Böcek R137 Başböcek tarafından çağırıldığını öğrenince paniğe kapıldı. Daha önce hiçbir lider böcekten davet almamıştı. Bir saat sonra, makam yuvalarının o en görkemlisinde hazır ve nâzır bulunması gerekiyordu. Gitmemesi ya da çağrıyı sorgulaması gibi demokratik seçenekler söz konusu değildi; Başböcek’in emirlerine direnmenin tek, kaçınılmaz yaptırımı, ağır bir kayanın altında ölünceye, daha doğrusu paramparça oluncaya dek yavaş yavaş, çatır çutur ezilmekti. Çok sayıda böcek bu korkunç cezaya çarptırılmıştı tarih boyunca… R137 kendi halinde bir hayvandı; kimseye zararı dokunmazdı; yine de çoğu zaman çevresindekilere yaranamaz, davranışlarının, tercihlerinin yeterince sinsi, böceksi, karmaşık ve dolambaçlı olmamasıyla suçlanırdı sık sık. Buna karşın kazasız belasız üç yaşını tamamlamayı da her nasılsa başarmıştı. Dünyanın en mutlu haşeresi değildi ama pek çok böceğe dersini verebilecek, hatta belki de kuramını oluşturabilecek seviyede deneyimlemişti böceksi mutlulukla hazzı.
Böceklikten şikâyetçi sayılmazdı. Örneğin zürafa ya da insan donunda yaratılmayı dilemezdi hiç. Hoş, yaratılmış olsa, zürafa ya da insanlıktan da yakınmaz, sözgelimi, keşke bir böcek olsaydım diye hayıflanmazdı. Teslimiyetçi, kolay kabullenen, belki de bilgece bir karaktere sahipti. Hatta diyebiliriz ki, hiç yaratılmasa, buna da pek uzun boylu itiraz etmez, alınyazısını kolaylıkla kabullenerek uygun görüldüğü hiçliğe doğru herhangi bir şey düşünmeksizin, acı da hissetmeksizin ağır ağır uzaklaşırdı. Varlıkla yokluk, sinek olmakla balina olmak arasında fark göremiyordu ne yapsa. Yeri geldiğinde birkaç yakın arkadaşına bu ayrıksı düşüncelerinden söz ettiğinde şiddetle yadırganmış, konuyu açtığına açacağına bin pişman edilmişti. Bir kısım arkadaşı haşerelikten son derece memnunken, başka bir hayvan familyasına dahil bulunmayı kesinlikle aşağılayıcı bir şey olarak görürken, kimi de, sözgelimi insan veya dev gibi genç ve mesut bir ayı olmak dururken, kalkıp da ufacık bir böcek suretinde görünmenin dayanılmaz bir işkence, korkunç bir talihsizlik sayılması gerektiğini varsayıyordu nedense.
R137’nin anne ve babası çoktan ölmüştü; hiç kardeşi de yoktu. Aklı başında, iyi yürekli, sıradan ebeveynlerdi onunkiler. Yetişkinliğe ulaşana dek büyük bir özenle bakmış, her zaman sevmişlerdi biricik yavrularını. Gece gündüz çalışmış, klana yararlı olmuş, düşmanlarına azami derecede zarar vermiş, her seçimde oy kullanmış, vergilerini zamanında tam olarak yatırmış, hiçbir hemcinslerini öldürmemiş, emr-i hak vaki olunca da huzur içinde, evlatlarına yük olmadan vefat etmişlerdi kısa bir arayla. R137 inatla evlenmediği, düzenli olarak kimseyle çiftleşmediği, görüşmediği, kardeş sahibi de bulunmadığı için yapayalnız kalmıştı şu loş, nankör mü nankör böcek âleminde. Kendisi dışında kardeşten yoksun tek böcek tanımıyordu. Çok tuhaf bir durumdu bu gerçekten de. Böceklerin ne derece doğurgan mahlûklar olduğu, yavrulayacakları zaman tavuklar ya da devekuşları gibi tek bir yumurtayla asla yetinemedikleri zoolog olmayan okurlarca dahi bilinen basit bir gerçekliktir.
Lider M616 kuşkusuz zalim bir başböcekti. Daha önce hiçbir liderin vermediği kadar çok sayıda idam hükmü vermiş, vermeye de aynı kararlılıkla devam ediyordu. Liderlik kariyeri boyunca herhangi bir suçlu böceği bağışladığı ya da cezasını biraz olsun hafiflettiği görülmüş işitilmiş değildi. Güçlü bir klan ve böcek olmanın biricik yolunun, en katı disiplinden, acımasızlıktan, kimseye zerre kadar taviz vermemekten geçtiğine yürekten inanıyordu. Anlayamadığı, bu kadar sert davranmasına karşın suç oranlarının her yıl biraz daha artması, ezilme gibi bir böcek yönünden akla gelebilecek en ağır cezanın bile suçlu adaylarını yıkıcı eylemlerinden vazgeçirmeye yetmemesiydi. Bir ara, konuyu sosyolog ve filozof unvanına sahip seçkin birkaç böcekle tartışmayı aklından geçirmişse de, büyük olasılıkla ne diyeceklerini tam olarak anlayamayacağından, kullanılacak terminolojiyi bile yadırgayacağından korkuyla, haklı olarak da kuşkulanınca, bu demokratik niyetinden caydı; işleri gene kendi bildiği gibi, gaddarca yürütmeye karar verdi; belki de istatistik bilimciler kendisine ustaca komplo kuruyor, suç oranları konusunda onu utanmazca yanıltıyor, hatta onu yumuşatmak, sonunda da sevecen bir böcek kral haline getirmek istiyordu. Başböcek böyle densizliklere, sahtekârlıklara hiç mi hiç katlanamazdı; belki de istatistik uzmanlarının birkaç tanesini derhal idam cezasına çarptırmalı ya da daha iyisi gizlice zehirletmeliydi; o zaman sağ kalanlar gerçek, mantıklı bilgileri liderlerine bir an evvel ulaştırmalarının kendileri yönünden en hayırlısı olacağını kolaylıkla kavrardı.
R137’nin yalnızca yirmi dakikası kalmıştı artık. En yüksek makama böyle paldır küldür, hiç hazırlıksız neden çağırıldığına dair inandırıcı bir tahminde bulunamıyordu. Gerçi ideal, Başböcek’in takdir edeceği, halka örnek göstereceği türden bir böcek değildi. Zaten bunu istemezdi de. Neye mâl olursa olsun, yalnızca kendine benzemekten, bildiğince yaşamaktan asla vazgeçemezdi. Davranışları yeterince böceksi değilse değildi, kim, hangimiz yeterince mükemmeldik ki zaten? Başkalarının gözüne girmek, örneğin memuriyette ya da ticarette hızla yükselmek, diğer böceklerin kıskançlıktan o iğrenç antenlerini birbirine öfkeyle sürtmelerine neden olacak yüksek konumlara tırmanmak zorunda değildi. Sırf sefil bir böcek olduğu için pislikten, kömür ve tozdan, kötü kokulardan, rutubetten, karanlıktan, gölgelerden beslenmek, zevk almak, antenleriyle bacaklarını sürekli, hoşnutlukla kıpırdatmak zorunda da değildi. Her gün işe gidiyor, yasalara saygılı davranıyor, duvarlarda, yerlerde, insanlarla diğer tehlikeli hayvanların kendisini göremeyeceği kuytu köşelerde böcekliğinin gereğini elinden geldiğince yapmaya çalışıyordu. Hiç kimsenin, kendisinden bundan fazlasını ya da farklısını beklemeye hakkı yoktu. Örnek bir böcek olmayı umursamıyordu; bununla gurur duymayı da çok saçma buluyordu.
Zorunlu ziyarete beş dakika kala klanını terk etmeye karar verdi Böcek R137. Başına gelmesi kaçınılmaz felaketleri göze aldı. Onurunu ayaklar altına almayacak, o hain, alçak böceğe hesap vermeyecek, hatta onunla muhatap bile olmayacaktı. Gün ışığının egemenliğindeki sokaklara atacaktı savunmasız bedenini; belki bir kedi, belki arsız bir kuş tarafından saniyeler içinde kimse fark etmeden yenilip yutulacak, üç yıllık uzun, çileli ömrünü canlı bir yem olarak sessizce noktalayacaktı. Muhtemelen kurumuş kanlarla kaplı bir kayanın altında, tümüyle masum bulunduğu halde yavaş yavaş ezilmektense, dost bir organizmanın kahvaltısı ya da öğle yemeği oluvermek çok daha mantıklıydı. Bu avutucu düşünceyle minik başını yuvasından dışarı çıkardı. Araç trafiğinin dayanılmaz gürültüsünü zihninden uzaklaştırmaya çabalayarak, güneşin altında kavrulmuş kaldırımın üzerinde ufacık adımlarıyla ilerlemeye koyuldu.






