Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

9 Haziran 2022

Söyleşi

Can Yiğit Tunçman: "Yazarın görevi hayatın şaşırtıcılığına kendi şaşırtıcılığını eklemektir."

Serkan Parlak

Paylaş

0

0


...Edebiyat buluş gerektirir. İyi bir yazarın estetik bir dil kullanıp güzel bir hikâye anlatması yetmez, yeni bir şeyler ortaya koyması da gerekir. Yazar olarak bunu ben yazdım demenize gerek kalmadan okuduğundan etkilenmiş ve şaşırmış olan okura bunu yazsa yazsa o yazmıştır dedirtebiliyorsanız doğru yoldasınız demektir.

Can Yiğit Tunçman ile Luna Yayınları tarafından yayımlanan ilk romanı Yazcan Yazıoğlu hakkında konuştuk.

Serkan Parlak: Yiğit Bey, ilk romanınız Yazcan Yazıoğlu geçtiğimiz yılın son günlerinde okurla buluştu. Edebiyatla ve özelinde romanla ilişkiniz nasıl başladı, nasıl gelişti ve bugünlere nasıl geldiniz?

Can Yiğit Tunçman: Annem sanat tarihi, babam ise Mülkiye mezunu bir müfettişti. Babam işten eve her akşam elinde beş gazeteyle gelince içimi ayrı bir mutluluk kaplardı. Babam bütün akşam köşesinde gazetelerini okurken annem de öbür köşede kitap okurdu. Biz de kardeşimle gazeteleri karıştırır, kitapları merakla incelerdik. Aklımdan çıkmayan bu tablonun edebiyata ilgi duymamdaki rolü büyüktür.

Buna rağmen ilk gençlik günlerimde roman okumaya başlayınca inanılmaz şaşırdım ve etkilendim. Üniversitede İngiliz Dili ve Edebiyatı okurken roman derslerindeki kitap incelemelerinde aklımda hep bir gün okurlar tarafından eserlerimin okunacağı, gelecek nesiller tarafından kitaplarımın, fikirlerimin inceleneceği düşüncesi vardı.

Yazmak zor bir iştir. Yazarın milyarlarca ihtimalden birini seçmesiyle başlar her şey. O milyarlarca ihtimal milyarlarca ihtimal daha doğurur. Bütün bu seçimlerin tutarlı, estetik ve şaşırtıcı bir yapı oluşturması ve okur tarafından beğenilmesi gerekir. Dil denen yapının üst üste koyularak ilerlediği betonarme bir yapıdır roman. Ben bugünlere yazar olacağımın hayallerini kurarak geldim. Kendimi yazar olacağıma inandırdım. Çünkü bir yazar yazacağı romanın hayalini kurmadan önce yazar olacağının hayalini kurmalıdır.

SP: İlk romanınızda ilham kaynaklarınız neler oldu, gözlemleriniz, okumalarınız metninize nasıl yansıdı?

YT: Her gün okuyup yazmaya gayret ederim. Okumak ilham vericidir. Okumadan yazılmaz ancak fazla okumak da yazmayı engeller. Bunu bilen bir yazar olarak edebiyatın büyük eserlerini okumak için elimden geleni yapar sonra da kendi üslubumla kendi hikâyemi yazarım. Aklım hep yazılmamışı yazmakta, edebiyatın sınırlarını genişletmekte. Yerellik ve evrensellik arasında yeni imgeler ararım. Yaşanan olaylar, insanı öteki insanlardan ayıran özellikler ve hayatı hayat yapan değerler her zaman gözlemim altındadır. Aklımı hep yazıya konu olacak şeyleri fark etmesi için ayık tutmaya zorlarım ve yazılacak bir şeyler bulduğumda kendimi mutlu hissederim.

SP: Elinizdeki malzemeyi kurgu için yeniden üretip dönüştürürken nasıl bir süreç işliyor? Özellikle roman türünü seçmenizin nedeni nedir?

YT: Edebiyat hayattır ama hayat her zaman edebi değildir. Öyleyse bir yazarın önce anlatmaya değer bir şeyler bulması ve bunları nasıl anlatacağını belirlemesi gerekir. Estetik, özgünlük ve nitelikli dil edebiyatın olmazsa olmazlarıdır. Dikkat çekici bir kurgu oluşturmak ve bu kurguya sadık kalmak oldukça zor bir iştir. Çünkü yazı sizi alıp bambaşka yerlere götürmek ister.

Roman hayatı anlama ve anlatma araçlarımızdan biridir. İster yaşadığımız hayatı, ister olmasını istediğimiz hayatı. Dolayısıyla yazarın görevi hayatın şaşırtıcılığına kendi şaşırtıcılığını eklemektir. Bir yazarın yaşadıklarını, gördüklerini, bildiklerini, dünya görüşünü ve hikâyesini bir kâğıda dökmesi aslında tahmin edilenden çok daha zor bir iştir ve büyük emek gerektirir. Aynı zamanda yetenek de ister. Çünkü edebiyat buluş gerektirir. İyi bir yazarın estetik bir dil kullanıp güzel bir hikâye anlatması yetmez, yeni bir şeyler ortaya koyması da gerekir. Yazar olarak bunu ben yazdım demenize gerek kalmadan okuduğundan etkilenmiş ve şaşırmış olan okura bunu yazsa yazsa o yazmıştır dedirtebiliyorsanız doğru yoldasınız demektir. Aynı zamanda şiir yazan biri olarak ilk romanımı, anlatacak iyi bir hikâyem, bizlere benzeyen ancak kendine has özellikleri olan bir kahramanım ve kendime ait cümlelerim olduğu için, öteki insanlar böyle bir hayat yaşandığını bilsinler diye ve edebiyat alanına farklı yönlerde katkılar sunma kaygılarıyla yazdım.

SP: Romanınızın merkez karakteri Yazcan Yazıoğlu ünlü bir yazar. Olağanüstü özellikleri var, rakamlara ve harflere hükmedebiliyor. Kaybolan gazetecinin dostunun ve kitap taslağının peşinde suç dünyasının içine dalıyor. Yazcan Yazıoğlu’nun temel kişilik özelliklerini sizden dinleyelim.Y

YT: Harfleri ve rakamları yönetmek uzun uzun düşünerek bulduğum bir özellik. Kahramanım Yazcan Yazıoğlu çalıştığı gazetenin önünden kaçırılan gazeteci dostunu şehrin tehlike, macera ve sembollerle dolu sokaklarında ararken aynı zamanda kaybolan kitabını da bulmaya çalışır. Yazdığı kitabında iyi ve kötüye aynı mesafede duran Yazcan, yaşadığı hayatta iyilik için mücadele etmekten çekinmeyen bir yazar. Kahramanımın ismi aynı zamanda romanımın da ismi. Harf ve rakamları kontrol edebilme özelliğine sahip olan kahramanımı edebilikten uzaklaşmadan şaşırtıcı bir kurgunun içine almayı başardığım için kendimi mutlu hissediyorum. Aslında harf ve rakamları yönetmek kulağa olağanüstü bir şeymiş gibi gelse de gerçekçi bir okumayla temelde bir yazarın yaptığı şey, kahramanımın yaptığı şeyin aynısı. Aslında her yazar biraz Yazcan Yazıoğlu’dur.

SP: Bir roman okumuyoruz da macera filmi izliyoruz sanki. Bu tarz bir anlatım aracılığıyla neyi amaçladınız? 

YT: Farklı bir teknik geliştirerek çağdaş dünyaya uygun bir şekilde olayların ağırlıklı olduğu, hayrete düşürücü, kelime oyunlarıyla örülü, temposu yüksek, edebi ve yeni okumalara açık bir roman yazmaya çalıştım. İyi okura edebiyatın böyle de olabileceğini göstermek vardı. Bir eser ortaya konduktan sonra artık o bütün insanlığındır. Herkes onu istediği gibi görüp aklında konumlandırır, hatta ilerletir.

SP: Roman türünde başucu yazarlarınız kimler, başucu kitaplarınız hangileri?

YT: Dostoyevski, Tolstoy, Marquez, Günter Grass, Kafka, Dickens ve Twain’i sayabilirim. Bu büyük romancılar okuru kendi ülkelerine götürmekle kalmazlar aynı zamanda kendi kahramanlarını da okurun kafasının içinde bitmek bilmeyen bir yolculuğa çıkartırlar. Birdenbire psikolojik sorunlar yaşayan hukuk fakültesini terk etmiş bir gençle çıplak ayaklarıyla upuzun bir nehirde sal kullanan bir çocuk, savaşın öldürücülüğüne aldırmadan yıkık sokaklarda hipnotize olmuş gibi gezinen bir cüce ve hafızasını kaybettiği için geçmişe fal bakan bir kadın aklımda buluşurlar ben de alır onları İstanbul’un esrarlı sokaklarında gezdiririm. Örneğin hüzünlü ve içine kapanık bir devlet memurunun yalnız başına yürüyüşünü ve baloya gitmek için telaşlanan şık giyimli insanların faytona binişlerini uzun uzun izledikten sonra büyük bir duruşmaya tanık olmak için hep beraber hınca hınç dolu bir mahkeme salonuna gideriz. Böylece bütün hikâyeler iç içe geçerek yeni bir hikâye oluşturur. Yazının şaşırtıcılığı böyle bir şeydir.

Türkiye’den ise Orhan Pamuk ve Yaşar Kemal’i de çok severim. Ayrıca şiirde Orhan Veli ve Nazım’ı, öyküde O’Henry ve tiyatroda Beckett’ı.

Bu bahsettiğim yazarların kitapları hemen elimin altındadır. Bazen rastgele bir sayfayı açıp daha önce beğenip altını çizdiğim bir yeri okumaya başlarım. Öyle bir kısım bulamamışsam iyi bir şeyler yazamadıklarını düşünüp içten içe sevinirim ama hemen arkada ya da biraz gerideki sayfalarda daha önceden hoşuma giden ve altını çizdiğim bir yer bulacağımı da bilirim. O cümleleri okudukça yazı beni hem mutlu eder hem de onlar gibi yazamadığımı düşünür üzülürüm. Sonra da büyük bir hırsla yazmaya başlarım.

SP: Son dönemde neler okudunuz? Önümüzdeki dönem için yeni üretimleriniz olacak mı?

YT: Bilimsel edebi kitaplar ve Nobelli yazarları okumaya gayret ediyorum. Son olarak MoYan’ın Çin’in ilgi çekici yakın tarihini büyülü gerçeklikle birlikte sunduğu masalsı kitabı Kızıl Darı Tarlaları’nı, Olga Tokarczuk’un politik, varoluşçu romanı Sür Pulluğunu Ölülerin Kemikleri Üzerinde’sini ve Abdulrazak Gurnah’ın mültecilerin kimlik sorununu esrarengiz bir kurguyla anlatan Kumdan Yürek’ini okudum.

Yakın zamanda ilk şiir kitabım çıkacak. Aynı zamanda ikinci romanımı yazmaya da başladım.

 

 

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

“İlk Türkçe Roman” Akabi Hikâyesi | Se..Serdar Soydan
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Cüneyt Ayral

25 Kasım 2025

Zamansız Notlar

İnsan dev bir hastalıktan kurtulunca yaşamanın değerini daha iyi anlıyor galiba…Temmuz ayının 22'sinde akciğer kanseri ameliyatı oldum. İki hafta hastahanede kaldıkta sonra, yalnız yaşayan hastaların iyi bakılabilmeleri için gönderildikleri bakım evine gönderildim ve altı hafta da ora..

Devamı..

Bir Sansar, Ne Kadar İnsandır?

Ilgaz Gökırmaklı

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024