Sağ bacağını salladığı yetmiyormuş gibi elinden hiç düşürmediği kalemini de hafifçe dizlerine vurmaya başlamıştı. Belli ki cevabı için artık sabırsızlanıyordu. Yuvarlak gözlüklerini burnuna düşürmüş, çipil gözlerini de üzerine dikmişti.
Beklesin, dedi sessizce. Başını çevirip pencereden dışarı baktı. Bu demirler hiç olmamış, diye geçirdi içinden.
– Pencerelere niye demir taktırdınız ki? İnsan kendini hücrede hissediyor, dedi dışından.
Susmaya gelmemişti ki buraya, madem her şeyi konuşuyorlardı, uzun ince bu demirler de konu oluversindi artık.
Psikolog alışıktı böyle çıkışlara, sakince cevapladı:
– Giriş katında olduğumuz için daha güvenli olur diye düşündük, size öyle hissettiriyorsa şu arkadaki koltuklara geçebiliriz, oradan görmezsiniz pencereleri.
– Görmem ama bilirim orada olduklarını, hislerim değişmez.
Cevap alamadı. Sessizce beklemeye devam ediyordu karşısındaki. Çözümmüş gibi sunduğu soruya cevap alana dek sessizliğini koruyacak mıydı böyle?
Ne işim var burada? diye geçirdi aklından. Son seanslarda bunu çok sık sorgulamaya başlamıştı. Daha önceleri belli belirsiz, silik bir düşünceyken bugün cevap bekleyen net bir kesinlik kazanmıştı.
Başkalarına da gitmişti daha önce. Hatta gönülsüz kocasını bile ikna edip çift terapisine götürmüştü. Papyonlu terapistin bir bacağını kocasına doğru atıp sanki kendisi orada yokmuş gibi sohbet etmesine tepesi atınca papyonunu adamın boğazına sokma isteğine engel olmaya çalışarak odadan fırlamış, terapi başlamadan bitmişti.
Psikiyatriste gitmeyi denemişlerdi. Not alma zahmetine girmeyen bu adam da eşiyle kendisini ayrı ayrı görmeyi tercih etmiş ama bir başka çiftin sorunuyla kendilerininkini karıştırıp kocasına, “Eşiniz sizi sarışın bir kadınla arabada giderken görmüş,” diye fitne verince ortalık karışmıştı. Bu horozunki sarışın değildi. Psikiyatrist özür dilemiş ama problemi daha da büyütmekten başka bir işe yaramamıştı. Zaten kendi karısını genç bir hastasıyla aldatan psikiyatristten hayır mı gelirdi. Üstelik seanslarına da hep geç geliyor ama nedense tam ücret alıyordu.
Hepsini tavsiyeyle bulmuştu ama birilerine derman olan herkese olamıyordu işte. Bu seferki de öyle mi olacaktı?
Kalemin dizlere vurdukça çıkardığı ses de sinirine dokunmaya başlamıştı. İnadına hemen cevaplamayacaktı soruyu. Köşedeki lambanın adamın kelinde parlayan yumuşak ışığına baktı. Arkasındaki duvara özenle yerleştirilmiş çerçevelere baktı, üşenmedi saydı. Tam on yedi tane diploma, katılım belgesi, teşekkür bilmem nesi.
– Ne çok diplomanız var, dedi sivri bir sesle.
Cevap alamadı ama tıklayan kalem durdu.
Köşedeki saksısında yayılmış iri yapraklı difenbahyaya baktı.
– Zehirlidir bunun yaprakları, dedi ekşi bir sesle.
– Çok dikkat ediyoruz, merak etmeyin, dedi karşısındaki. Sesi sakindi ama kalem yine tıklamaya başlamıştı.
Sonra saate gözü takıldı. Şu tavuklu saatlerden. Turuncu renkli çilli bir tavuk, iki de civcivini yanına almış, saniyeyle yarışarak yerdeki yemleri yiyordu. Horozu nerede? Horoz yok. Saat daha önce buradaydı da görmemiş ve duymamış mıydı yoksa yeni mi yerleşmişti oraya? Kalemin tekdüze tıklamalarına şimdi bir de tavuğun sesi eklenmişti.
– Babaannenizin evinde mi buldunuz bunu?
Kalemin sesi bir an yine kesildi, tavuk durmadı.
– Hayır, bir antikacıdan satın aldım.
Kalem tavuğa eşlik etmeye devam etti. Şimdi dizlerin ikisi de kıpırdanıyordu.
– Zamanı bir tavuktan mı öğreneceğiz yani?
Aslında çok severdi bu saatleri. Çocukluğunda büyükannesinin evinde bu saatle uyandığı mutlu sabahları olmuştu ama artık mutlu uyanmıyordu.
Psikolog uzanıp saati eline aldı, asistanına seslendi, tavuğu civcivleriyle beraber dışarıya yolladı.
Ortalık kalemin tıktıklarına kaldı.
Utandı birden, kendinden, karşısındakinin kelinden, hücre demirlerinden, difenbahyadan, kalemden, tavuktan ve tatlı civcivlerinden.
Anlatmaya gelmişti buraya, anlatmaya, acısıyla yüzleşmeye, tüm hücrelerine nefes aldıracak bir yol bulmaya. Evliliğinde sıkıntıları vardı evet, eşiyle birlikte çözmeye çalıştıklarını sanıyordu. Çocuğu yaşında genç bir kadınla aldatıldığını fark etmeye başladığında inkârdan kabule geçen süreç çok uzun sürmüş ve beklemediği kadar acılı olmuştu. Hiç bilmediği, tanımadığı, onu soluksuz bırakan bir acı. Günler, haftalar, aylar süren narkozsuz bir ameliyat.
Gerçekle yüzleştiğinde acısının hafifleyeceğini, bir çözüm bulacağını sanmış ama hiç öyle olmamıştı. O gün bugündür işte böyle debeleniyordu. Zar zor randevu alınabilen bu ünlü psikoloğa da bir nefes olur diye gelmiş ama hiç beklemediği bir öneriyle karşılaşmıştı.
– Boşanın, demişti kel kafasını sallayarak. Sonra da başka bir erkekle dini nikâh kıyın ama birlikte olmayın. Kocanız sizi kaybedebileceğini anlayacak, başka bir erkekle birlikte olabileceğiniz gerçeğiyle yüzleşecektir. Yaptıkları için ona bir bedel ödetmeniz gerekiyor. O bedeli ödemediği sürece enerjiniz eşitlenmeyecek ve eşiniz size geri dönmeyecektir. Sonra dini nikâhı sonlandırıp tekrar birlikte olabilirsiniz. Evet, ne diyorsunuz?
İnanamamıştı bunu duyduğuna. Neresinden tutsa elinde kalıyordu. Kimseye bedel ödetmenin peşinde değildi oysa. Her neyse o enerji dengesi bozulmuştu bir kere, artık eskisi gibi olması mümkün değildi. Boşanma kararı almak için başkasının aklına da ihtiyacı yoktu. Hayatının geri kalanına birlikte devam etmek için yıllar önce yola çıktığı ve hep çok sevdiği adamın onu yarı yolda bırakmasının acısıyla baş etmek istiyordu sadece. İstiyordu ki o hata yaptığını fark etsin, kendi rızasıyla ve sevgisiyle yanında kalsın. Artık bir sevgi ve rıza yoksa da kendisi bunu kabullenebilsin.
Kaç seanstır geliyordu. Demek derdini bu kadar anlatamamıştı da iştahla sunulan bu çözüm konmuştu önüne.
– Bunu başka danışanlarıma da önerdim, uygulayıp çok faydasını görenler var, diye eklemişti kibirle.
İmamın kıydığı ve üç boş ol’la sonlanıverecek, niyeyse gerdeksiz, şıpınişi bir nikah önerisini bu adamın kelinin neresine çarpacağını düşünüyordu şimdi.
Tam da burada, bu loş ışıklı, zehirli çiçekli, hücre demirli, zamanı bir tavukla iki civcivin hatırlattığı ofiste her şeyi yapmaya hakkı olduğunu düşündü. Burası ve şu an saçmalamak için en doğru yerle zamandı.
Ayağa kalktı. Artık bir cevap alacağını sanan psikolog da hareketlendi, bacaklarını düzeltti, çipil gözlerini açtı, kalemi usulca masaya bıraktı.
Önündeki sürahiyi eline aldı, kele yanaştı ve suyu boşaltmaya başladı. Terapist ne olduğunu anlayana kadar sürahinin yarısı boşalmıştı. Sonra sehpada duran kâğıt mendil kutusunu aldı, mendilleri seri bir hareketle arka arkaya çıkarıp kele yapıştırdı.
Beyaz kafalı adam artık çığlık atıyordu. Asistan panikle içeri girerken o dışarı çıktı. Seans ücretini masaya fırlattı, horozsuz tavuklu saati çantasına attı. Aklını başına devşirip ofisin kapısını çarptı ve bir bomba gibi tıklayarak dışarı çıktı.






