Yabancılaşma
15 Kasım 2018 Öykü

Yabancılaşma


Twitter'da Paylaş
0

İlk kez yabancılaştığım gün neler döndüğünü anlamadım. İşten eve gelmiş, yorgunluktan koltuğa çöküp kalmıştım. Kapı zili çaldığında öfkelendim, beklediğim kimse yoktu. Rahatım kaçmasın diye kapıyı açmamaya karar verdim. Fakat zil susmuyor, kapıya vurulma şiddeti saniyeler geçtikçe artıyordu. Kimdi bu ısrarcı, rahatımı kaçırmaya cüret eden, kim?

“Siparişiniz!” diye çığırıldığını işittiğimde istemsizce yerimden kalktım. Kapıyı öfkeyle açtığımda pizzacı genç somurtarak karşılık verdi. “Pizzanız,” diye büyük boy paketi önüme uzattığında neredeyse eline vurarak fırlatıp atacaktım.

“Ben sipariş vermedim kardeşim,” deyince irkildi karşımdaki.

“Nasıl olur beyefendi?” dedi telaşla.

Soylular toplantısında hizmetçi olacak kadar efendiydim. “Basbaya,” diyerek kapıyı suratına çarpacaktım ki kapatmamam için abandı. Münasebetsizlikte sınır tanımıyordu hergele.

“Efendim,” dedi önündeki beyi atarak. “İsterseniz telefonunuzu kontrol edin, hep ben getiriyorum pizzanızı zaten, bir yanlışlık olamaz.”

“Gerek yok,” diyerek direnmekten vazgeçtim. Olay çıksın istemiyordum. Büyük boy pizzayı tek kişi yeme cüretini göze alarak paketi aldım. Parayı vererek yolladım genci. Açıkçası ebleh suratı tanıdık gelse de pizzacı şapkası ve giydiği garip ceketiyle oldukça yabancıydı. Daha önce görmediğime emindim.

Pizza paketini salondaki sehpaya fırlatarak mutfağa geçtim. Dolaptan kola almaktı niyetim, tabii kaldıysa. Oraya girdiğimde saçları ıslak bir kadın ocağı yakıyordu. Bembeyaz çıplak tenini sadece üzerine geçirdiği kırmızı külot örtüyordu. Duştan henüz çıkmış olmalıydı. Kibarlık göstererek sarı saçlarının düştüğü dolgun göğüslerine doğru konuşarak, “Sıhhatler olsun,” dedim.

“Sağ ol hayatım, kimmiş gelen?” diye sordu, öpücüğü eliyle uçurdu.

 

 

“Pizzacı,” dedim kayıtsızca. Buzdolabını açtığımda serinlik içimi ürpertti. Dolapta ne zamandan kaldığını bilmediğim, dibinde azıcık kalmış kolayı alıp salona geçtim. Evimde yaşadığını anladığım kadın seslendi:

“Dünden kalan yemeğiniz vardı sevgilim, niye pizza söyledin ki?”

Sinirlerim bozuldu. Pizza falan söylememiş olmama rağmen suçlanmıştım. Üstelik mutfakta sürekli “hayatım, sevgilim” diye söylenen bir kadın vardı. Gözlerim ağırlaştı, iyi bir uykuya ihtiyacım vardı. Pizzadan bir dilim ısırdım, tadı berbattı. Asidi kaçmış kolayı kafama diktim. Tadım tuzum ve keyfim kaçmıştı. Üzerime çöken yorgunlukla daha fazla mücadele etmeden kendimi uykuya teslim ettim.

Sabah kalktığımda nasıl olduğunu bilmesem de yatağa gelmiştim. Yanımda, dünkü, duştan çıkmış kadın mışıl mışıl uyuyordu. Ben onun mutfakta yaşadığını sanmıştım. İşe geç kalmamak için metroya hızlıca ilerlerken arkamdan biri seslendi. Rıfat diye çağrıldığımı duydum. Önümdekiler dönüp bakmadı bile, bu kişinin ben olduğuna karar vererek döndüm. Şişmanca kel bir adam üzerime geliyordu.

“Günaydın Rıfat,” dedi, soluk soluğa kalmıştı.

“Günaydın Osman,” dedim. Alt komşum ve iş arkadaşım olduğu bilgisine ermiştim adamı görünce.

“İşe daha vakit var, kahvede çay simide düşelim mi?” dedi. Sabah sabah oldukça enerjikti. Ben hâlâ kendimde değilim. Garip bir düşün içindeymişim sandım. Teklifine boyun eğerek onunla beraber gittim. Kimseyle çekişecek mecalim yoktu. Çaylarımızı içiyor, içinde peynirden eser olmayan poğaçalarımızı parça pinçik ederek yiyorduk.

“Dün karınla bize gelecektiniz, niye aramadın?” diye sordu güleryüzle. Evimde yaşayan kadının karım olduğunu anladım. Delirmediğime sevinerek, “Yorgundum.” dedim. Ona hislerimi anlatmak geçti içimden, fakat hemen vazgeçtim. Anlayışla başını salladı, iki poğaçayı tekmiş gibi yedi. Benim iştahım yoktu, midem bulanıyordu. Çayımızı bitirince kalkıp işe gittik. Patron biraz geç kaldığımız için fırçaladı. Onun dışında önemli bir şey olmadı.

 

Öğle yemeğinde Osman ile beraberdim. Hiç konuşmadım, o karısını anlattı durdu. Sıkıntıdan ceplerimi yokladığımda, sigara paketi elime çarptı. Osman sussun diye ona uzattım. Sessizlik içinde birer tane içtik ve işimize döndük. Akşam çıkarken Osman peşime takılmasın diye işim olduğunu söyleyerek çarşıya yöneldim. Ne yapacağımı bilmeden öylece yürüdüm. Koca koca binalar şehri doldurmuş, insanlar aralarında küçücük kalmıştı. Mesailerini bitirenler sıcacık evlerine gitmek için koşuşuyorlardı.

Barlar tıklım tıkıştı. Bir bira içsem mi? diye düşündüm. Ağzım sulansa da vazgeçtim, çok kalabalıktı. Gençlerin bitmek bilmeyen gürültüleri canımı sıkmıştı. Telefonum çaldı, ekranın üzerinde “Karın” yazıyordu. Açmadım, herhalde merak etmişti. Kravatımı gevşeterek derin derin nefes aldım. Bir yandan kendimi tanıyamıyor, yılların bu kadar çabuk geçmesine anlam veremiyordum. Çocuğumun olmuş olması ihtimaline sövdüm.

Sokaklarda dönüp durdum saatlerce. Sigara paketini bitirmiştim, ağzım leş gibi kokuyordu. İki gündür doğru düzgün bir şey yememiştim. Canım kahve içmek istedi, yalnız kalmak iyi gelebilirdi. Kırmızı montlu bir genç, arkasından onu takip eden uzun saçlı şirin bir kızla kafeye girdi. Kapı kapanmadan arkalarından dalarak üst kata çıktım. Garip bir gezegende gibi hissettim orada. Sarı tulumlu insanlar tuhaf hareketler içindeydi. Bunalarak kahve içmeden oradan çıktım, doğruca eve gittim.

Kapıyı açtığımda sıkı sıkı sarıldı bana. Güçsüzdüm, konuşmaya dahi halim yoktu. “Neredeydin merak ettim,” diyordu iri göğüslerini şefkatle suratıma bastırarak. Gözlerimden yaşlar süzülmeye başladı. “Yabancılaştım,” dedim kekeleyerek.

“Pizzacıya, sana ve kendime yabancılaştım.”


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR