18-20 yaşlarındaydım, Ankara’da RV Restaurant'da çalışıyordum, o gün verilecek ziyafetin konuğu ünlü filim yıldızı Sophia Loren’di.
Sophia Loren Ankara’ya bir filiminin galası için gelmişti, yanılmıyorsam filimin adı Yolculuk'tu (Il Viaggio).
Hayatımda yakından gördüğüm ilk dünya çapında ünlü oyuncu oydu.

Sophie Loren Ankara'da
Sonrasında merak sardım ve hemen hemen Sophia Loren’in oynadığı tüm filmleri izledim. Bir oyuncunun bu kadar çok çeşitli, farklı rolü oynayabilmiş olması hayranlığımı iyiden iyiye arttırdı.
Zeynep Göğüş’ün üçüncü kitabı Yok Çünkü Telafisi'ni okurken aklıma gelen de hissettiklerim de buydu, hayranlık! (İkinci kitabı olan Zeytin Kuşu’nu okumadım henüz)
Göğüş’ün ödüllü ilk kitabı hakkında yazmıştım. (https://oggito.com/icerikler/zeynep-gogus-ve-isik-ulkesinden/67158) Çok başarılı bir çalışmaydı, bir dönemi anlatıyor olması çok değerliydi fakat Yok Çünkü Telafisi ile yazar “hadi bakalım yazar kimmiş, nasıl iyi roman yazılırmış okuyun da görün” diyor.
Daha önce de anlatmış olduğum gibi Zeynep Göğüş ile “tanışıyoruz”, fakat onun yaşamını derinlemesine bilmiyorum. Yani arkadaş değiliz, sadece tanışığız. O nedenle kitap üzerine bazı değerlendirmeleri yapabilmem pek olanaklı değil. Ancak bir nokta var ki, onu yüksek sesle söylemem gerek, yazara da sormalıyım!
Zeynep Göğüş bir kadın. Kadın yazar. Fakat kitaptaki anlatıcı bir erkek.
Bir kadın yazarın erkek dünyasını bu denli başarılı bilebilmesinin sırrı nedir? Yazar bu işi nasıl başarmış? Çünkü Yok Çünkü Telafisi kitabını sanki bir erkek yazar yazmış gibi…
Eğer bir erkek yazar yazmış olsaydı da çok başarılı ve değerli bir kitap olacaktı, fakat kadın bir yazarın böylesi bir anlatıyı başarmış olmasının sırrını öğrenmeyi çok isterim.
Bir romanın başına oturup kadın kimliği ile kitabı yazabilmeyi ne çok isterdim, fakat buna kalkışmaya bile yüreğim yetmez. Kısacası Yok Çünkü Telafisi kitabına ilk alkış buradan geliyor.
İlk roman yazmaya başladığım yıllarda (2002 olmalı) okumayı seven bir arkadaşım, iyi bir romancının kendi yaşamından söz etmeden yazan olduğunu söylemişti.
Bu görüşe pek katıldığımı söyleyemem. Çünkü yazar, yazmakta olduğundan kendisini soyutlarsa, inandırıcı olmaktan vazgeçmiş demektir.
Arkadaşımın görüşünün belki çocuk kitapları yazarları ya da gerçek üstü roman yazanlar için geçerliliği olabilir, hoş Mimiti titolayo sin romanımı yazarken bile kendi varlığımdan vazgeçmediğimi düşünürsek bu görüşe katılmam bile pek mümkün değil.
Yok Çünkü Telafisi kitabında yazar anlatıcı olan erkek figürü ile gerek Brüksel’i gerekse İstanbul’u anlatırken belki de tanımış, yaşamış olduğu adamlar hakkında da ipuçları veriyor ve yer yer bir erkeğin nasıl olması, nasıl davranması gerektiği yönünde vurgulara rastlıyoruz, fakat Zeynep Göğüş’ün bu kitabında kendisini “Anais" karakterine gizlediğini ve kadın kimliğini oradan vurguladığını düşünüyorum.
Tabii gazeteci kimliği ile erkek olan anlatıcı gerçekte kadın gazeteci Zeynep Göğüş’ün ta kendisi.
Yazar için Anais, “olması gerektiği gibi” bir kadın gibi geldi bana, ya da ben kendime hayli yakın hissettim.
Kitapta beni heyecanlandıran, iyice öykünün içine çeken öyle ufak tefek ayrıntılar gizlenmişti ki, aldığım keyfi anlatamam.
Nedense İstanbul’un eski ve ünlü “Narin Terlikçisinin” Halâskârgazi Caddesi ile Rumeli Caddesi köşesindeki yerini tek hatırlayan benmişim gibi gelirdi bana. Yazarın "Narin Terlikçisinin" şimdi Hak Pasajında olduğu ayrıntısına bile yer vermiş olması değerli bir ayrıntıydı.
Öte yandan 25 yıldır Belçika ile benzer bir kültürde (Fransa) yaşayan bir göçmen olduğum için Brüksel’deki yabancıların yaşantılarının ayrıntıları okuru öykünün içinde tutmak için başarıyla yerleştirilmişti.

Zeynep Göğüş
Yok Çünkü Telafisi aynı zamanda bir gerilim romanı, belki “katil" diyemeyiz fakat, “ölüme yol açanın” kimliğini titizlikle araştıran gazetecinin, olası kişileri romanın içine yerleştirmesi bir polisiye roman titizliği ileydi.
Göçebeler toprağı olan Anadolu’nun insanlarının Avrupa ve Amerika’ya nasıl savrulduğunu, İkinci Dünya Savaşı Yahudi zulmünün insanlara ne gibi yaşam seçimlerini dayattığını, kendisine karşı dürüst olamayanların diğerlerine neler çektirebileceğini bu kitapta okuyacaksınız.
Yazar kitabın 137'nci sayfasında: “Yeni yurt, yeni vatan diye bir şey yoktur. Yurt çocukluğun ve gençliğin ülkesidir. O ülkeyi kaybetmiş kişi, yabancı ülkede ayağını yere az çok korkusuzca basmayı öğrenmiş de olsa, bir kaybeden olarak kalır!” diyen Jean Améry’nin kitabından alıntıyı koymuş.
Evet “Okuyacaksınız” diye emir kipini kullanıyorsam bilerek kullanıyorum, çünkü Yok Çünkü Telâfisi kaçırılmaması gereken bir kitap…
Bir romana başladığınızda, eğer elinize kalemi alıp altını çizecek satırlarla karşılaşmaya başladıysanız, o roman iyi yazılmış demektir, çünkü kitabın içinde kendinizle ilgili ya da sizi ilgilendiren deneyimler, deyişler ve düşünceler var demektir.
Yok Çünkü Telafisi kitabını elimde kalem ile okudum. 190’ıncı sayfada: “Zaman zaman hafif depresyona girdiğim vakiydi ve indiğim yerden yukarı tırmanışım her seferinde hayatıma yeni katılan kadınlar sayesinde olmuştu.” Beni bana anlatan satırlardan bir tanesi.
Tabii bu satır bir soruyu da beraberinde getiriyor: “Acaba Anais, Murat’ta ayrıldığında neler düşünmüştü?”
Kim bilir, bakarsınız Zeynep Göğüş bir gün gelir Anais’in de romanını yazar koyar önümüze.


.jpg)



