Çınar Ağacı
17 Şubat 2019 Öykü

Çınar Ağacı


Twitter'da Paylaş
1

Çöktüğün yerden kalk bakalım!

Yaşlı ve hasta bir adamınki gibi titreyen ellerinin nedeni ben değilim.

Gücünün tükenmesinin, kemiklerini tutan etlerinin incelmesinin nedeni de hiç olmadım.

Seni burada bir başına terk edenlerle de hiçbir sözüm, yakınlığım olmadığını biliyorsun.

Bu yüzden bana boşuna surat asma.

Ama bu sözlerim taştan duvarlara; duymaz, anlamaz, geçirmez.

Peki, öyle olsun.

Hayır, sana gücenmedim, Tanrı sana gücenmiş bir kere, yetmez mi?

 

Nereye gidiyorsun?

Dizlerin o kadar titriyor ki ayakta durmakta bile güçlük çekiyorsun.

Bu halinle dünya âleme meydan okuyorsun bir de.

Bu dağların sahibiyim diyorsun.

Kırık kollu keleşinle helikopterlere, tanklara, toplara kafa tutuyorsun.

Öyle kör sağır gibi etrafımda dolanıp durma!

Zaten hiçbir yerde durmayı bilmedin ki.

Hayat seni bir yerden hep başka bir yere sürükledi.

Geçim sıkıntısı, inanç, mücadele derken; havasını solumadığın tek bir yer kalmadı bu topraklarda.

Boşuna uğraşma, başımı döndüremesin, belki bir iki yaprağım hışırdar en fazla!

 

Uzun kemikli parmaklarınla yüzünü örtmüş ağlıyorsun.

Ağlamayı da beceremiyorsun aslında.

Yüreğini buz gibi soğuk bir şey baskılıyor sanki.

Hayır, boşluk bu... yüreğine bir ceset gibi gömülmüş boşluk. 

Nerden mi biliyorum?

Burada son ağlayanın sen olduğu doğru, ama ilkini üzerinde durduğun toprak bile unuttu.

Yere düşen keleşini kaldırmayacak mısın?

Hani onunla özgürlüğünü elde edeceğin keleşin.

Hani sevişir gibi okşadığın keleşin.

Yoksa içine yağmur suları dolacak.

Ben mi, yaşımı ve halkalarımın sayısını unuttum.

“Koca çınar ağacı,” diye geçiriyorsun içinden, “kim bilir nelere tanık olmuşsun?”

Öyle, aklına hiçbir zaman gelmeyecek şeyler gördüm.

Bağdaş kurduğun yerde kaç kişi oturup ağlamış, kaç bağrı yanık sevgili sırtını yaşlı gövdeme dayayıp boşanırcasına türkü söylemiş.

 

Daha iki ay olmadı; dallarımla kardan ve doludan cesedini koruduğum yirmi yaşlarında bir çocuk...

Kalbinin hemen üstünde ıslanmasın diye naylonla sardığı bir fotoğraf saklıyordu.

Sararmış yıpranmıştı.

Fotoğraftaki kızın alev gibi yanan saçları, gök mavisi gözleri vardı.

Kaç gece yerinden çıkarıp fotoğrafı gizlice öpmüştür çocuk, kim bilir?

Fotoğrafın arkasında tükenmez kalemle, “Sabret sevgilim yirmi gün kaldı kavuşmamıza,” diye yazıyordu.

 

Beni başkasına kaptırmamak için silaha sarıldığını iddia ediyorsun.

Hayır, doğru değil bu!

Öyle mi?

O halde sana anımsatayım: Ne senin ne de onun malıyım!

 

Bu düşle uzun kalın dallarımın gölgesinde kaç insan konakladı, sayısını unuttum.

Hepsi kuşa kurda yem oldu.

Yaşamayı becerebilen de toprağın altında çürüyor şimdi.

 

“Özgürlük için, yaşama hakkımı elimde tutmak için buradayım!” diyorsun.

Kendinle çeliştiğinin farkında mısın, bilemiyorum.

Az önce başka bir şey söylemiyor muydun?

Bakıyorum da sana, “Gövdeni saran kumaşı biraz gevşet,” derim.

Midemi küçülteyim derken iki parçaya bölünmenden endişe ediyorum.

Üstelik bir de berbat öksürüyorsun.

Bu gidişle tek bir mermi sıkmadan ölüp gideceksin.

 

Kaç, daha korunaklı bir yerde saklan!

Açlıktan etrafını daraltan çemberi hissedemiyorsun.

Kafanın içinde dolaşıp duran uğultudan kırk adım uzağındaki ayak seslerini bile duyamıyorsun.

Yaşamaktan o denli yorgun ve bitkin düşmüşsün ki, anlaşılan ne varlığım ne de özgürlüğün artık seni ilgilendirmiyor.

Zavallı sen!

Ölümünü seyretmek için sırtını yaşlı gövdeme dayamış bekliyor gibisin.

 

O halde dur da sana olanları anlatayım!

Hiç beklemediğin kadar sessizleşti her yer.

Seni fark ettiler demektir.

Ölü mü yoksa canlı mı olduğuna karar veremedikleri için elleri tetikte bekliyorlar.

Bir değil yüzlerce kişiler.

İçinden ne geçirdiğini anladım, sakın keleşine uzanmaya kalkışma!

Ama yaşamaktan usanmış bir eli bir gövdeyi kim durdurabilir ki.

 

Artık ne beni ne de başkasını duymadığını biliyorum.

Delik deşik olmuş gövdenden oluk oluk kan akıyor.

Gövdene çarpan yağmur damlaları kana karışınca daha da hırçınlaşıyor gibiler.

Bulutlardan haftanın en şiddetli yağmuru boşalıyor.

Etrafındaki adamlar ölümün karşısında donmuşlar sanki.

Yine de senin yerinde olmadıkları için gözlerinden mutlulukları okunuyor.

Cesedin üzerinden atlayarak uzaklaşıyorlar.   

 

“Güçlü bir düşman öldürdük,” diyor düşmanlarından biri.        


Twitter'da Paylaş
1

YORUMLAR


Şenol Gürel
GücünÜN tükenmesinİN, kemiklerini tutan etlerinİN incelmesinİN nedeni de hiç olmadım. → Ne diyeyim bilemedim. Şenol Gürel
12:07 AM

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR