Ağaçların bize verdiği özgünlük dersi: Masum ve zararsız ama son derece vahşi.
Hermann Hesse bize eşlik eden yeşil dostlarımız hakkında bir mektubunda şöyle yazmıştı: “Ağaçların sesine kulak vermeyi öğrendiğimizde hızlı ve çocukça olan düşüncelerimiz inanılmaz bir coşkuyla dolar.” Hesse’den iki kuşak önce ağaçlar üzerine yazan şiirsel bir kişilik onları bilgeliğin kaynağı ve insan doğasının en asil yanının örnekleri olarak gördü.
Amerikan İç Savaşı’nda hemşire olarak gönüllü çalışması sayesinde Walt Whitman (1819-1892) ruh ve beden arasındaki bağı keşfettikten on yıl sonra elli dört yaşındayken felç geçirdi. İyileşmesi iki yılını aldı – ona göre en büyük iyileştirici güç doğanın kendisiydi. Sözleri, doğa aşkını gözler önüne seriyor: “Beni nasıl da besliyor, nasıl rahatlatıyor. En ihtiyaç olduğum şekilde: Açık hava, çavdar tarlaları, elma bahçeleri.” Whitman’ın doğal dünyayla olan iletişiminin meyvesi, Specimen Days adlı eseri, düzyazı parçaları, günlük yazılarından oluşuyor ve tür kavramını (Latince “bakmak” fiilinden gelen kelime) eksenine yerleştiriyor. Ortaya çıkan şey, görme sanatını öven, farkında olduğumuz ama unuttuğumuz olgular.

Felç geçirdikten sonraki yıllarda Whitman sık sık kendini ormanın derinliklerinde buldu. Yaratmak için en iyi yer. 1876’da kendini, göklere uzanan, en sevdiği ağaçlardan biri olan sarı kavağın önünde bulur. Kudretli gövdesini incelerken ağaçların özgün doğası üzerine düşünür:
“Ne kadar güçlü, hayat dolu ve kalıcı! İnsanı aptala çeviren güzellik! Ağırbaşlılığı ve varlığı insanınkinin yanında parlıyor. Ve özellikleri, çoğu duygu yüklü, sanatsal, kahramanca nitelikleri; masum ve zararsız ama son derece vahşi. Oradalar, ancak seslerini çıkarmıyorlar.”
Bilim insanlarının, ağaçların birbiriyle nasıl iletişim kurduğunu ve ne hissettiğini keşfetmeden yaklaşık yüz elli yıl önce Whitman şöyle der:
“Bilim (ya da yarı-bilim) ağaçların konuşmasıyla dalga geçer. Konuşmuyorlarsa bile konuşmaktan, şiir yazmaktan, vaaz vermekten daha fazlasını yapıyorlar.”
Bu kelimelerin yazılmasından iki yüz yıl sonra İngiliz bahçıvan ağaçların “akıllarından geçenleri konuştuğunu, bize birçok şey söylediğini ve dersler verdiğini” belirtti. Whitman, ağaçların sessiz bilgeliğinin, insan doğasına büyük örnek teşkil ettiğini savunur: “Gidin, ağaçların bulunduğu ormana gidin ve oturun orada – bir ya da iki sessiz arkadaş yeter size – yukarılara uzanan dalları okuyun ve düşünün.”
Çeviren: Aslı İdil Kaynar
(Brainpickings)






