Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

29 Ekim 2020

Felsefe

Yücelt Bizi Korona

Tural Ceferov

Paylaş

1

0


Bir de ne görelim, bizi hep dışarıya, tabiata, sokaklara, konserlere ve arkadaşlarla buluşmaya davet eden her şey–din, bilim, medya ve tabii ki iç dünyamız–başka telden çalmaya başlamış:

Evde kal!

Evde kal!

Evde kal!

Böylece eve kapanmaya mecbur kaldık.

20. yüzyıl psikolojisinde eve kapanmak neredeyse ayıp bir şeydi. “Dışarı çık, insanlarla kaynaş, eğlen, dünyanı öğren, başkalarını tanı.” Dünyanın büyük manevi mirası da bu yüzyılda çok fazla unutulmuştu.

Hira Dağı’nda günlerce yalnız kalarak içindeki sorulara cevaplar arayan Muhammed...

Bir ağacın gölgesinde oturarak hakikati anlamadan ayağa kalkmayacağına and içen Buddha...

Çarmıhta “Beni neden terkettin, baba?” diyen İsa...

Ve kendini manastırlara, kapalı odalara, çilelere, kuytu ormanlara hapseden yüzlerce, binlerce insan; içindeki, beynindeki sorulara cevap arayan gönül yolcuları, yüce ruhlu, sevgisi derin çilekeşler...

Hepsi unutulmuştu...

Nietzsche’yi çoğu zaman yanlış anlıyorlar. O, tanrıtanımaz değildi, sadece Tanrı'nın öldüğünü söylüyordu ve ekliyordu: “Onu siz öldürdünüz...”

Onun çağdaşı Karl Marx da ateistti ve biz onu “Din afyondur” sözüyle tanıyoruz. Peki bu alıntının öncesi nasıldı? “Din ezilmiş halkın kalbinin şarkısı, kalpsiz dünyanın sıcaklığıdır.”

Belki de bir gün dünyada din olmayacak.

O zaman iflas etmez dünya.

Dünya kutsallık yok olduğunda iflas edecek.

Yürekler şarkısız, dünya soğuk ve merhametsiz olduğunda...

Nietzsche’nin dediği gibi, çöl durmadan büyüdüğünde...

Biz kendimize kapanarak yenilikleri, bu dünyayı, kendimizi anlamlandırmak için tarihi bir şans elde ettik.

Fakat...

Gördük ki, evlendiğimiz, gönlümüzü verdiğimiz o kadınla (o adamla) bir evde yaşamayı unutmuşuz.

Heidegger’in dediği gibi: “Her gün işe giden insan kendi maneviyatına yabancılaşmıştır.”

Ve biz dehşet içinde gördük ki, kendimize, kendi varlığımıza yabancılaştık.

Bizim kusurumuzu iş kapatıyormuş.

Kendimizle yalnız kalmamak için icat etdiğimiz binbir yol... Bütün bunları kalbimizin sesini susturmak için icat ettik.

Truman Show filmindeki gibi, bütün hayatımız gösteri. Truman bunun farkında değildi. Ancak biz kendimizi kandırmış ve kendi yalanımıza yürekten inanmışız.     

İnanmışız instagram filtrelerine.

Sosyal medyada kendimiz için kurduğumuz imaja...

Olduğumuz gibi görünmemiş, göründüğümüz gibi olmamışız.

Kendimize yabancılaşmış, kendimizden farklı bir canlı yaratmaya çalışmışız.

Fakat başaramamışız.

Tavşan timsah olmamış.

Unutmak istediğimiz bütün anları, duyguları unutamamışız.

Çünki biz kendi varlığımıza ihanet ederek yabancılaşmak istesek bile, varlığımız asla başka bir biçim almamış.

Yaptığımız bütün oyuncaklar, bambaşka bir varlığın tecessümü sosyal medya pasaportumuz da bizi tatmin etmemiş.

Bunun için de, Heideigger’in dediği gibi, sefil ve sergerdan olduk.

Yolunu kaybetmiş oğullar bazen ve belki yalnız resimlerde geri dönüyor.

Bu anlamda karantina bizim için bir fırsat olabilir.

İnandıklarımızı mihenk taşına vurmak için...

Maneviyatımıza dışarıdan bakabilmek için...

Kendi ruhumuzla konuşmak, onu yeniden yüceltmek ve onunla yücelmek için...

Gerçeklikten hakikate dönmek için...

Kimiz biz?

Ne istiyoruz?

Bizim bu dünyadaki işimiz ne?

Yarın ölüm kapıyı çaldığında pişman olacağımız şeyler yapmamak...

Hayatın çok kısa olmadığını, yeniden onu yaşamak ve onu yeniden yaratma imkanlarımızı anlamak için...

Kapıldığımız akıntının bizi nereye götüreceğini tahmin etmek için...

Bu anlamda insanoğlunun asırlardır kazandığı ruhani tecrübeyi yeniden duymaya çalışmak 21. yüzyılın sanal, sahte ve amansız şartlarında insan olmanın, insana insanlığı anlatmanın en önemli şartlarından biri.

Epidemi, pandemi zamanında hayatın hızı azalıyor, daha doğrusu, hayat kendi doğal hızına kavuşuyor.

Dünya karmakarışık şeylere gebe.

Sanayi devrimi zamanı insan kendine yeni ve güçlü bir arkadaş buldu– teknolojik araçlar.

Bu araçlar, motorlar, fabrikalar ve sanayi yepyeni bir insan modeli yarattı.

Böylece insanın kendi ruhuna yabancılaşmasının temeli atılmış oldu.

İnsan yüzyıllardır yaşadığı doğal ortamından koptu, üzücü üretim sürecinde fabrikaların gürültüsünde kendi kalbinin sesini duyamaz oldu.

Dünyanın mazmunu ve yüzü değişti.

Artık Rein Hölderlin’in anlattığı gibi değildi. Şimdi o yalnızca Alman sanayisinin enerjisini karşılıyordu.

Zaman ilerledikçe, üretimi yapılan bu kadar şeyi satmak için binbir çeşit üçkağıtçılık icat edildi.

İnsanlar birincil ihtiyaçları olmayan bu şeyi almak için daha fazla çalışmaya mecbur kaldılar.

Bu, böyle gidemezdi.

Şimdiyse dünya yapay zekânın sanayi ve günlük hayatımızdaki bütün kadamelerde uygulanmasının eşiğinde.

Bana göre tam da bu eşikte ortaya çıkan COVID-19 talihin bize büyük bir ironisi.

İkinci Dünya Savaşından önce de İspanyol gribinin ortaya çıkmasıyla sanki sanayinin ezdiği tabiat hem insandan intikam alıyor, hem de onu kucaklamak istiyordu.

O zaman dünya bu mesajı anlayamamıştı ve sonrasında tarihin en kanlı savaşı başlamıştı.

Bu gün de tabiat sağır-dilsiz bir virüsün diliyle bizi hem teker teker, hem de hep birlikte düşünmeye davet ediyor.

Bunun için de mevcut pandemi bireyler, halklar ve devletler için, belki de, tarihin en görkemli sınavı.

İnsanoğlu bu sınavdan yüzü ak çıkmakla hem kendisinin, hem gezegenimizin talihini çözecektir.

Aksi takdirde dünya ağır ekolojik felaketle karşı karşıya. Kendi varlığına yabancılaşmaya tam gaz devam eden insan kendi varlığına duyduğu özlemi anti-depresanlar, alkol, narkotik, fast-food açgözlüğü, alış veriş çılğınlığı ile sakinleştirmeye çalışacak ve tabii ki başaracak. Bu olduğu zaman ise sanayinin robotlaşması, yapay zekânın yaygınlaşması ile insan ilk sanayi devriminden çok daha derin bir yabancılaşma ve körleşme evresine geçecek.

Bu anlamda COVID-19 pandemisi bütün hayatını kaybedenlere rağmen gezegenin belki de son şansı. Çünkü mevcut durumun devam etmesi ayrı ayrı insanlar, halklar ve devletleri değil, gezegeni yokuş aşağı götürüyor.

Ne makus bir talih...

Ömrünü insanlığın kurtuluşuna, manevi yükselişine ve refahına adamış peygamberler, filozoflar, yazarlar, alimler, siyasetçiler, genç yaşta faşizm, şovenizm, köktendincilik sebebiyle ölen binlerce, milyonlarca devrimcinin ruhuna bundan büyük saygısızlık, bundan büyük vurdumduymazlık olabilir miydi?

Belki de tam da bunun için 20. yüzyılın en ilginç filozoflarından olan Wittgenstein atom bombasını çok kötü, fakat aynı zamanda bir ilaç gibi görüyordu.

Evet, insanlığını kaybetmiş, iç dünyasına yabancılaşmış insan, tabii ki, insan olmayacaktır.

Bu henüz son değil.

Bu sonun başlangıcı.

En acısı ise...

Artık kimse bizi “Hatırla, kimlerdensin! Kimin oğlusun? Adın ne? Adın. Senin adın Donenbay. Donenbay” diye çağırmayacak.

Bize bizi hatırlatmak isteyen Nayman Ana da olmayacak.

Çünkü onun mezarını yok ederek yerine kozmik istasyon inşa etmiş insan başka gezegenlerde hayat arayacak.

Ve insanlığın milyonlarca yıldır süren hakikat arayışları miskin bir şekilde son bulacak.

Tural Ceferov'un yazısından çeviren: Kısmet Rüstemov

 

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Pahalıya Al Ucuza Sat: Alejandro Jodor..Elianna Kan
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Cevher Özcanlı

23 Şubat 2025

Saime Yadigâr: “Öykü tanrı misafiri ol..

Cevher Özcanlı: Saime Hanım, uzun yıllar boyunca resim sanatıyla uğraştınız. Birçok kişisel ve karma sergi, resim öğretmenliği derken ilk kitabınız yayımlandı. Resmin o büyüleyici dünyasından, yazınsal kurgunun b..

Devamı..

Çiğdem Sezer: "Hayat, düz bir çizgide ..

Ayşe Yazar

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024