Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

20 Eylül 2022

İnsan

Tam O An

Berrin Yelkenbiçer

Paylaş

0

0


Hep böyle gidecek sanıyorsun. Sandığının farkında değilsin. Hayat denilen çeşmenin hep bu şekil akacağını düşünüyorsun. Düşündüğünün de farkında değilsin. Rüzgârın estiği yöne doğru iyi kötü yuvarlanıyor, çakıl taşlarına çarpa çarpa akıyorsun.

Kışın kilo aldığın için dertleniyor, yazın çok gezemediğin için söyleniyorsun. Manavın el çabukluğuyla poşete dolduruverdiği çürük domateslere sinirleniyor, geciken otobüse öfkeleniyorsun. Aniden yağmur bastırınca, önce yanına şemsiye almadığın için kendine, sonra ortalığı çamur deryasına çevirdiği için yağmura çemkiriyorsun.

Sevdiğin, üzdüğün, üzüldüğün, kızdığın, kızdırdığın, sarıldığın, özlediğin insanlar hep yanında, yörende, telefonun ucunda olacaklar, hep orada kalacaklar sanıyorsun.

Her konuda edilgenliğin kolaycılığının dibine vuran “Böyle gelmiş böyle gider!” tümcesi hücrelerine sızmış. Hayatta böyle gelen her şeyin böyle gideceğini sanmak, kendine itiraf etmesen de işine geliyor. O rehavete sığınmak korkularını azaltıyor, endişelerini törpülüyor.

Yüzeye çıkmaya çalışan her karanlığın üzerini örtüyor, ellerinle itiveriyorsun. Farkında olmadan “İyi böyle!” diyorsun. Derinleri kazmayıp yüzeyde salınmaya devam ediyorsun. Denize açılmayıp alargada duruyorsun. 

Hayata devam edebilmek için belki de bazen böyle yapmak gerekiyor.

Sonra bir günün bir anında içten içe çok korkup sakladığın, ne kadar üzüleceğini hiç bilmediğin ama hayatın senin rızan dışında önüne koyduğu yeni kaygılar, endişeler bomba gibi orta yerine düşüyor.

Bomba o kadar yakınında patlıyor ki kaçmaya fırsatın olmuyor ya da kaçıp kaçmayacağın sana sorulmuyor.

Hatta bazılarından bile isteye kaçmıyorsun. Önce parçalanmayı sonra da yaralarını sarmayı göze alıyorsun.

Aslında çoğunda mecbur oluyorsun. Acının, üzüntünün de hayatın içinde olduğu bir kere daha kafana dank ediyor.

Sedyede yatarken, doktorun alnındaki kırışık kılığına bürünüyor acı. “Bebeğinizin” diyor, “kalp atışlarını duyamıyorum.” Yanlış duyduğuna inanmak istiyorsun. “Hayır” diyorsun, “vazgeçmiş olamaz!”  Hemen oradan kaçmak istiyorsun. Sanki kaçıp gidersen bebeğin yaşamaya devam edecekmiş gibi. Sonra senin kalp atışların hızlanıyor, Onun için de atıyorsun. İkiniz için de yaşama gücü var içinde. Ama o kararlı. Bir damla kan olup bedeninden ayrılıyor. Hiç tanımadığın, bilmediğin bir acı yüreğinin orta yerine yerleşiyor.

Bir gece telefon geliyor, “Başımız sağ olsun!” diyor acılı ses. Dağın, bağın baban gitmiş. Nasıl olur? Hep yanında olmayacak mıydı? Ayağının altındaki yer sallanıyor. Sırtın üşümeye başlıyor. O günden sonra hep üşüyorsun. O günden sonra gece gelen telefonları hiç sevmiyorsun.

Canın, kanın, nefesin, gözünün bebeği evladın senin ömründen öte. Hep ama hep iyi olsun istiyorsun. Kendinden daha çok istiyorsun. Dünyadaki her şeyden çok istiyorsun.

Öyle bir dünya olmadığını da için için biliyorsun. Kendinden biliyorsun. Sen de annenin evladı değil misin? O da senin için aynı şeyleri dilemiştir ama bak, ayağına ne çok taş değdi. Kim bilir o da ne çok üzülmüştür.

 Bazı taşlardan kaçış yok. Onlar da hayata dahil! Bunu bile bile bilmek istemiyorsun.

 Aklına gelir gibi olduğunda hep ellerinle kovalamışsın ama bazen o eller çaresiz kalıyor.

Anne ellerinin de eremediği durumlar var.

Doktor diyor ki “Böyle böyle!”. Bu senin depremin. Göçük altında kalıp nefesin kesiliyor. Sorsalar hiç düşünmeden “Tamam,” dersin. “Alın benim kanımı, kalbimi, gözlerimi, ona verin!” Sonrasında gömüleceğin karanlık senin en büyük aydınlığın olacaktır. Kanın onda akacak, kalbin onda atacak, gözlerin onda görecektir. Bundan büyük mutluluk olur mu?

Ama anne gücünün de yetemediği durumlar var.

Bu evladının yolu. Sadece yanında olabilirsin ama yolun kendisi olamazsın.

Bir yerden sonra kendisi devam edecek. Acıyla, hayal kırıklığıyla hemhal olup büyüyecek, güçlenecek, iyi olmayı öğrenecek. Öğrenecek ki o da ileride sevdiklerinin yolculuğuna eşlik edebilsin.

Bazı “o anlar” milat. Sonrasında hayatının aktığı yatak değişiveriyor, önce sonra diye ikiye ayrılıyor. Sen artık başka bir kıyıda duruyorsun. Başka bir ufka bakıyorsun. Tepetaklak olmuş dünyanı düze çıkarmaya çalışıyorsun. Başka öncelikler kendi yerlerini dayatıyorlar.

Yeni ufkun artık daha geniş. Daha çok şey görüyorsun. Baktıklarında değişen bir şey yok belki ama sen artık başka bakıyorsun. O taraf değil, bu taraf değişiyor.

Geciken otobüse, çürük domateslere kızmak meğer ne büyük bir lüksmüş. Yağmurun yağması ne büyük bir lütufmuş. Aldığın kilolara dertlenmek meğer ne güzelmiş.

Yağmurlu havalarda artık yerdeki çamuru değil de sonrasında açan güneşi gözlüyorsun. Gökkuşaklarının renklerinin peşine düşüyorsun.

Çürük domateslere söylenmiyorsun da sağlamlarıyla çoban salata yapıyorsun.

Çünkü artık daha iyi biliyorsun. Başka bir “o an” tekrar gelebilir. Sen de bir başkasının o anı olabilirsin. O zamana kadar sağlam durmalı ve yağmura da çamura da güneşe de şükretmelisin.

Dünyanın orta yerine düşen o anlar, hayatındaki insanların aslında nerelerde durduklarına da ayna tutuyor.

Yakınında sandığın bazılarının aslında ne kadar uzak olduklarını, çok uzağındakilerin de koşarak yanına geldiklerini hayretler içinde görüyorsun. Bazı iri lafların içinin ne kadar boş, bazı sessiz sözcüklerin de ne kadar güçlü olduklarını fark ediyorsun. Laflar da sözler de insanlar da “tam o anda” gerçek yerlerini bulmaya başlıyorlar.

“Gerçek”le yüzleşiyorsun. Gerçek acı, gerçek üzüntü, gerçek insan, gerçek dost, gerçek hayat. Önce afallıyorsun ama sonrası iyi oluyor. Kaldığın yerden değil, başka bir yerden devam ediyorsun.

Her şeyi yerli yerine yerleştiren o anlardan kaçışımız yok. Kimsenin yok. Herkesin o anı kendine. Acılarla sıkıntıları yarıştırmak seviyesizliğinden koşarak uzaklaşmak gerekiyor. Ateş düştüğü yeri harlıyor ve kişi tek başına yanıyor.

Domatesin çürüğüyle yağmurun çamurundan şikâyet edebilmenin değerini anlamamıza, kimin nerede durduğunu fark etmemize vesile olan bazı “o anlara” yana yana şükretmemiz gerekiyor.

Şükredersek küllerimizden doğuyoruz çünkü.

Hayat denen macera da tam olarak bu değil mi zaten?

Ne mutlu Anka Kuşu olabilene!

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

The Crown’un 4. Sezonunu İzlemeniz İçi..Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

S. E. Breitegger

3 Mart 2025

Cesaret

Twombly’ninki ekfrastik şiir değil, ama Barthes bunlara tam resim de denemez, diyor. Kaligrafiyle ve yazıyla ilgisini açıklıyor.Önümde beyaz bir sayfa var. Bu bir bilgisayar ekranı, bir kağıt, ya da bir tuval olabilir. Üstüne her şeyi yazmak ya da çizmek benim elimde. Aynı anda sayfa da bana ..

Devamı..

Kurmacada Bakış Açısı: Birinci Tekil Ş..

Simon Laroche

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024