Yazar kitaptaki ilişkinin doğruluğunu ya da yanlışlığını sorgulamıyor. Bu enkazın ardından ortaya çıkan sorularla ve sorunlarla ilgileniyor.
Kate Elizabeth Russell’ın yazdığı Kara Vanessa’m on beş yaşındaki Vanessa ve kırk iki yaşındaki edebiyat öğretmeni Strane arasında yaşanan obsesif ve toksik bir ilişki etrafında dolaşarak bunun bir cinsel istismar vakası olup olmadığını suç, mağduriyet, kabullenme, rıza gibi sorularla çevreliyor ancak esas mesele olan sistemin bütünüyle hesaplaşma gerekliliğine ise neredeyse hiç değinmiyor.
“Strane’le tanıştığımızda ben on beş, o kırk iki yaşındaydı, aramızda neredeyse otuz yaşlık, mükemmel bir fark vardı. O zamanlar bunu farklı biçimde, mükemmel olarak tanımlıyordum. Bunun içindeki matematiği seviyordum; yaşımın üç katı. Onun içine benden üç tane sığdırdığını hayal etmek ne kolaydı; biri beyninin, diğeri kalbinin etrafına dolanmış, üçüncüsü sıvı hâle gelip damarlarında dolaşmaya başlamış. Browick’te zaman zaman öğretmenlerle öğrenciler arasında aşklar yaşanabildiğinin bilindiğini fakat o böyle bir şey yaşamadığını çünkü benden önce hiç böyle bir arzu duymadığını söylemişti. Aklından böyle bir düşünce geçmesine sebep olan ilk öğrencisi bendim. Bende bu riski göze almayı değer kılan bir şey vardı. Onu kendime çeken bir büyüm vardı. Onun için yaşımın bir önemi yoktu. O her şeyden çok zihnimi seviyordu. Deha seviyesinde bir duygusal zekâya sahip olduğumu, bir deha gibi yazdığımı, benimle konuşabildiğini, sırlarını benimle paylaşabildiğini söylüyordu. Derinliklerimde, kendi içinde gördüğü, karanlık bir romantizm olduğunu söylüyordu. Benimle karşılaşana kadar hiç kimse onun içindeki karanlık parçayı anlayamamıştı.”
Kate Elizabeth Russell’ın yazdığı, Özge Onan çevirisiyle İthaki Yayınları’ndan çıkan Kara Vanessa’m kitabındaki bu alıntıda geçen “karanlık” nitelemesi, yazı boyunca kafamızdan eksik etmeyeceğimiz anahtar kelimemiz olsun. Çünkü bu niteleme, karakterin otuz iki yıllık hayatının on yedi yılını kâbusa çeviren olaylar silsilenin ve bunun müsebbibi olan kişinin en büyük silahı olarak sürekli karşımıza çıkacak. Doğu Maine doğumlu yazar Kate Elizabeth Russell, yüksek lisansını Indiana Güzel Sanatlar’da, yaratıcı yazarlık doktorasını da Kansan Üniversitesi’nde tamamlamış. Kara Vannesa’m Russell’ın ilk kitabı. Yazar kitabında bir öğretmenle öğrencisinin arasındaki, yakınlaşmadan çok öteye geçip obsesif bir ilişki hâline gelmiş süreci ve sonrasını anlatıyor.

Strane’in karanlık zihni
Aslında mevzu bize hiç de yabancı değil. Kabaca özetlersek: On beş yaşındaki Vanessa Wye, daha iyi bir gelecek için lisede Norumbega bölgesinin en prestiji okulu Browick’ten bir burs kazanır. Henüz ergenliğinin başında, Browick gibi ‘havalı’ bir okulda bursu okumak elbette büyük iştir. Ancak Vanessa’nın içine kapanıklığı, kolay arkadaş edinememesi, dış dünyaya karşı olan kayıtsızlığı, onu bu özgür sayılabilecek yaşantının dışında tutar. Vanessa da her “karanlık” ergen gibi vaktini ya kitaplara gömülerek ya da yazı yazarak geçirmeye başlar. Edebiyata duyduğu bu ilgi, İleri Seviye Amerikan Edebiyatı dersi öğretmeni Jacob Strane’le muhabbete başlayınca farklı bir konuma gelir. Strane’nin diğer öğretmenlere benzemeyen tavırları, “karanlık” zekâsı, bilgisi ve kendisine karşı yakınlığı Vanessa’da Strane’e karşı “tanımlanamayan” bir ilgi duymasına sebep olur ve ikili günler ilerledikçe adı konulmamış bir birliktelik yaşamaya başlar. Zamanla araya “temas” girer. Temas cinsel ilişkiye dönüşür. Vanessa’nın Strane’in etrafında pervane olması, Strane’nin de ona karşı hissettiklerini artık boş vermesi diğer öğrencilerin dikkatini çeker ve olay bir dedikoduyla birlikte okul koridorlarında yankılanmaya başlar. İş iyice büyür ve yönetime kadar gider. Okul yönetimi bir duruşma yapmaya karar verir. Burada “karanlık”, bu kez Strane tarafından devreye sokulur. Olay açığa çıkarsa Strane’in akıbeti malumdur. Bu yüzden Strane, Vanessa’dan bunu basit bir “öğrencinin öğretmene karşı duyduğu aşk hikâyesi” olarak anlatmasını ister. Çoktan Strane’nin prangaları içine girmiş olan Vanessa da hepsini harfiyen okul yönetimine iletir. Böylece Strane paçayı kurtarır, Vanessa ise ailesi tarafından okuldan alınır ve onun için yepyeni bir hayat başlar.
“Aşk için ölmeli aşk…”
Vanessa liseyi ailesinin yaşadığı, Browick’le alakası olmayan dağlık bölgede bitirip Atlantica Üniversitesi’ne girer. Burada bol bol ‘duman’a boğulur, sarhoş takılıp partiler. Kısaca dağılmış bir ergenlikten çıkıp kendisini hazır bekleyen darmadağın gençliğe adım atar. Bu arada Strane’le olan ilişkisi ve Strane’in onun üzerindeki etkisi hâlâ devam etmektedir. Aradan yıllar geçer. Tarihler 2017 yılını gösterdiğinde, istismara uğramış kadınlar yavaş yavaş ortaya çıkıp kendilerine ölümden beter bu hissi yaşatanları afişe etmeye başlar. Taylor Birch adındaki genç bir kadın önderliğindeki bu hareket sosyal medyada çığ gibi büyür ve Strane’in de birçok öğrenciyi istismar ettiği ortaya çıkar. İşin ucu Vanessa’ya da dokunur ve o, kendini sorularla dolu bir girdabın içinde bulur. Diğer kızlar istismara uğradıklarını bas bas bağırırken Vanessa ısrarla Strane’nin “ona taptığını”, yaşadıklarının bir cinsel istismar vakası olmadığını, tüm olan biteni kendisinin kabul ettiğini söyler. Ancak bir yandan Strane’e karşı olan tarifsiz bağımlılığı yüzünden onu anlamsızca savunurken diğer yandan da on yedi yıl boyunca yaşadığı şeyin ne olduğu konusunda da kendini sorgulamaya başlar. Bu sorgu sırasında da Strane’nin, onu hem zihnen hem de fiziken nasıl ele geçirdiği acı tecrübelerle birer birer su yüzüne çıkar.
“Yaşananlar tamamen kurgudan ibaret” ama neden?
Kara Vanessa’m taslak olarak bir cinsel istismar vakasını ve onun beraberinde getirdiği yıkımı ele alıyor, evet, doğru. Ancak öğretmen-öğrenci ilişkisi soyut veya somut anlamda her zaman yaşanmış, bundan sonra da yaşanmaya devam edecek. Bu yüzden yazar da böyle bir ilişkinin doğruluğunu ya da yanlışlığını sorgulamıyor. Bu enkazın ardından ortaya çıkan sorularla ve sorunlarla ilgileniyor. Yaşananların ardından nasıl bir travma meydana gelir? Olayda rıza var mı yok mu? Varsa nerede, neye göre başlar? Fail kimdir? Mağdur kimdir? En önemlisi tüm bu yaşananlar suç mudur? Bunlar kitap nezdinden çıkarak da cevaplanması elzem sorular. Yani yazarın ekstradan yaptığı bir şey yok. Vanessa’nın yaşadıklarını bol bol tekrara düşerek anlatmasını ve gereksiz uzatmasını da karakter üzerindeki travmanın kalıcı yıkımının kendini sürekli hissettirmesi olarak yorumlayalım. Ancak kitabını “hikâyeleri duyulmayan, anlaşılmayan ya da anlattıklarına inanılmayan gerçek hayattaki Dolores Haze’ler ve Vanessa Wye’lar”a adayan yazarın, o “hikâyelerin” duyulması için önce sistemin bütününün değişmesi gerektiğine neredeyse hiç değinmemesi kendi içinde bir paradoks yaratıyor. Bir de henüz kitabın ilk sayfasındaki, “Kitapta yaşananlar tamamen kurgudur, benim başıma böyle bir şey gelmemiştir,” minvalindeki yazıyı neden yazdığına dair de bir açıklama getirseymiş fena olmazmış ama neticede takdir elbette okurun…






