Tahta Kutu
30 Ekim 2018 Öykü

Tahta Kutu


Twitter'da Paylaş
0

Gece yarısı olmalıydı. Saati yattığım yerden göremiyordum. O gece salonda yatmıştım. Salon, evin dışarıya açılan kapısına yakındı. Apartmanın boşluğundan gelen sesleri duyuyordum. Alt katımızda oturan mahallemizin marangozu Acar Amca’nın kedisi Şıllık eve gelmiş, içeri girmeye çalışıyordu. Akşama doğru sokağa çıkar, gece yarısı geri döner, içeri girmek için kapıyı böyle tırmalardı. Geç saate kadar uyumayan Acar Amca da onu içeri alırdı. “Yaşlılar için uyumaya vakit mi var evladım,” derdi, ama bu sefer uyuyakalmış olacaktı ki kedinin sabırsız tırmalamaları bir türlü bitmiyordu.

Şıllık, bir hastanede, personelin soyunma odasında, kullanılmayan bir dolabın en alt rafında doğmuştu. Personel doğum yapan kediyi fark ettiğinde epey rahatsız olmuştu ki Şıllık’ın annesi hastaneyi terk etmişti. İki yavrusunu tek tek, nerede olduğu bilinmeyen yeni yuvalarına taşımayı başarmış, Şıllık’ı almak için geri dönmemişti. Belki yolda başına bir şey gelmiş, belki unutmuş, belki de onu kaderiyle baş başa bırakmak istemişti. Acar Amca’nın aynı hastanede hemşirelik yapan kızı kediyi evine getirmiş, eczaneden aldığı biberonla beslemiş, aşılarını yaptırmış, ona annelik etmişti. Acar Amca tam bir kedi profesörüydü. Hayatının hiçbir döneminde kedi mırıltısı eksik olmamış, biri onu terk ettiğinde bir başkası gelip buluvermişti. Mahallenin kedi çetesi onun en yakın arkadaşlarıydı. Marangozhanesinin önünde sürekli taze su ve çete için hazır yiyecekler bulundurur, onları hiç ihmal etmezdi. Şıllık bu çeteye katılmayı sevmez, gündüzleri İzmir’in sıcağında dışarı çıkmaktansa evin serin yerlerine kurulur, karnını zahmetsizce doyurur, sırtını okşatır, evdekilere nazını çektirirdi. Kimseyle uzun söyleşmez hemen sıkılıverirdi. Sırtı kaşındı mı yanaşır, keyfi oldu mu oynar, şımarır, sıkılınca kimsenin yüzüne bakmazdı. Ne zaman ki hava kararmaya yüz tutar ve o nefis deniz esintisi sokak aralarına ulaşır, işte o zaman Şıllık kapı önünde belirir, kuyruğunu kıvırmaya başlardı. Kapı açılınca merdivenlerden alımlı alımlı iner, sokağa adım attığında uzun tüylerden dolayı fırıncı küreği gibi olmuş havalı kuyruğunu dalgalandırırdı. Podyuma çıkmış bir melek gibi kendinden emin etrafı süzer, gideceği yöne doğru bakar, kedi adımlarıyla süzülürdü. Bütün dişiliğiyle mahallede yürekleri hoplatırdı. Koyu lacivert kürkü ve burnunun altından başlayıp kuyruğuna kadar karnı boyunca devam eden beyaz tüyleriyle âdeta bir süper kahramandı. Tek gözü kör Karamarsık ona hasetle bakar, ürkekliğinden sürekli elindeki yemek artıklarını kaptıran Alacalı saklandığı yerden onu dikizler, Topal Tekir olduğu yerde sakat ayağını saklamaya çalışırdı.

Ona cesurca yanaşabilen tek erkek koca kafalı sarışın Servet’ti. Oysa Şıllık, Servet dahil kimseyle baş başa görülmüş değildi. Ne yapıyorsa akşam karanlığı çökünce yapar, bu yüzden kimse nereye gittiğini bilmezdi. Belki de bu nedenle, çocuk-yetişkin herkesin utanmadan ona Şıllık diye seslenmesi garipsenmezdi. Biz çocuklar için bir dostumuzun adıydı, başka da bir anlamı yoktu. Yaşlılar için bir eğlence kaynağı, bazıları içinse yalnızca ayıp bir kelimeydi. O gece tırmalama sesleri uzun süre kesilmedi, aralıklarla neredeyse sabaha kadar sürdü. Zaman zaman uyanıp duyuyordum ama pek önemsemedim. Ne de olsa kapıyı açarlar diye düşündüm. Pazar sabahına uyandım. Hafta sonu tatili benim için geç uyanmak değil, büyüklerin “boş iş” dediği şeyleri onlar henüz uyanmadan özgürce yapabilmekti. Her zamanki gibi “ıvır zıvır şeylerle” oyalanmakla meşguldüm. Birkaç gün önce yaptırdığım tahta kutuma, gazoz kapaklarımı, misketlerimi, futbolcu kartlarımı, tasolarımı yerleştiriyordum. Ufak tefek oyun eşyalarımı saklamak için bir kutuya ihtiyacım olduğunu Acar Amca’ya söylemiş, bana bir kutu yapmasını istemiştim. O da tarif ettiğim şekilde özene bezene hazırlamış, hatta üzerine küçük bir kilit koymuştu. Artık tahta kutumda saklayacağım oyuncaklarımı kardeşlerim dahil hiç kimse kurcalayamayacaktı.

Bu sırada sokaktan ardı ardına araba sesleri gelmeye başladı. Biraz sonra motor sesleri bir bir sustu. Kendimi öyle kaptırmıştım ki erken saatteki bu yoğunluğun sebebini bulup merakımı gidermek için dahi olsa balkona çıkmadım. Arabaların kapılarının kapanma sesleri ve insan uğultuları ile merakım iyiden iyiye artmaya başladı. Şu kartları da yerleştireyim sonra kalkıp bakayım, diye düşünüyordum ki sesler apartman boşluğunda toplanmaya başladı. Önce balkona koştum. Apartmanın önünde birçok araba birikmiş, sokak arka arkaya park edilen arabalarla tamamen kapanmıştı. On kadar adam yeşil bir kamyonetin arkasında toplanmış dikkatlice bir şeyler yapıyordu. Kamyonetin arkasından uzun, yeşil, tahta bir kutu çıkardılar. Onu el birliğiyle apartmanımıza soktular. Evimizin kapısını usulca açtım. Evdekileri uyandırmak istemezdim çünkü daha yapacak çok işim vardı. Merdiven boşluğundan aşağıya baktım. Yeşil kutu alt katımıza kadar çıktı. Acar Amca’nın kapısında durdu ve içeri girdi. Apartman toprak kokuyordu. Yutkunamadığımı fark ettim. Ağzım kurumuş, boğazıma bir şey takılmıştı sanki. Kapıyı açtığım gibi yavaşça kapatmaya çalıştım. Tahta kutumun başına geldim, işime devam etmeye uğraştım. Aklıma hücum eden düşüncelere dirençten midir nedir, bir şarkı mırıldanmaya başladım. Bir süre sonra uyanan annem ve babam hızlıca hazırlanıp alt kata indiler. Birkaç saat sonra Acar Amca’nın evine giren yeşil kutu aşağıya indirildi ve geldiği kamyonete kondu. Babam da diğer insanlarla beraber arabalardan birine binerek kamyonetin peşinden gitti. Annem çam fıstıklı helva getirdi. Canım yemek istemedi. O gece yine salonda yatmak için izin aldım. Şıllık’ın gelişini bekledim. Gece yarısına kadar uyumadım. Tahta kutumla uğraştım. Saat gece yarısını da geçti. Hiç ses yoktu. Sonradan öğrendiğime göre önceki gece Şıllık eve girememiş, ta ki yeşil kutu gelene kadar. Acar Amca gidince Şıllık da bir daha dönmemek üzere evi terk etti. Yıllar sonra bugün onlardan bahsederken tahta kutum yanımda, benimle beraber iç çekiyor. Anahtarlığımdan onlarca anahtar geldi geçti de onun küçük anahtarı hâlâ cebimde. Bugün Acar Amca ve Şıllık gideli tam yirmi yıl oldu ama en azından kutum benimle, içinde çocukluğum.


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR