bir dev dalga yuttuydu onu birden! âh sabah, ‘karıncanın su içtiği’ gibiydi deniz! sularla sarmaşdolaş beton yol, yosunlarla bezeli kâtil kayalar, geçit vermediydi dün akşam bana. tâ fenere dek yürüdüm: aşkım yok! kolundan tutup çekecek, kucaklayıp karaya çıkaracak, ağzımı ağzına dayayacak, nefesimle nefes verecek, göğsüne bastıracak, bastıracak, bastıracaktım elim elimde sonra tenimi tenine, üstümdekileri üstüne geçirecektim ısınsın diye. açtığında yumulu bir çift gözünü, tebessümümle elimi eline uzatıp uzandığı yerden kaldıracak, kulübeme dek yürüyecektik el ele. saç sobamda her dâim kaynayan ıhlamurdan ballı-limonlu fincana dökerek, bir dilim yağlı ekmekle sunacaktım çöktüğü kilimde kalakalmışlığına. bir uzun süre susuşacaktık ondan mütevelli bundan kelli.. uzun bir süre… uyuyacaktı.
sımsıcak çorba. ‘limon var mı?’ karabiber de. ‘bir dilim ekmek?’ derhâl. ‘ne güzel yer!’ ben yaptım. ‘az-öz.’ işte. ‘çorba enfes.’ … ‘manzara süper.’ … ‘bi tas daha?’ elbette. ‘bahçeniz de var!’ dağ da. ‘çok dik.’ av için iyi. ‘ya gölet?’ balık falan. ‘kaç yıl oldu?’ çoook. ‘yalnızsınız?’ artık değil. ‘bir dilim daha.’ … ‘limon, tuz.’ … ‘tahta kaşık!’ ben yaptım. ‘ne beceriklisiniz!’ … ‘sobadaki?’ ıhlamur. ‘yine limon.’ bal da var. ‘onu da siz?’ evet. ‘başka başka?’ kümes, ağıl… ‘doğallık ne hoş.’ … ‘ellerinize sağlık.’ afiyet… ‘bahçeye çıkalım mı?’ olur. ‘kış güneşi enfes.’ … ‘aaa tavuklar, horozlar!’ … ‘atınız da var!’ eşeğim de. ‘gel bakayım karabaş.’ … ‘ısırmaz di mi?’ bilmem. ‘sevdirdi kendini ama.’ sizi sevdi. ‘kuzu-koyun, buzağı-inek…’ … ‘yemiyorsunuz yâni?!’ bâzen.. mecbûren. ‘çok ıssız burası ama!’ alışırsınız. ‘sağ olun’ neden? ‘hayatımı kurtardınız.’ kim olsa… ‘kimse yapmaz.’ … ‘e gideyim ben.’ nereye? ‘evime.’ … ‘borçlandım size.’ kim ol… ‘yapmaaaz.. kimse yapmaz.’ … ‘nasıl dönsem?’ şu patikadan. ‘gelirim belki yine.’ … ‘hoşça kal karabaş.’ … ‘gelin, sarılayım size.’ … bu kolyem hâtıram… olmaz. ‘ve saatim.’ istemez. ‘tamam, tamam; hoşça kal.’ … ‘bi daha kurtarma beni.’ hani evinizeydi?! ‘evim ölüm gayri benim.’ e kalın burda o zaman. ‘yük olamam kimseye.’ yük-mük de ne?! ‘neyse.. sağ ol.’ durun.. sizinle geleyim. ‘hiç gereği yok.’ öleceksiniz yâni?! ‘evet dedim ya!’ boşuna mıydı her şey?! ‘çorba, ıhlamur hoştu.’ yine yaparım. ‘hoşça kal.’
o, patikadan; ben, kayalıktan.. süzüldük. mendirekte kimse yoktu.. çıktı. göz kırpan fenere kadar yürüdü. tam atlayacakken sulara dur dedim, durdu, arkasına döndü, ‘ne işin var senin burda?’ ölmeyin. ‘neden?’ gençsiniz. ‘gençler de ölür.’ çorba, ıhlamur? ‘içtim.’ yine… ‘şimdi git.’ olmaz. ‘dalga yuttuğunda yoktun!’ korktuydum. ‘şimdi de kork.’ ben de atlarım. ‘haydaaa!’ ben de gencim. ‘her genç ölmez!’ olsun.. atlarım. ‘güzel kulübene dön.’ gayri güzel değil. ‘o da niyeymiş?!’ siz ölünce… ‘boş ver.. git.’ ben de öleceğim. ‘sen, ben değilsin.’ artık öyleyim. ‘benim nedenim var.’ benim de. ‘neymiş?’ yalnızlık. ‘her yalnız ölürdü o zaman.’ zâten ölgünüm. ‘bak seeen!’ hadi atla da atlayayım. ‘belâ mısın sen?!’ ya da kulübemize. ‘mize!’ gayri bizim. ‘senindi yine senin.’ sen bilirsin! ‘ölelim mi ne?’ sen bilirsin! ‘kulübeye mi dönelim?’ sen bilirsin. ‘ama ben öleli çok oldu!’ olsun. ‘bir ölüyle yaşanmaz ki!’ yaşanır. ‘e düş önüme o zaman.’ … ‘karabaş nerde?’ limanda. ‘limon, karabiber falan alalım mı?’ hepsi var. ‘tut elimden o zaman.’ … ‘gel, sarılayım sana.’ … ağzını ağzıma dayamıştın.. hatırladın mı? … ‘öpüşelim bâri.’ olmaz. ‘sen de öp hadi!’ kulübeye varmadan olmaz. ‘varırııızzz.’ kulübeye var… ‘öp dedim!’ kulübe.. kulü…






