Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

29 Ağustos 2023

Öykü

Bahçenin En Kör Tarafına Gel

Tuba Aydın

Paylaş

6

3


İyi ettik iyi, iyi ki bu gece vakti seni odandan alıp çıkardım. Biraz da gecelerin yanağından makas alalım de mi? Hadi bakalım, azıcık da hasta bakıcılar olmadan yürü bu hastane bahçesinde. Mis kokulu begonvillerin arasında. Son günlerde iyice yalnızlaştıydın zaten. Midene boşalttıkları o on kutu hap, epeydir yalnızlık arsızı yapmıştı seni.

Bahçenin en kör tarafındayız, senin odanın penceresinin altında. Gel, şu bankta biraz soluklanalım. Hem, ıslak da değil zaten. Sağ olsun, yeni başhekim bu bankların hepsinin üstüne tente monte ettirmiş. Aysel! Bu zamanda böyle devlet memuru az bulunur. Maşallah adam çalışıyor; hastaneyi iki ayda adam etti. Fakat ne hikmetse, bahçenin bu cephesindeki zifiri karanlığa eli bir türlü değmedi. Ledli, ledsiz, sağır-dilsiz bir tane lambayı ağaçların ötesine, berisine dolayıvermedi. Fark ettin mi, gecenin bu saatinde bahçenin diğer tarafları Paris, bu tarafı Afganistan sokaklarının peçesi ve mayını gibi sanki. Ama seviyorum burayı, hem de çok. Çünkü hastanenin, senin soluğuna bu kadar yakın olduğum başka bir cephesi yok. Her ne kadar yatağından kalkıp odanın penceresine doğru yürümesen de, yüzünü bir kez olsun göstermesen de gönlümü tesellli eden tek yer burası.

Biliyor musun, ben her gece buradayım. Senin odandan sızan ışığı seyretmek için, cebimdeki Samsun paketini bitirmek için bu körlükteyim. İpin ucunu kaçırıp da paket sayısını ikiye çıkarıverdiğim zamanlar çok oluyor. Sonra gelsin öksürükler. Böyle durumlarda senin alt katındaki, ya da yanındaki odaların pencerelerinden birkaç kafa aşağı sarkıp, öksürüğün kaynağını arıyorlar. Tüm bahçeyi gözleriyle tarıyorlar, fakat bu kör karanlıkta beni fark etmeleri güç. Ben onları görüyorum da onlar beni...

Aaa, bak Aysel yalnız değilmişiz bahçede. Bizim şu emekli vali de burada. Deminden beri şu bankta oturuyormuş da haberimiz yok. Sessiz adam, nasıl da fark ettirmedi kendini. Allah’tan bir iki öksürdü de öyle hissedebildik varlığını. Al işte, gecenin bu saatinde bizim gibi bir aklı evvel daha!

Aysel! Vali beyin ismini hatırlayamadım. Kâmil miydi, Kemal miydi neydi? Efendim? Sen de mi hatırlamıyorsun? Doğru canım, sen nereden bileceksin? Odandan çıktığın mı var? Onu bir nebze de olsa, senin ziyaretlerine gele gele bir tek ben tanıdım. Oldukça tuhaf bir adam. Ne yiyip ne içer de böyle Demirel mirasyedisi gibi dolanır ortalıkta anlamış değilim. Adamı ne zaman görsem, üzerinde hep aynı takım elbise ve fötr şapkası var. Yatağa da mı böyle giriyor acaba bu adam? Tuhaf. Hele bir de yanında iki-üç kelam etmeye kalk; seni alıp bambaşka zamanlara sürükleyiverir. Makam mansıplı günlerinden kesitler biler kesik kesik. Cümleleri yarı akıllı, yarı deli. Anlatırken gözleri sulanır durduk yere. Sonra yanakları solar, onları soldurur pat diye. Bu esnada avuçlarıyla sol tarafını örter; sanki kalp atışlarını duymadığımızı zannederek.

Geçende yine böyle seni ziyarete geldiğim bir vakitte, ansızın karşıma dikiliverdi vali bey. Sigara uzattım, almadı. Mesai sırasında içmezmiş. E peki müsaadesi olursa ben içeceğimi söyledim. Eyvallah. Sonra başladı anlatmaya. “Aysel!” dedi ha bire. Aynı benim sana dediğim gibi. “Aysel!”le ördü cümlelerini, “Aysel”le nakışladı nefes alış verişlerini. Ara sıra ellerini adeta gergef yapıp, içine “Aysel” işledi. Vay anasını, aynı benim yaptığım gibi.

Bak görüyor musun, onun karısının adı da Aysel’miş. Köyden alıp getirmiş onu. Çocukluktan yavuklusu, bi şeysiymiş. Vakti zamanında çok sevmişler birbirlerini. Tıpkı bizim senle mısır tarlasında bakıştığımız gibi onlar da tütün tarlasında bakışmışlar uzunca bir süre. Fakat vali konaklarında, protokol masalarında o bakışmalar pek yürümemiş. Vali bey, Aysel acaba Ankara’ya, topuklu pabuçlara, ruja, boyaya alışır mı, diye uzun bir süre bakmış etmiş de, vaziyet olacak gibi görünmemiş bir türlü. Aysel’in odun taşımaktan çöken omuzları vatkalı gömlekleri taşımamış. Ot yolmaktan nasırlaşan elleri çatalın, bıçağın servis tabağındaki yerini bir türlü öğrenememiş. Aysel’e bi’ değişik gelmiş bu kodaman adetleri. El içine yırtmaçlı etekle çıkmayı aklı almamış bir türlü.

“Bakan gelince seninle el sıkışacak. Sakın elini bir anda geri çekme!”

“Aman ha broşlarına, takılarına dikkat et. Her yerde aynı aksesuarla milletin önüne çıkarsan, durduk yere gazetelere çıkarız. Sonra işin yoksa uğraş dur!”

“Offf! Aysel bağırarak konuşma. Burası köy yeri değil artık. Kibar ol, hanımefendi ol! Ol işte ol!” laflarını duymaktan Aysel’e gına gelmiş. Sadece bunlar değilmiş mesele: Aysel’in vilayet konağının bahçesine kurduğu tarhana kazanı da dert olmuş, kurusun diye balkona serdiği dolmalık biberler de.

Olmamış, yürümemiş bir şeyler. Aysel tepinmiş, ağlamış, törpüsü bir şeye benzemeyen tırnaklarıyla duvarları tırmalamış. Fakat dertlerinden bir gramını bile anlatamamış protokol adamına. Vali bey Aysel’i köye geri göndermemiş ama bundan sonra da hiçbir yerde onunla yanyana olmamış. Eşsiz gitmiş yurtiçi, yurtdışı seyahatlere. Semra Özal’ların Rahşan Ecevit’lerin onurlandırdığı açılışların, kokteyllerin sırma saçlı, badem bıyıklı müzmin bekarlarından oluvermiş artık. Biryantinli saçlar ve dalyan gibi boyla bürokrasinin ‘bekar’ı olmak kolay değildir. Vali beye de kolay olmamış zaten. Bundan sonrasında hayır diyemediği bir sürü kadın sarmış etrafını. Kaldığı otel odalarına sarışınlar, esmerler, terfi bekleyen memureler gelip konmuş sırasıyla.

İlk zamanlar, Acaba Aysel fark eder mi olanı biteni, diye vali beyde epey bir telaş olmuş. Fakat bakmış Aysel her zamanki sakinliğinde buğday eriştesi yapıyor, bahçedeki yabani otları yoluyor, oh korkulacak bir şey yok demiş kendi kendine. Halbuki kadın kısmı anlamaz mı erkeğinin gömlek yakalarına sinen ucuz parfüm kokusunu, başka tenleri tanıyan duruşunu? Aysel’in kalbi çok şey demiş de, dudaklarına iletememiş bu illeti. Kanı tutulmuş, göğüsleri mosmor kalmış Aysel’in. Bundan sonrasında son sözü doktor söylemiş sadece. “Kan kanseri. Altı ay ya yaşar, ya yaşamaz...”

Vali beyin kafasına o zaman dank etmiş bir şeyler ama artık her şey için çok geçmiş. Aysel’i hastanenin kuzey cephesine düşen odanın birisine çoktan yatırmışlar zaten. Ağzına, burnuna maskeyi, kollarına serumu çoktan bağlamışlar. Bu şeylerin adına kemoterapi deseler de, vali bey buna “Karadelik” demiş: Çekimine yenildiği için, içi içini yiyip bitirdiği için, aslına bakılırsa sadece Aysel’in değil, Vali Bey’in de saçlarını tel tel döktüğü için.

 Vali bey, Aysel’inin ziyaret saatlerini, doktorların, hemşirelerin isimlerini, başhekimin kendisine karşı teveccühünü elifi elifine not etmiş bir yerlere ama, gerisini getirememiş bir türlü. Her seferinde Aysel’in odasının kapısına kadar gelip, kapıyı tıklatamadan gerisin geri dönmüş. Aysel’in kanserli ellerine, son demlerine küçük buseler kondurmak için can atan kalbini her seferinde durdurmuş. Hastane duvarının bir köşesine sırtını dayayıp, sigara tüttürmekle yetinmiş sadece. Çoğu geceler makam şoförü de eşlik etmiş ona, birlikte hastane bahçesinin en kör tarafına gidip Aysel’in ışık yanan odasını seyretmişler. Hasta bakıcıların odanın içerisinde hop oturup, hop kalkışlarını görmüşler de, bir kez olsun Aysel’in yatağından kalkıp, pencereden dışarı baktığını görmemişler. Aysel hiç seyretmemiş bahçenin körlüğünü, hiç inmemiş aşağıya. Ondan herhalde, vali bey gece gündüz Aysel’in gözüne gözükmeden gönlünce(!) dolaşmış bahçede. Dört aylık süre zarfında bahçede vali bey tarafından adımlanmadık yer kalmamış. Beşinci ayda ise “Aysel görür mü ki?” endişesi vali beyin zihninde komple silinip gitmiş. Aysel’in odasının ışığı sönmüş çünkü çoktan. Cenaze aracı hastane önüne yanaşmış bile. Bundan sonrasında morgda bekleyişler, “Mevtayı nasıl bilirdiniz?” ler gelecekmiş peşi sıra. Ancak daha fazlasına yüreği dayanamamış artık vali beyin. Gelmemiş cenazeye, kabul etmemiş taziyeleri. “Değerli valimizin muhtereme eşleri bugün öğle namazına müteakip” anonsunu duyduğu sırada var gücüyle kulaklarını tıkamış. Sonra çığlığı duyulmuş bir müddet, bahçenin en kör tarafındaki bir ağaç kütüğünün üstünden. Saatlerce bağırmış çağırmış, protokol kurallarını ömründe ilk kez hiçe sayarak. Ama ne çare? Giden gitmiş, olan olmuş zaten. Tütün tarlasında kül olup bittiğini zannettiği aşk, meğer nice Samsun paketleriyle devam edecekmiş de, vali bey bunu anca fark etmiş.

Efendim? Öyle diyorsun demek? Doğru Aysel, saat yarımı geçmiş. Ama dur gitmeden sana yanımda getirdiğim pençe tokanı vereyim. Çekmecende duruyordu, eli boş gelmek istemedim buraya. Aşkolsun Aysel, niye dalga geçeyim? Merak etme be gülüm, kemoterapin bitince yine uzayacak saçların. Daha ne tokalar getireceğim sana! Aaa, Aysel bak! Vali bey şimdi bizim bu tarafa doğru geliyor. Deminden beri kendisinden bahsettiğimizi hissetti mi acaba? Biraz sinirli görünüyor sanki.

Aysel, bu adam bana “Vali Bey!” diye sesleniyor, duyuyor musun? Tövbe, tövbe. İyice sapıtmış demek ki bu adam. Allah Allah! Aysel bir şey söylesene. Şimdi de kolumdan tutup götürmeye çalışıyor. Bırak kardeşim, ben karımı ziyarete geldim buraya. Ayseeel! Bir şey söyle Ayseeel!

***

 “N’oldu bana? Rüya mı gördüm ben? Ben niye bu hastane odasında yatıyorum? Beni yatağa mı bağladınız siz? Aysel nerde? Hemşire dikilme karşımda öyle! Bi şey söylesene bana?”

 “Aa uyandınız mı vali bey? Harika. Her şey yolunda. Ben şimdi doktoru arayayım, haber vereyim olur mu? Şu koridorun sonunda olacağım. Beş dakika içinde döneceğim yanınıza.”

 “Ne valisi be? Ben vali falan değilim. Doktor değil, bana Aysel’i getirin. Ne işim var benim burada?”

“Alo! Bana hemen Doktor Murat Yılmaz’ı bağlayabilir misiniz? Alo doktor bey, ben İrem Hemşire. Sizi 301 nolu hasta için aramıştım. Hani şu emekli vali vardı ya, o işte. Evet, maalesef, aynen dediğiniz gibi olmuş doktor bey. Hastabakıcı arkadaşlar emekli valiyi bu gece bahçenin en arka tarafında bulmuşlar. Evet evet, başhekim sabah bu yüzden güvenlik görevlilerini azarlıyordu. Güvenlikçiler iyice zıvanadan çıktı doktor bey. Gece vardiyasını Youtube’larla geçirmekten başka bildikleri bir şey yok. Geçen gece ben de fark ettim. Hastalardan biri sürgülü kapıyı çekip, az daha kaçıyordu. Ben bağırmasam ruhları duymacaktı. Efendim? A evet, laf nereye gitti, kusura bakmayın doktor bey. Sizin de işiniz başınızdan aşkın. Hastamız mı? İyi şimdi, gece vakti o dondurucu soğukta kalmış olmasına rağmen turp gibi maşallah. Az önce uyandı. Fakat yine abuk subuk konuşuyor. İşte ‘Ben vali değilim, Aysel’i istiyorum’ falan. Hı hı, tamam doktor bey. Siz gelene kadar. Tabi efendim, ben hallederim. Size de teşekkürler.”

 “ Vali Bey! Maşallah yine çok dinç görünüyorsunuz. Doktor beyle konuştum, birazdan burada olacak. Siz açsınızdır şimdi. Yiyecek bir şeyler isteyeyim size, olur mu?

 “Aç falan değilim. Beni çıkarın buradan. Aysel’e götürün. Anlamıyor musunuz be?”

 “Hımm. Derin bir nefes almaya ihtiyacımız var sanırım. Hadi en iyisi biz sizinle tekrar bir alıştırma yapalım. Şu yanınızdaki komodinde duran resim çerçevesini uzatabilir misiniz bana? Süper, harika! Vali Bey, biliyorum canınız sıkkın ama elimdeki şu resme birkaç dakika bakabilir misiniz? Kim bu kadın?”

“?”

“Hatırlayamadınız mı? Cık mı? Hafızamızı tekrar canlandıralım o zaman. Fotoğraftaki bu kadın, her hafta cuma günü mezarını ziyaret ettiğiniz karınız Aysel. Bu fotoğrafın çekildiği yer, Tokat’taki vali konağı. Peki fotoğrafta karınızın yanında duran adam kim?”

“Ha? Kim o namussuz herif, benim karımın yanında duruyor?”

“(Hah hah hah) İlahi vali bey. Sizsiniz tabi ki. Başka kim olacak? Peki söyleyin bakalım. Sizin adınız neydi? Kâmil miydi, Kemal miydi?”

YORUMLAR

Ayşegül Yolcu

Bende o bahçe de olmak isterdim hemde kör yanında

4 Eylül 2023

Etka Curkus

👏🏻👏🏻

4 Eylül 2023

Etka Curkus

👏🏻👏🏻

4 Eylül 2023

Öne Çıkanlar

Art Nouveau Eserlerinin Vazgeçilmezi Ç..Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Toprak Işık

14 Mayıs 2025

Anlam Kazandırmak ya da Anlamsızlığa K..

İnsanlar yüzlerce yıldır hayatlarına anlam katma arayışı içindeler. İsviçreli yazar Peter Stamm’ın, Gece Mavisi Bir Saatte adlı eserini Ufuk Tonka Türkçeleştirmiş ve Tudem markası altında yer alan Delidolu Yayınları ülkemiz okuru i..

Devamı..

Ölümle Randevumuz Var

Cüneyt Ayral

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024