Buket Uzuner'in Okunmasını Zorunlu Gördüğü Kitaplar
20 Ekim 2019 Liste Kitap

Buket Uzuner'in Okunmasını Zorunlu Gördüğü Kitaplar


Twitter'da Paylaş
0

Gerçekten de, ‘Birgün bir kitap okursunuz ve hayatınız değişir’, ancak eğer 20-25 yaşından küçükseniz! Çünkü normal zekâda bir insan 25 yaşlarından sonra artık kendi düşünce oluşumunu az çok tamamlamış bir canlıdır ve etkilenmeye karşı zihinsel bağışıklık sistemi geliştirmeye başlamıştır. Bu yüzden bizi en çok etkileyen kitap ve filmlerin daha çok yaşamımızın ilk 25 yıllık dönemine denk gelmesi bir tesadüf değildir (bence!). Hayatımızı değiştiren aslında kitap değildir, o kitaptaki bir satır ya da bir karakter, bizde zaten var olan ama bazı nedenlerle karanlıkta kalan bir cevheri, bir sokağı aydınlatır ve biz kendimize dair o vakte kadar farkına varmadığımız bir özelliği (cevher ya da sokak) keşfederiz. Bu nedenle ilk gençliğimizde bizi etkileyen, bize katkıda bulunan o yazarları ve sanatçıları hiç unutmaz, onları kendi gençliğimiz gibi samimiyetle sever ve koruruz. Eğer onların yazdıklarını (yaptıklarını) ileri yaşlarda hâlâ beğenebiliyorsak, onların işleri zaten evrensel klasikler arasına girmiş demektir.

İşte şimdi hayatımı etkileyen bazı kitapları listelerken onları bu gözle değerlendirmenizi isteyeceğim. O zaman değerlerini daha iyi kavramak olasıdır, biliyorum.

***

dostoyevski

Suç ve Ceza, Dostoyevski

Dostoyevski’nin Suç ve Ceza’sı okunmadan iyi okur olunamaz bence. İnsan ruhunun en karanlık derinliklerine cesaret ve incelikle dalan ilk büyük yazarlardandır Dostoyevski. “Shakespeare ve Mevlana daha önce yaşadı ama?” diyenlere yanıtım: Shakespeare eğer roman yazsaydı Suç ve Ceza’yı, Mevlana yazsaydı Don Quijote’yi yazardı olur. Kötülük ve adalet kavramlarını anlamak için de bütün hukukçu, psikiyatrist, asker, polis, siyasetçi ve bilhassa mühendislerin mutlaka okuması gereken başyapıttır bu roman. Hepimiz ‘av ve avcı’nın nasıl kolayca yer değiştirdiğini hayatın içinde hepimiz canımız acıyarak öğreniriz, ancak kimse Dostoyevski’nin Suç ve Ceza’sı kadar iyi anlatamaz artık. Ben dönüp, zaman zaman yeniden okurum.

ince memedİnce Memed, Yaşar Kemal

Nasıl Cervantes’in Don Quijote’un İspanya ve İspanyol edebiyatını anlamak için bir eşikse, Yaşar Kemal’in İnce Memed’i de Türkiye’yi ve edebiyatını anlamak için öyledir. İnce Memed’in koşullarını ve duygu yoğunluğunu anlamadan edebiyatımızın lezzeti kavranamaz. Bugün için konusu artık başka yazarlarca çok tekrarlanmış olsa da İnce Memed (özellikle birinci cildi) zamansız ve siyasi/dinsel sınırsız olarak okunabilecek evrensel bir başyapıttır. Hak/haksızlık, isyan/biat gibi evrensel kavramlarının yerel hikâyede nasıl anlatıldığını hayranlıkla kavrayacaksınız.

doris lessing
Altın Defter, Doris Lessing

Altın Defter yirmili yaşlarda Norveç’te öğrenciyken keşfedip okuduğum ve hayatımı değiştiren o romanlardandır. Romanın kahramanı kocasından boşanıp çocuğuyla yaşam savaşı veren genç yazar Anna Wulf, hem yazar hem de kadın olarak uçurumun dibindeyken son derece gerçekçi biçimde hayatını yeni baştan kurmaya çalışır. ‘Feminizmin, ancak çirkin ve erkek düşmanı kadınların vebası’ olduğu sahte fikrini dünyanın her yanında yayarak yok etmeye çalışanlara inat Altın Defter, ta 1962’de feminizmin kadının insan hakları olduğunu, göğsünü gere gere, aşağılanmaktan, alay edilmekten çekinmeden kabul edişinin bir manifestosudur. Ancak asla kuru, kaba, öykünmeci ve/veya ideolojik söylem geliştirmez. Çünkü Doris Lessing yaratıcı bir edebiyatçıdır ve bizde hâlâ kabul edilmeyen çok önemli bir şeyi söyler: Kadın hakları, insan haklarının ayrılamaz parçasıdır. Nobelsizken de (!) benim çok sevdiğim bir yazar olan Doris Lessing’in 90 yaşında yazdığı son kitabı Büyükanneler de okumaya değer.

virginie woolf

Kendine Ait Bir Oda, Virginia Woolf

Romanları bir yana ama Virginia Woolf benim için ‘Kendine Ait Bir Oda’ hakkını talep ettiği o incecik büyük kitabıyla çok değerlidir. Hem bir bilim kadını hem de yazar olarak hayatımı kazanırken hep karşıma çıkan, “İyi de neden siz kadınlardan bir Einstein ya da Shakespeare çıkmıyor?” alaycı sorusuna, o, daha 20. yüzyılın başında en has yanıtı bu kitabında çoktan vermiştir. Kadın ve edebiyat hakkında bilmek istenilen her şey bu kitapta mevcuttur ve mükemmel bir edebiyatçının sivri kaleminden çıkmıştır. Kısaca, “Eğer Shakespeare’in o kadar yetenekli bir kızkardeşi olup onun gibi köyden kalkıp Londra’ya gitseydi ya tecavüze uğrayacak, ya öldürülecek ya da intihar edecekti,” der Woolf ve o bunu söylerken, alayla soruyu sormuş olanlar ufak ufak ortadan kaçarlar. Tabii bu tipler, Kendine Ait Bir Oda’yı okumamış kadınları bulup onları taciz etmek üzere… Sakın unutmayın Virginia Woolf şöyle seslenir kadınlara: “Para kazanın, kendinize ait ayrı bir oda ve boş zaman yaratın. Ve yazın, erkekler ne der diye düşünmeden yazın!”

sevgi soysalYenişehir’de Bir Öğle Vakti, Sevgi Soysal

Ben bir Sevgi Soysal tutkunuyum. Sevgi Soysal kuşakdaşları, Adalet Ağaoğlu, Leyla Erbil, Tezer Özlü, Sevim Burak, Tomris Uyar, Füruzan gibi birçok değerli kadın yazarımızla beraber beni ve yazarlığımı derinden etkilemiş bir yazardır. Okuduğum bütün kitapları içinde Yenişehir’de Bir Öğle Vakti, bir bakıma hem benim hem de Türkiye’nin 1970’lerindeki ilkgençliğini anlatır. Bu roman içimizden birinin, içimizdeki bir mekânda üstelik o zamanlara kadar çoklukla küçümsenen ve göz ardı edilen düşünen-kadın’ın varoluş sorunlarını, kadının insan olarak zihinsel ve duygusal durumunu samimi bir dille anlatır. Sevgi Soysal yalnız kitaplarıyla değil, kadınlığını yaşayışı, yazarlığı, cesareti ve bütün belalara rağmen yaşam sevinci hatta yaşam oburluğuyla da benim edebi idollerimdendir.

franz kafka

Dönüşüm, Kafka

Böceklerden tiksinseniz, içiniz kararsa da Kafka’nın böceğe dönüşen Samsa adlı karakteriyle anlattığı dönüşüm hikâyesi, aslında bence hepimizin içinde büyük ‘soru’n olarak oturan o kaosu deşer: Aile bir cehennemdir ve biz bu cehennemi bile bile ellerimizle kurar, sonra ondan kurtulmak için çabalar dururuz. Bakın çevrenize, aile seven ve sevmeyen herkes, hepimiz önce kaçsak da sonunda aile kurmak, kurduktan sonra da onun sınırlayıcı koşullarından kurtulmak için çabalıyoruz aslında. Tıpkı bir böcek gibi… Nadine Gordimer’in Kafka’nın Babasından Oğul Kafka’ya mezarından yazdığı muhteşem mektup-hikâyesinde de belirttiği gibi, bütün eksikliklerimizi anne babamıza yani ailemize yükleyerek çabalar dururuz hayatta… İşte ailenin cehennem olduğunun en güzel yazılı keşfini ilk kez Kafka yapmıştır bence. Ha, bu arada ölmeden önce onun da bu kez uzatmalı nişanlısı Milana yerine genç bir İsrailli kızla evlenmek üzere olduğunu da hatırlatmak isterim!


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR