Erkeklerin ön plana çıktığı ya da baskın olduğu dönem edebiyatında, kadınları başkarakter hâline getiren Derviş, olay akışlarını da okurları şaşırtacak şekilde kurgulamış. Aşktan ve erkeklerle tartışmaktan hiç kaçmayan karakterler her anlamda özgürlüğü kovalıyor.
Gazeteciliğiyle, politik tavrıyla ve kadın hareketlerinin Türkiye’deki işaret fişeği olmasıyla tanınan Suat Derviş röportajlarında, yazılarında, hikâyelerinde ve romanlarında hep kadınların yaşadığı açmazları ele aldı.
Metinlerinde sıradışı ya da akıntıya karşı kürek çeken kadın karakterler yaratan Derviş aşka, hayata ve ilişkilere bakışını bu karakterler aracılığıyla okurlara yansıttı.
1930-1938 arası kaleme aldığı ve "Daktilo Nebahat" başlığı altında toplanan öykülerinde Derviş, bahsi geçen karakterlere yer veriyor. Mücadeleci, hayatı ve aşkı sımsıkı kavrarken eleştirel ve sorgulayıcı tavrından ödün vermeyen kadınlar öne çıkıyor öykülerde.
Hayata karışırken geçmişini yüklenenler
Daktilo Nebahat kadınlık hâllerinin, kadınların toplum içindeki konumunun ve kendisine biçilen rollerin sorgulandığı öykülerden oluşuyor. Mesela erkek şiddetine uğramış bir kadın, kendisine bunu yapanla yüzleşiyor. Tabii travmasının benliğinde açtığı derin gedikle de…
Bir başka karakter ise bir seks işçisi. Çocuğuna yapılan yakıştırmadan dolayı hem hayatı altüst oluyor hem de ruh hâli bozuluyor. Bir diğer karakter ise etrafındaki ahlak bekçilerinden ve onların kendilerine göre oluşturduğu kurallardan sıtkı sıyrılıyor.
Derviş yalnızca belli bir yaşın üzerindeki kadınları değil, çocukluktan ergenliğe giren ve hayata karışırken geçmişini yüklenenleri de anlatıyor. Rezan, tam olarak böyle bir karakter: “Onun bebeklere karşı büyük bir düşkünlüğü vardı. Daha büyüdükten sonra binbir çeşidini almıştı. Ona alınan oyuncaklar içinde en sevdikleri yalnız bu bebeklerdi. Küçük olan selüloitten yapılmıştı. Taştan mamul olanları vardı. İçleri kumaş dolmuşları da ona alınan bebekler arasında mevcuttu. Senelerce ona bütün ev halkı, annesi, babası, büyükannesi, bilhassa amcası, her boyda, her çeşitte, her kılıkta bebekler almışlardı. Ve Rezzan, bu bebeklerle, başka bir şeyle meşgul olamayacak kadar meşgul oluyordu. Biraz daha büyüdü. Hayatı anlayabilecek yaşa geldiği zaman evdeki Çerkez tayaya rica ederek sanki onlar yetişmiyormuş gibi değnekten bezlerle renkli krepelerle ince belli, garip yüzlü Çerkez bebekleri yaptırmıştı.”
Dünden bugüne mesajlar
Derviş’in kadın karakterleri, öyküleri kaleme aldığı 1930’lar için hayli sıradışı ve dirençli. Erkeklerin ön plana çıktığı ya da baskın olduğu dönem edebiyatında, kadınları başkarakter hâline getiren Derviş, olay akışlarını da okurları şaşırtacak şekilde kurgulamış. Aşktan ve erkeklerle tartışmaktan hiç kaçmayan karakterler her anlamda özgürlüğü kovalıyor.
Bilge Bilgen’in ifadesiyle “hiçbir erkeğe, hiç kimseye boyun eğmiyorlar.” Hatta sığıntı gibi görünen, birine muhtaç izlenimi veren karakterler bile kısa sürede kendi kimliği ve kişiliğini ortaya koyuyor. Onlardan biri şöyle diyor “İnanmazsanız Erkeklere Sorun” başlıklı öyküde: “Bazı insanların hepsinin aşağı yukarı birbirinin eşi olduğu inancındayım. Fakat illa ki dünya yüzünde insanları sınıflandırmak, bu buna benzemez, bu bunun eşi değil tamamıyla aksidir demek lazım gelirse... O zaman bence en iyi sınıflama insanlığı ırklara değil, cinslere ayırmak olur. Erkek cinsi... Kadın cinsi… Çünkü onlar, hususiyetleri, gerekleri, zaafları ve kuvvetleri birbirine benzemeyen iki ayrı varlıktırlar.”
"Daktilo Nebahat" başlığıyla okura sunulan öykülerinde Derviş, 1930’lardan günümüze hiç eskimeyen mesajlar gönderiyor. Karakterler ise hâlâ capcanlı ve güncel, hepsi bizi şaşırtmaya devam ediyor.
Daktilo Nebahat, Suat Derviş, İthaki Yayınları, 174 s.






