Geçtiğimiz birkaç yıldaki kriz, modern dünyanın birbirine ne kadar bağlı olduğunu gösterdi. Bazı insanlar bunu kabul etmese de insanlık geçmişteki kabileciliği bıraktı ve dünya tam bir küresel köye dönüştü.
Deniz Sessiz: Haritada Kaybolmak kitabıyla başlayan Gizemli Haritalar dizisi, üçüncü macerası Ateşten Kaçmak ile devam ediyor. Alt Kardeşler ve Mariana bu sefer dünyaya çarpacak olan bir asteroide karşı güçlerini birleştiriyorlar. Kitaplarınızdaki felaketlere karşı “birlikte mücadele etme” vurgusunun çocuklardaki yansıması hakkında ne düşünüyorsunuz?
Vladimir Tumanov: Çocuklar, küçük oldukları ve yetişkinler kadar deneyimli olmadıkları için daha savunmasızlar. Bir arkadaş grubundaki birlik hissi, çocuklara büyümeleri ve gelişmeleri için gerekli olan özgüveni sağlayabilir. Kitaplarımdaki felaketler, biraz da gerçekliğin yansıması... Herkes yaşlanacak (Haritada Kaybolmak), okyanus seviyeleri gerçekten yükseliyor (Suda Kaybolmak) ve asteroidler gerçekten gezegenimize zarar verebilir (Ateşten Kaçmak). Öte yandan, felaket senaryoları aynı zamanda problem çözmek için güzel fırsatlardır ve de insanların hayatları boyunca karşılaşacakları zorluklar için birer metafordur.
DS: Çocuklar günümüzde bilgiye ulaşmak için daha çok dijital olanakları tercih ediyorlar. Kitaptaki bilmeceler ise bilgiye ulaşmak için tam tersi bir yaşama deneyimi sunuyor. Bu maceraları kurgularken “bilmeceler”i zihninizde nasıl konumlamıştınız?
VT: Bir şeyi öğrenmek için ne kadar fazla çaba sarf edersek, o şeyi hatırlamamız da bir o kadar muhtemel olur. Bilgiye ulaşma yolundaki engeller, bizi düşünmeye ve odaklanmaya sevk eder. Ateşten Kaçmak’taki karakterlere, dijital olanaklara erişim verildiğinde bile bu eski bir teknoloji (CD) olduğu için, yine de uğraşmaları gerekiyor. Ayrıca, karakterlerim başarıya kendi başlarına ulaşabilsinler diye, onları dünyanın geri kalanından soyutlamam gerekti. Bunun için dijital iletişimden de soyutlanmaları şarttı. Zor koşullarda bir şeyi başarmanın verdiği haz, hepsinden üstündür.
DS: Ateşten Kaçmak’ta, dizinin diğer kitaplarından farklı olarak, kahramanların doğayla tanışmalarına, onu keşfetmelerine tanık oluyoruz. Doğaya yabancılaşan, doğadan uzaklaştırılan günümüz çocuklarının dikkatini özellikle bu konuya çekiyorsunuz. Gelecekle ilgili bir öngörünüz ya da çocuklara ve gençlere iletmek istediğiniz bir mesaj var mı?
VT: Günümüzde çocuklar sanal dünyada çok fazla zaman geçirmeye meyilliler. Karakterlerim gerçek dünyayla yüzleşmek zorunda kaldıklarında -buna vahşi doğa da dahil- daha iyi bir gerçeklik algısı oluşuyor. Eğer gelecek nesiller, geçmiş nesillerin küresel ekosistemimize verdiği zararın üstesinden geleceklerse, yaşayan bir biyosferin parçası olduğumuzun farkında olmaları hayati önem taşıyor.
DS: Sizin doğayla ilişkiniz nasıldır? Onu gözlemlemek ya da deneyimlemek için araçlarınız var mı? Gezi, kamp, fotoğraf, yürüyüş, vb.
VZ: Kuzey Amerika’daki Büyük Göller bölgesinde yaşıyorum. Ailemle birlikte her yıl Huron Gölü’nde kano sporu yapar ve çevremizdeki güzel ormanlarda doğa yürüyüşü yaparız. Bence, Kanada’nın doğal yaşamının enginliği, benim kimliğimin bir parçası. Bu ülkenin birçok yerine seyahat ettim ve oralarda yaşadım. Bu yerlere görkemli Rocky Dağları, uçsuz bucaksız çayırlıklar ve Pasifik Okyanusu’nun kıyısı da dahil. Bu deneyimler, doğaya ve onun sonsuz çeşitliliğine saygı duymamı sağladı. Umarım, çevremizdeki hazineleri koruyabilir ve onları gelecek nesillere aktarabiliriz.
DS: Pandemiden sonra enerji, gıda, ilaç, barınma gibi temel ihtiyaçların giderilmesinde kaynakların yetersizliği ve giderek artan sığınmacılık sorunu küresel meselelerimiz haline geldi. Dünyanın bu acil gündemi sizi ne derecede etkiledi? Çocuklara ve gençlere dünyanın bu güncel sorunlarıyla ilgili neler söylemek istersiniz?
VZ: Geçtiğimiz birkaç yıldaki kriz, modern dünyanın birbirine ne kadar bağlı olduğunu gösterdi. Bazı insanlar bunu kabul etmese de insanlık geçmişteki kabileciliği bıraktı ve dünya tam bir küresel köye dönüştü. Bu sınavlar, yalnızca küresel işbirliğiyle sorunlarımıza çözüm bulabileceğimizi gözler önüne seriyor. Hiçbir devlet ya da millet, pandemilerle ya da ekolojik problemlerle tek başına başa çıkamaz. Ateşten Kaçmak adlı romanımda, acı çeken herkesin ortak insaniyetini vurgulamak istedim. Örneğin, mülteciler. Amerikalıları mülteci yaparak, herkesin bu konumda olabileceğini ima etmek ve bazı insanlar mülteci olurken, bazılarının olmamasının sadece şans olduğunu göstermek istedim. İhtiyacı olanlara yardım etmeli ve geçmişimizden ders almayı unutmamalıyız. Ama nihayetinde, her felaket, uygarlığımızı geliştirmek için bir fırsata dönüştürülebilir. Örneğin, mRNA aşıları. Bizimki öğrenen bir tür ve en iyi öğrenciler de çocuklar.


.jpg)



