp noktaları bulunuyor. Üstelik bu rotalar, uzun yolculuklar gerektirmeden doğayla baş başa kal..

Devamı..

W.G. Sebald’ın Eleştirel Denemeleri

Linda Daley

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024