Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

10 Şubat 2020

Öykü

Büyüsü Bozulmuş Dünya

Mehmet Kavuk

Paylaş

25

0


Belki de büyülü olan insandır.

– Hal 9001

Görevli kapıyı tıkladığında şef iç güvenlikten sorumlu binbaşıyla konuşuyordu. Duvardaki ekranın iki üç metre gerisinde ayaktaydı. “Söylentilerin önünü alamıyoruz,” dedi binbaşı. “Yarın akşama kadar rapor vermeliyim. Kahretsin. Nasıl bir saçmalık bu. Hem de kendi içimizde. Sana güvenip güvenemeyeceğimi bilmek istiyorum.” Şef memnuniyetini belli etmemek için kaygılı bir ifade takınmaya çalıştı. Son dört vakada istihbarat yazılımları kendisinden daha iyi iş çıkardığı için fiziki istihbarata gerek kalmadığı düşünülüp görevine son verilmiş, üzerinden iki yıl geçmeden göreve yeniden çağrılmıştı. Sonunda yaptıkları aptalca hatanın farkına varmışlardı işte. “Elbette güvenebilirsiniz binbaşı,” dedi. Bir taraftan pantolonundaki dikişten fırlamış ipi gererek koparmaya çalışıyordu. Binbaşı, “Sorgu kaydını akşama bekliyorum,” diyerek ekranı kapadı. Şef elindeki ipe baktı, kapıdaki görevli geldi aklına. İçeriye girmesini söyledi. 

Görevli kısa bir rapor verdi: “Efendim, tutuklu gözetim altında. Yasadışı bir şey yapmadığını iddia ediyor, eğitimine baktık, kodlama eğitimi almamış. Bu sebeple birimimizin en alt kademesinde çalışıyor. Görevi, kendisine tahsis edilmiş kişilerin konuşmalarını ve mesajlarını dinlemek.” 

Şef görevliye döndü. “Dinleme birimi kapatılmamış mıydı? Yapay zekâlara ne oldu?” “Duruyorlar efendim, yedi yaş ve altı kişilerde yapay zekâ birkaç vakada yetersiz kaldığından o birime iki insan atandı.” Şef bunu duyduğuna sevindi. Henüz yapamadıkları bir şey, diye düşündü. Görevli elindekileri uzattı. “Nedir bunlar?” “Kâğıt efendim.” “Onu biliyorum, üzerlerindekiler ne?” “Semboller efendim.” “Neyle çizilmiş bunlar böyle?” “Elleriyle yaptığını söylüyor.” “Boya mı kullanmış?” “Laboratuvar analizinde grafit çıktı efendim.” “Ne anlama geliyorlar peki?” “Ön sorguda basitten karmaşığa doğru sıraladık, en üstteki semboller ismi anlamına geliyormuş.” “İsmini mi kodlamış?” “Evet efendim.” “Şifreli mi peki?” “Hayır efendim, Hal 9001’in çözemediği birkaçı dışında hiçbirinde şifreleme yok.” Şef bir an durdu, sembolleri inceledi. Düşünceli bir sesle mırıldandı: “Bizi ilgilendiren şifreliler.” Başını kaldırdı, sesini yükselterek, “Kodlama bilmeyen bir kişi Hal 9001’in çözemediği şifrelemeyi nasıl yapabilir peki?” diye sordu. “Onu anlamaya çalışıyoruz efendim, Hal’in dili anlaması dört nano saniye sürdü ama bahsettiklerim üzerinde,” ekrandaki saate baktı, “otuz yedi saattir çalışıyor, sese çevirdi ama bir anlam veremedi, deli saçması şeyler olabilir tabii.”

“Yine de işimizi şansa bırakamayız. Nasıl yaptığını görmek istiyorum. Buraya getirin.” Görevli çıkınca ayağa kalktı, Kiri’ye yeni bir müzik bestelemesini, sesi biraz kısmasını, ayrıca eve geç geleceğini bildirmesini söyledi. Pencereden bakarken kapı çaldı. Görevli yanında tutukluyla içeri girdi. İnce yapılı, bıyıklı biriydi. Giyimi de demodeydi. Kot pantolonun üzerine kazak giymiş, gömleğinin yakasını dışarıda bırakmıştı. Saçları sağa taralıydı. Bu haliyle siyah beyaz bir fotoğraftan çıkmıştı sanki. Şefe adamın yüzünde alaycı bir gülüş var gibi geldi. 

Tutukluya, “Oturun lütfen,” dedi. “Niçin burada olduğunuzu biliyorsunuz.” 

“Evet biliyorum,” diyerek karşılık verme gereği duydu tutuklu. Bir parça kâğıdı ve grafiti önüne koydular. Şef, tutukluya döndü, “Nasıl yaptığını görmek istiyorum,” dedi. Tutuklu, “Ne yapmamı istiyorsunuz?” diye sordu. Şef, “Önce şundan başlayalım,” diyerek elindeki kâğıdı gösterdi. Tutuklu grafiti aldı, baş, işaret ve orta parmakları arasına sıkıştırdı, çizmeye başladı. 

Benim 

Adım

Turgut

Şef dikkatlice bakıyordu, el becerisi bu seviyede birisini daha önce görmemişti. Görevli, “Eskiden haberleşmede kullanılan böyle bir yöntem varmış efendim,” diye belirtti. “Ne haberleşmesi? Devletin birimleri arasında mı?” “Daha çok şahıslar arası efendim. Hal her sesin bir sembolü olduğunu, gönderilecek mesajın bu sembollerle kodlanıp gönderildiğini, alıcının da herhangi bir aygıta ihtiyaç duymadan, tutuklunun tabiriyle söylüyorum, okuduğunu söyledi.” “Okumak mı?” “Evet efendim. Bulduğu sisteme de yazı dili adını vermiş.” “Yazı dili mi? Bildiğimiz programlama dillerinden farklı mı?” “Evet efendim, haberleşme böyle sağlanıyormuş.” 

“Pozitif bilimlerde zaten kullandığımız bir yöntem bu. İlkel toplumlarda haberleşmek için de böyle eskil bir yöntemin kullanılmış olması anlaşılabilir. Öğrenmemiz gereken kimi grupların yapay zekâyı baypas etmek için bu yöntemler üzerinde çalışıp çalışmadığı. Belki de bir casusluk durumuyla karşı karşıyayız.” 

“Bana da pek inandırıcı gelmedi efendim, sonuçta ne işe yarar sesleri yazmak.”

Şef tutukluya döndü. “Peki,” dedi, “niçin böyle bir şey yapıyorsun?” 

Tutuklu grafiti görevliye uzatıp şefe baktı. “Özel bir sebebi yok, can sıkıntısından yapıyorum.” Görevli en alttaki kâğıda şefin dikkatini çekti. Şef kâğıda bir süre baktı, tutukluya uzattı. Kiri’den de bu kısmın dosyasını oynatmasını istedi. Dijital bir ses on yedi saniye süreyle odada yankılandı. 

“Biz bunun şifreli bir mesaj olduğunu düşünüyoruz. Özellikle ilk iki satırda güçlü emareler var. Sen diye hitap edip elini tuttuğun kim? Tek bir kişi nasıl kalabalık olur? Bu konuda ne diyeceksin?” 

“Açıklayabileceğim bir şey değil bu.”

Şef görevliye baktı. O esnada Kiri, Hal’in şefle ve tutukluyla görüşmek istediğini bildirdi. Bir dakika sonra Hal bağlanmıştı. Şef, Hal’e üzerinde çalıştıkları kısmı söyledi ve bu konuda ne düşündüğünü sordu. 

Hal, “Bilmiyorum,” dedi, “henüz bir algoritma bulamadım.” İlk defa bir tutukluya doğrudan seslendi. “Elindeki kâğıdı senin seslendirmeni istiyorum, bunu yapabilir misin?” Bir ipucu bulmayı umuyordu. “Tabii, memnuniyetle,” dedi tutuklu. Hepsi birden tutukluya döndü, tutuklu dinleyicileri şaşırtan bir tınıyla sembolleri sese çevirmeye başladı: 

...

Senin bu ellerinde ne var bilmiyorum göğe bakalım

Tuttukça güçleniyorum kalabalık oluyorum

Bu senin eski zaman gözlerin yalnız gibi ağaçlar gibi

Sularım ısınsın diye bakıyorum ısınıyor

Seni aldım bu sunturlu yere getirdim

Sayısız penceren vardı bir bir kapattım

Bana dönesin diye bir bir kapattım

Şimdi otobüs gelir biner gideriz

Dönmeyeceğimiz bir yer beğen başka türlüsü güç

Bir ellerin bir ellerim yeter belliyelim yetsin

Seni aldım bana ayırdım durma kendini hatırlat

Durma kendini hatırlat.*

 

Şefle görevli tutukluya döndü. O ise kımıldamadan duruyordu. Şef, “Anlaşıldı,” dedi. Görevliye tutukluyu çıkarmasını işaret etti. Sessizliği Hal bozdu. “Başyazılımcıma danıştım. Kadim zamanlardan kalma, büyü yaparken kullanılan semboller olabileceğini söyledi ama bana pek olası gelmedi. Başka bir şey bu.” 

“Haklı olabilir,” dedi şef, “dünyayı yeniden büyülü hale getirme çabasıdır belki de.” Görevli tekrar araya girip söz istedi. “Biliyorsunuz efendim, kuantum şifreleme artık pek güvenilir değil, bu yöntemle stratejik konularda yapay zekâları da baypas edebiliriz. Yeter ki bu dili anlayabilen insanlar yetiştirelim. Ben henüz fe sesindeyim efendim, bakın bir iki şey çizdim.” Şef susmasını işaret etti. Hal’e, “Karar vermeliyiz,” dedi. “Sen ne düşünüyorsun, bu adam sıradan biri mi yoksa tedbir almamız gereken bir durum mu var?” Şef sorumluluk almaktan imtina ediyordu. “Eski inanışlardan kalma bir büyü olabilir mi?” Hal bir süre daha sessiz kaldı. “Bilemiyorum,” dedi, “belki de büyülü olan insandır.” 

* Turgut Uyar, “Göğe Bakma Durağı”

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Ütopya ve Distopya Edebiyatı kitaplarıOggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Erhan Sunar

23 Aralık 2025

Şaka

Kundera’nın gittikçe dokunaklı bir hal alan bağlantılarla birbirine geçirdiği ilişkiler, sonrasında daha da durulacaktır…Kendisiyle özdeşleşmiş hale gelen tekniği bu ilk romanında uygularken, Milan Kundera bazen kararsız görünür: Denemeye yaslanan pasajlar hikâyeye soluk aldırırken, ilerleyen ya..

Devamı..

Sophie Hannah ile Hayatındaki Kitaplar..

Oggito

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024