Eğer Barcelona’nın bir koruyucu azizi varsa o da Antoni Gaudí’den başkası olamaz. Renkli mozaikler ve iskelet balkonlardan oluşan işlerini bilmeyen neredeyse yok. Ancak sürreel yapıların ardındaki ustanın hayatına dair bilinenler genelde çok az. Sizin için dahi mimar Antoni Gaudí’nin hayatına dair az bilinenleri sıraladık.

Tam anlamıyla bir vejetaryendi
Tofu ve soya bu kadar yaygınlaşmadan önce vejetaryen beslenen Gaudí’nin bu diyeti kati bir şekilde takip etmesinin sebebi hayvan haklarını düşünmesinden çok kendi sağlığıyla ilgiliydi. Hayatı boyunca, romatizma da dahil olmak üzere, birçok sağlık problemi yaşamış mimarın, bitkisel ilaç tedavisi ve su terapisiyle anılan Dr. Kneipp isimli Alman bir rahibi takip ederek vejetaryen beslenmeye başlandığı biliniyor. Diğer tıbbi yardımları geri çeviren Gaudí, ağırlıklı olarak fıstıklı ve zeytinyağlı marul yaprakları yiyordu. Bu diyetin de onu çok sağlıklı kıldığı söylenemez.

Pespaye görünüşü onu ölüme götürdü
Genç Gaudí iyi giyimli, saç kesimine çok dikkat eden, Barcelona’da aylak aylak turlamaktan keyif alan bir delikanlıydı. Ancak sevdiklerinin ölümüyle ve ekonomik sıkıntılarla geçen yıllar onu değiştirmişti, evden çıkmayan idareli bir insan olmuştu. Bir gün Barcelona’da yürürken Gaudí’ye tramvay çarptı. Pespaye görünüşü sebebiyle ihtiyacı olan tıbbi yardımı hemen alamadı. Ertesi gün, Sagrada Familia’nın papazının meşhur mimarı tanımasıyla apar topar yaralarıyla ilgilenilen Gaudí, durumu her ne kadar bir süreliğine stabil gitse de üç gün içinde vefat etti.

Katalonya kültürü için mücadele etti
Kendisi de bir Katalan olan Gaudí, Katalan bağımsızlığını savunuyordu. O kadar ateşli bir savunucuydu ki herkes onun siyasete atılmasını çok istiyordu. Ancak vaktinin büyük kısmını mimarlığa ayırmak isteyen Gaudí gelen siyasi teklifleri kibarca reddetti.

Guell Parkı’nın aslında ilk olarak İngiliz tarzı bir yerleşim bölgesi olması planlanıyordu
20. yüzyıl İngiliz bahçe-şehir mimarisinden etkilenen Kont Eusabi Güell yerleşim yeri, yeşil alan ve tarımı birleştiren, kendi kendine yeten banliyöler yapmak istiyordu. Projenin temelini, manzarayı ve su kaynaklarını göz önünde bulundurarak tasarlayan Gaudí’ydi. İlk etapta bölgede, biri mimar Juli Battllevell, diğeri Gaudí’nin asistanı Fransesc Berenguer tarafından iki model ev inşa edildi. Maalesef proje yarım kaldı ve yapılan tek evler bu iki ev oldu. Başarısızlıkla sonuçlanan proje, yine de mozaik ustası Gaudí’nin ellerinde, bugünkü anılışıyla harikalar diyarı şeklini aldı. Şu an Gaudí Müzesi olarak hizmet veren, Gaudí’nin asistanının elinden çıkan evde Gaudí uzun bir süre boyunca yaşadı.

Barcelona Mimarlık Okulu’nun başarısız bir öğrencisiydi
Okulda ders anlamında o kadar dibi görmüştü ki, Barcelona Mimarlık Okulu’nun müdürü Elies Rogent, mezuniyette onun hakkında, “Bu akademik ünvanı ya bir budalaya ya da bir dehaya verdik. Zaman gösterecek” demişti. Ve gösterdi de.


Sagrada Familia Gaudí’nin ölümünden sonra gelen bir başarısı, hâlâ daha inşaatı devam ediyor
Gaudí’nin şaheseri 1882’den beri inşaat halinde. 2027’de tamamlanması planlanıyor. Bu 145 yıldan fazla zaman demek…Katedralin içini haç şeklinde tasarlayan Gaudí, bir yandan da içerisinin ormanı andırmasını istemiş. Ön taraf İncil’den, havariler, Bakire Meryem, dört incil yazarı, İsa gibi birçok figür ve sahne barındırıyor. Her yıl inşaat ilerledikçe kilisenin bir başka yönü ortaya çıkıyor. Kilisenin yıllar içindeki evrimine tanık olmak gerçekten büyüleyici!

Dalí Gaudí’nin işlerine bayılıyordu.
Beyninizle oynayan sürrealist mekânlarıyla dünya çapında hayranlar toplayan Gaudí’nin hayal gücüne derinden saygı duyan bir diğer isim Salvador Dalí. İki eşsiz Katalan dehanın da işlerine yaklaşımları benzerdi: Geleneksel gerçekçi kuralları yıkmak ve düz çizgiden olabildiğince uzak durmak. Dalí Sagrada Familia’dan “dehşet verici ve yenebilir bir güzellik” olarak bahsederdi ve Gaudí’nin “kötü tadına” bakmayanları hain ilan etti.

Picasso Gaudí’den nefret ediyordu
Sürrealizmin ve kübizmin birbirine yakın olması beklenirken, Picasso sürreel işleriyle nam salan mimarın eserlerini pek de heyecanlandırıcı bulmazdı. Hatta, Gaudí’ye ve Sagrada Familia’ya bela okumasından, ondan nefret ettiği sonucunu bile çıkarabiliriz.

Kariyerine sokak lambaları tasarlayarak başladı
Eğer sadece Plaça de Catalunya değil, Plaça Reial’i de görme imkânınız olduysa La Rambla meydanının çok çeşitli restoranlar, sokak konserleri ve mimar tasarımı sokak lambalarıyla dolu olduğunu görmüşsünüzdür. Bu meydandaki ince işçilikli sokak lambaları, genç Gaudí’nin okuldan mezun olduktan sonraki ilk işi. Elinin değmediği, süslemediği ne bir sokak ne de bir meydan kalmamış.

Hiç evlenmedi
Tüm vaktini ve ilgisini işine adayan Gaudí hiç evlenmedi. Yalnızca Josefa Moreu’ya olan aşkını biliyoruz, ancak duygular karşılıklı değildi.
Sıkı bir dindardı. Azizlik ünvanı verilmesi düşünülüyor
Gaudí’nin sonraki işlerini ve hayatının etrafında döndüğü merkez onun sıkı Katolik inancıydı. İşlerinde bolca bulunan diní imgeler ve semboller ona “Tanrı’nın Mimarı” takma ismini kazandırmıştı bile. 1992’de Gaudí için azizlik mertebesine yükseltilmesi konusunda çalışmalara başlandı. Vatikan hâlâ daha bu konuda net bir karara varmamış olsa da yakın zamanda olumlu yönde karar vereceği düşünülüyor.
Çeviren ve hazırlayan: Alper Güngör
(Culture Trip)






