Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

3 Mart 2022

Kitap

Thomas Mann'dan Lotte Weimar'da: Hangisi Daha Hakiki, Sanat mı, Hayat mı? Yüksek Sanat, Halk için Havyar mı?

Şükran Yücel

Paylaş

0

0


"O roman figürü öyle ünlü, öyle kesin ve kutlanan bir gerçeklik kazanmıştır ki, biri çıkıp diyebilir, biz ikimizden asıl ve hakiki olanı odur...” Romanın esas konusu da bu ‘hakikilik’ sorusu üzerinde düğümlenir...

​​​Thomas Mann’ın Lotte Weimar’da adlı romanı okuru duygunun, düşüncenin ve sanatın evreninde öylesine derin bir yolculuğa çıkarıyor ki, hayatla sanatın buluştuğu arafta sanatın sınırlarının aşıldığı o gizemli roman dünyasına ait olmakla onu dışardan okuyan biri olmanın arasında gidip gelmenin benzersiz coşkusunu yaşıyorsunuz. Zamanının gençlerinin yüreklerinde fırtınalara yol açan ve Werther’in giysileriyle dolaşan romantik bir genç olma modasını başlatan (yalnızca giyimle sınırlı kalmayan bu modanın intiharlara yol açtığı yaygın bir söylemdi) Genç Werther’in Acıları romanının kahramanı Lotte, romanda siyah ama gerçekte mavi olan gözleri, romanda ayrıntılarıyla tarif edilen pembe kurdeleli beyaz tuvaletiyle ve zamanın acımasız izlerini gösteren hafif baş ve el titremesi ile Goethe’nin yaşadığı Weimar kentini ziyarete gelirse ne olur?

Goethe’nin gerçek hayatta yaşamış olan kahramanı Charlotte Buff genç ve coşkulu Goethe’ye tercih ettiği nişanlısı Kestner’le evlenmiş, dokuz çocuk doğurmuş, dengeli ve düzenli bir hayat yaşamıştır. Kocası Kestner’in ölümünden sonra Goethe’yi görmek ister ve kızkardeşini ziyaret bahanesiyle Weimar’a gider ve "Zum Elephanthen" oteline iner. Gerçek hayatta bir ünlüler oteli olan ve Tolstoy’un, Bach’ın ve hatta Adolf Hitler’in kaldığı bu otel, Lotte Weimar’da romanıyla esas ününü kazanacaktır. Otelin katibi Mager gerçek bir edebiyat tutkunudur ve Lotte’yi olağanüstü bir coşku ve hayranlıkla karşılar. Lotte bu coşku karşısında hem mutlu hem de tedirgin olarak uyarma gereksinimi duyar: “O roman figürü öyle ünlü, öyle kesin ve kutlanan bir gerçeklik kazanmıştır ki, biri çıkıp diyebilir, biz ikimizden asıl ve hakiki olanı odur...” Romanın esas konusu da bu ‘hakikilik’ sorusu üzerinde düğümlenir, hangi Lotte’nin daha hakiki olduğu, Genç Werther’in Acıları romanındaki Lotte’nin mi yoksa gerçek hayattaki Lotte’nin mi sorusu, Thomas Mann’ın Lotte’sinin bakışıyla yinelenirken işin içine Mann’ın kendi bakışı, Mann’ın gözüyle Goethe’nin bakışı ve başkalarının Goethe’ye olan bakışı girer. Hayatın hakikiliği ve hayattan yaratılan eserin hakikiliği sorusu da hep oradadır.


Goethe

YAKINLARININ GÖZÜNDEN GOETHE

Romanın kahramanı olan Goethe’nin varlığı her sayfada hissedilmekle birlikte yedinci bölüme kadar kişi olarak görünmez, onu hep başkalarının bakışlarından dinleriz. Burada Goethe bir sanatçı ve dahi olarak yüceltilirken özel hayatındaki kaprisleri ve benmerkezciliği de alaycı bir dille yerilir. Mann’ın buradaki yaklaşımı sorgulayıcıdır. Goethe’nin bir sanatçı olarak büyüklenmeye ve yanındakileri kurban etmeye hakkı var mıdır? Son bölümde Mann'ın kahramanı Goethe'nin dillendirdiği gibi aslında o yakınındakileri kurban ederken, kendisi de bir kurbandır. O hem kelebeğin hırsla atıldığı ve içinde yandığı mum, hem de kelebek olduğunu söyler. Bu ışık yansın diye. Sanatın ışığının yanması için Tanrı'nın acılarını anlatma yeteneği verdiği ve kutsadığı sanatçıdır o. Hem tanrı hem de kurbandır. Goethe’yi bir yandan en yüksek kata çıkartan Mann, diğer yandan ince bir alayla sarsmaktan kendini alamaz. Burada Goethe her şeyiyle büyük sanatçıların simgesi olarak ele alınmıştır. O da insanın en zavallı ve biçimsiz zaaflarına sahiptir. Mann eleştiri oklarını Goethe’ye saplarken kendine de yöneltmektedir. Burada anlatılan Goethe aynı zamanda Thomas Mann’ın ta kendisidir. Özgünlük, dişilik ve erkeklik, ölüm ve sonsuzluk düşüncelerini anlatırken o Goethe’den çok Mann’dır: Filozof ve romancı Mann, şair ve filozof Goethe’nin ağzından kendini anlatır. Goethe’nin Alman ulusuyla ilgili düşüncelerini, eleştirilerini ve uyarılarını okurken Mann’ın Nazizm’e karşı duyduğu tiksintiyi hissederiz.

GENÇ WERTHER’DEN 45 YIL SONRA

Roman 1816 yılında Genç Werther’in yazılışından kırk beş yıl sonra geçer. Goethe, Genç Werther’in Acıları’nı yazdıktan sonra dünya çapında ün kazanmış, Weimar Dükü’nün davetiyle 26 yaşında Weimar’a yerleşmiş ve ömrünün sonuna kadar bu küçük kentte kalmıştı. Goethe ile Weimar’ın ilişkisi başka bir kitap konusudur. Goethe geldiğinde 6000 nüfuslu minyatür bir prenslik olan Weimar, onun gelişiyle kültürel önem kazanmış ve henüz hayattayken onu görmek için Weimar’a gelen hacı kitlelerine Goethe, “Ben hayrete şayan bir hayvan mıyım ki beni görmeye geliyorsunuz?” demişti. Bu ziyaretçilerin sayısı Goethe’nin 250. doğum yıldönümü olan ve Weimar’ın “Avrupa Kültür Başkenti” ilan edildiği 1999’da 3 milyonu aştı. Goethe ve Weimar ayrılmaz bir ikili oluştururken bugün 60.000 nüfuslu küçük bir kent ve gerçek bir kültür hazinesi olan Weimar’da Schiller, Lizst ve Nietzsche de kalıcı izler bırakmıştı. 1919’da kurulan Weimar Cumhuriyeti’nin Hitler’in Üçüncü Reich döneminin başlamasıyla kaldırılan demokratik anayasasıyla da siyasi tarihte önemli ve onurlu bir yeri vardır.

Weimar’ın ve Goethe’nin bu görkemli büyüklükleri karşısında ilginçliğini sadece Goethe’nin romanının kahramanı olmasına borçlu olmasının dışında kayda değer bir özelliği olmayan Lotte’nin Weimar’ı ziyaretinin anlamı nedir? Lotte, eşinin ölümünden sonra Goethe’yi görmek ve belki de bir roman kahramanı olmanın o benzersiz büyüsünü yaşamak için gelmiştir Weimar’a. İlk andan itibaren ziyaretçilerin akınına uğraması da onun gururunu okşar. İlk ziyaretçisi ünlülerin portrelerini yapan ve koleksiyonuna Werther’in Lotte’sini de katmak isteyen Rose Cuzzle’dır. Sonra Goethe’nin sekreteri Dr. Riemer gelir. Kendisini yetenekli bulan ve büyük şaire hayranlıkla karışık bir kıskançlık duyan Riemer, Goethe’yi bir yandan göklere çıkarırken, öte yandan saygısız ve yanındakilere acı veren bir insan olarak niteler. Riemer’e göre bu, sanatın hem mutlak sevgi hem de yıkım ve kayıtsızlık içeren ironik özelliğinden kaynaklanmaktadır. Goethe’nin deyişiyle, "İroni, sofraya konanların onsuz yenmeyeceği bir tutam tuzdur.”

Sonraki ziyaretçi Weimar sosyetesinden sanata meraklı Adele Schopenhauer’dir. Adele öncelikle kız arkadaşlarıyla birlikte kurdukları sanat derneğinden söz eder. Buradaki kızların hepsinin takma adı esin perisi anlamına gelen ‘muse’ ile başlar. Adele, onların bu sanat çabaları konusunda Goethe’nin alaycı bir tavır takınmasından yakınır. Ona göre Goethe’de kadın cinsine şiirin ve düşüncenin kapılarını kapamak isteyen ve bunu komik bir ışık içinde görmek isteyen bir erkek tekelciliği vardır. Adele’in gözüyle farklı bir Goethe görürüz, kadınları ve yeni yazarları küçümseyen, yollarını kapayan ve yasaklayan kaya gibi sert bir büyük adam. Çevresindekilerin özel hayatına hükmeden despot biri. Goethe’nin kişiliğiyle ve büyüklüğüyle ezdiği son ziyaretçi, oğlu August’tur. Bu yüce ışığın altında sönük ve solgun kalmaya mahkûm olduğunu baştan bilen August, herkesin gözünde Goethe’nin oğlu olmanın ötesinde başka bir kimliği ve özelliği olmamasının ağırlığı altında ezilmektedir.

“HALK İÇİN HAVYAR”

Tüm bu kişilerin bakışıyla bir Goethe portresi çizildikten sonra romanın yedinci bölümünde Goethe’nin hayatla ve özellikle sanatla ilgili görüşlerini kendi ağzından dinleriz. Ona göre yaşanmış olan güçsüzdür, zayıftır, düşünceyle güçlendirip tekrar yaratmak gerekir onu. “Derin anlam, gülümsemeli... Yalnızca dokuya katılmış olmalı, işin ehline kendini sevinçle sunmalı, -böyle ister sanatın esrarı. Renkli resimler halka, arasında, bilenlere esrar! ... (Y)ığın ve kültür uyuşmaz birbirine. Kültür seçkin topluluktur, en yüce konusunda bir gülümsemeyle birbiriyle gizlice anlaşan.” Bu sözleriyle sanatta ve edebiyatta elitizmi savunur. Daha sonra “halk için havyar” benzetmesini kullanır. Bu benzetmeye biz ilk olarak Hamlet’te rastlamıştık. Hamlet, oyuncularla konuşurken bir oyunu över ve “halk için havyardı, çoğunluğu hoşnut etmedi ama mükemmel bir oyundu” der. Tom Stoppard da Travestiler adlı oyununda James Joyce için “halk için havyardı” der, Hamlet’e göndermede bulunarak. Bu gönderme ve parodi tarzı Goethe’nin de savunduğu bir biçimdir. Hemen tüm yapıtlarının konuları Yunan, Latin edebiyatından, mitoloji ve efsanelerden alınmıştır. Hayatının son döneminde Fars edebiyatını incelemiş ve Hafız’dan esinlenerek Divan-ı Şarki’yi yazmıştır. Goethe, Lotte Weimar’da da eserin özgünlüğü konusunda şunları söyler:

“Özgünlük korkunç bir şey, delilik; esersiz sanatçılık, kısır aptallık, ruhun kızkurusu –ve tohuma kaçmışlığı, steril delilik. Son derece küçük görürüm onları, çünkü ben verimliliği isterim, dişi ve erkek bir arada döllenme ve dölleme, kişisel bir yüce etkilenilirlik...Ben esmer Lindheymer’im, erkek yaratılışında hem rahim hem tohumum, çift eşeyli sanat her şeyle biçimlenebilir, ama kuşkusuz benim sayemde döllenen, zenginleştirir dünyayı. Dünyayı alarak ve dünya armağan ederek, yürekleri her tür üretken hayranlığa apaçık, akıl ve sevgi, aracılık ve düşünce bakımından büyük –çünkü aracılık kafa işidir- böyle olması gerekirdi ve budur onların görevi yoksa özgün millet olarak taşlaşmak değil, ya da tatsız bir kendini seyrediş ve kendine hayran oluşla aptallaşmak değil, hele hele aptallık içinde aptallıkla dünyaya egemen olmak hiç değil.”

GOETHE İLE LOTTE’NİN BULUŞMASI

Sonunda Goethe’nin Lotte onuruna verdiği yemekte beklenen buluşma gerçekleşir.    

Onun ve nişanlısının özel hayatını ince ayrıntılarıyla romanında işlemesi sonucu başlangıçta tedirgin olan ama zaman geçtikçe bunun onurunu ve gururunu taşıyan Lotte, kırk beş yıl sonra Goethe’nin önüne yıllar önce giydiği pembe kurdeleli beyaz tuvaletiyle çıkarken gençlik günlerini geri getirmeye mi çalışmaktadır? Oysa Goethe’nin ona yaklaşımı resmi ve soğuk olur. Konudan konuya atlar, konuşmasıyla dinleyicilerini eğlendirir. Bu arada anlattığı hikâyelerden biri ortaçağın sonlarında Eger’de bir sokaktaki Yahudilerin hepsinin öldürülmesiyle ve sağ kalan tek bir Yahudi’nin, pişman olan şehir halkı tarafından Eger hemşehrisi ilan edilmesiyle ilgilidir. Belli ki bu kitabı 1939’da ABD’de sürgünde yazan Thomas Mann, anakronik olarak Naziler’in işledikleri cinayetlere atıfta bulunmaktadır. Lotte Weimar’da romanı, yazarının Alman milliyetçiliğine ilişkin eleştirilerini de içerdiği için Almanya’da yasaklanmıştı. Roman 1940’da "The Beloved Returns" adıyla İngilizce olarak Amerika’da yayımlanmış, Almanya’da ancak 1950’de yayımlanabilmişti.

Goethe ile yıllar sonra buluşmasından derin bir hayal kırıklığı ile ayrılan Lotte bir süre sonra Goethe’den, tiyatroda bir temsili izlemek üzere davet alır. Oyunu izleyen Lotte pek beğenmez ve “Yetenekli bir oyundu bu, ama yeteneği, genel kanıya göre nasıl isteniyorsa öyle bir tiyatro oyunu üretmeye yönelikti ve insanlığın sınırını hiçbir yana doğru aşmıyordu şair kesinlikle.” diye düşünür. Oyundan sonra Goethe’nin gönderdiği faytona bindiğinde büyük şairin oturduğunu görür. Geçmişin ve bugünün bir hesaplaşması olarak niteleyebileceğimiz bu konuşmalarda, Goethe, “Bu hayat biçimde değişmedir, çoklukla teklik, değişimde süreklilik” der. Geçmiş, bugün ve gelecek hepsi birbirini içinde taşıyan bir birliğin parçalarıdır ona göre. Werther’in zamanı bir daha dönmemek üzere geride kalmıştır ama zaten Goethe o sevgiliyi –diğerlerini de- biçim değiştirse de hep içinde taşımıştır.

Lotte Weimar’da’yı okurken uzun diyaloglara rağmen bu romandan ne müthiş bir film olurdu diye düşündüm. Egon Günther, 1975’de bu romandan bir film yapmış ve baş rolünde Lili Palmer oynamış. Lotte Weimar’da, Thomas Mann’ın sanat ve dahi sanatçı üzerine görüşlerini taşıyan, kurgusuyla ve anlatımıyla gerçek bir başyapıt. Milan Kundera’nın "Ölümsüzlük” adlı romanında Avrupa’nın merkezi olarak nitelediği Goethe’nin farklı biçimlerde algılanmalarını dile getirmesiyle, Thomas Mann’ın Büyülü Dağ'da olduğu gibi, Avrupa düşüncesini bir kez daha masaya yatırdığını söyleyebiliriz. Sanatın ve hayatın sorunlarını çok yönlü tartışan ve sorgulayan bu romanı bu konular üzerinde düşünen herkesin okumasını öneririm. Ama kolay yutulacak bir lokma olmadığını ve “havyar” tadında olduğunu anımsatmakta yarar var.

 

Lotte Weimar’da, Can Yayınları, Çev. Gürsel Aytaç

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Yaşar Kemal'e Yakından Bakmak İçin | O..Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Bengi Kaya

23 Mayıs 2025

Bando Takımı, Atlıkarınca ve Sünnet Dü..

Eve geldiğinde akşam yedi olmuştu. Kadriye onunla gelmedi, ertesi gün sünnet düğünü var, evdeki hazırlıklarla uğraşıyor. Karısı bu telaşları sever. Ev kalabalık. Konu komşu eve doluşmuş, temizlik yapılmış, sarmalar sarılmış, börekler açılmış. Kendi oğullarıy..

Devamı..

Kültür Savaşları, Politik Kutuplaşma v..

J. Viala-Gaudefroy

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024