Tenekeden Kumbaram
8 Ekim 2019 Öykü

Tenekeden Kumbaram


Twitter'da Paylaş
0

Rengârenk kumbaram. Tenekeden. Üzerindeki renkler kırmızı, mavi, sarı. Hepsi iç içe geçmiş, dönüyor. Aklım evde, kumbarada. Dinlemiyorum öğretmeni. Kitaba eğiyorum başımı, kumbaram gözlerimin önünde, renklerini takip ediyorum. Biri bitse başka bir renk başlıyor. Şimdi ne güzel elime alır çevire çevire renklerini izlerdim. Tek avucuma sığmaz kumbaram. Olsun, hoşuma gider. İki elimle aşağı yukarı sallar sesini dinlerdim. Çıkan sesten anlarım içinde ne kadar olduğunu. Demirden hepsi. Zaten içine benden başka atan da yok. Hoş ne yaparım onlarla bilmem ya, ne alırım, ne yerim? Düşünmedim. Aklıma da gelmez.

Bu sabah uyanır uyanmaz teneffüste neyle karnımı doyuracağıma karar verdim. Ne yiyip ne içeceğimin planını yaptım. Evden çıkmadan geceden kalan ekmeğin ucundan iki-üç ısırık aldım. İlk iki ders hiç acıkmadım. Üçüncü dersin sonunda dayanamayıp bir paket bisküvi aldım. Yanına vişne suyu iyi giderdi de tuttum kendimi. Sonuçta cebimde bir sürü bozuklukla eve döneceğim. Tam hesapladığım gibi. Vişne suyunu bugün de içmeyivereyim.

Heyecandan sekerek yürüyorum. Sağ bacağımı attığım her adımla cebimdekiler ses çıkarıyor. Şangır şungur. Arada parmaklarımla cepteki bozuklukları tutup susturuyorum. Yanımdan geçen giden bakmasın diye. Bu işin en sevdiğim ânı kumbaraya para atma vakitleri oluyor. Öyle hepsini birden değil, demirlikleri içine tek tek gönderirim. Her biri de farklı ses çıkarır. Bu kadar demirliğim hep olmuyor. Şimdilik yalnız bir kısmını atarım belki. Kalanları da başka zaman göndermiş olurum diğerlerinin yanına. Birazcık daha hızlanayım. Çıkardığım sese de bakarlarsa baksınlar. Ne yapayım. Bana ne.

Ayakkabılarımı sıyırıp bir köşeden bir köşeye fırlatırken cebimdekileri avuçladım. Aralarına karışan iplikleri üfledim. Kumbaram hâlâ yatağımın kenarında duruyor. Tek avucumla kaldırırım diyorum, kuvvetle. Eğiliyorum. Orta yerinden sarıyorum kumbaramı. Omzum kalkmıyor, düştü düşecek elimden. Avucumun içinden kayıveriyor tenekem. Pat diye düşüyor. Boş teneke sesi çıkarıyor. Yuvarlanıyor. Dizlerimin üzerine çöküp kucaklıyorum. Sallıyorum aşağı yukarı, yok, ses çıkmıyor. Demirlikler şıngırdamıyor. Diğer avucumda sıktığım bozuklukları da salıyorum. Ayrı ayrı yerlere yuvarlanıyor. Dağılıyor. Terlemeye başlıyorum. Teneke elimde, bir süre bakakalmışım. Kapı önünden annem sesleniyor. Koş yardıma gel, diyor. Anca doğruluyorum. Yanına varıyorum. Ellerinde dolu poşet, tut oğlum tut koptu kollarım, diyor. Kıpkırmızı oluyorum. Yüzüme bakmadan başımın sağına soluna, etraflarına doğru konuşuyor. Evde yemeklik yoktu hiç oğlum. Ne yapalım, aç mı kalalım? Aldım mecbur, diyor. Yere bakıyorum bilerek, gözlerim doluyor. Annemin parmaklarındaki poşetleri alırken söyleniyorum içimden, kumbaraymış bozuklukmuş. Benim neyime, diyorum.

Başlıktaki fotoğraf: Erdal Yazıcı


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR