Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

5 Eylül 2024

Gezi

Disfruto, Eyvallah

Mehmet Atakan Foça

Paylaş

2

1


Az evvel bize bu gecekondu tezgâhta pişen tacoyu öven Almanlar irkiliyor, bakışlar kaçıyor, eller çantalarda olmayan şeyler aramaya başlıyor.

“Taco iyi mi?” diye soruyoruz, yağmurun vurduğu derme çatma çinko çatının altına gelişigüzel atılmış plastik masalar arasında kendimize yer ararken. Altı sarı kafa bize dönüyor, hangi sesi kimin çıkardığını anlamak mümkün değil, yemek yerken yakaladık. Lokmalar ağzında dönüp dururken birinin sana soru sorması sevimsiz biraz. Yine de “Çok çok iyi” ya da “Yediğim en iyi taco” gibi laflar dökülecek bir aralık buluyor dillerinden. Eğer tavsiye vermekse Avrupalılardan hızlısı yok. Buraya kadar zahmet etmişler, her şeyi beğenmek zorunda hissedip kocaman övgü kelimelerini bozuk para gibi harcamakta Amerikalılarla yarışırlar; Awesome, incredible, sick… Deneyelim, görelim. Kanadalı Fransız dostum Nicholas’la bir plastik de biz çekiyoruz altımıza.

Meksikalı funk grubu Stompin’in ardından reggie şarkıcısı Victoria Malawi’yi dinlemiş, uzun günün son yemeği için lezzetine güvenebileceğimiz bir tezgâh arıyoruz sokakta. Mazunte’deki Caz Festivali’nin ikinci gününün son şarkıcısı Malawi. Festivalin ilk gününü sel aldı, ikinci gün alanı gençler bastı. Sörf tutkunu beyazların ülkedeki yeni gözdesi Puerto Escondido’da geçen bir haftada sonra tekrar Meksika’da olduğumu hatırlıyorum sayelerinde. Gözümüzün önünde çalınan gerçek enstrüman, iyi söz yazarlığı ve sesi kısılana kadar şarkı söyleyen müzisyenleri rave partilerinin işgal ettiği turistik yerlerde bulabilmek artık pek kolay değil. Teni güneşten mi kendisini kasmaktan mı kızardığı anlaşılmayan sörfçülere hitap eden tek müzik türü elektronik olunca, kulağımızı yalayan sesler de birbiriyle benzeşmiş. Sahneyi başkasının telefon ekranından izlemek zorunda kalmadan saksofon sesinden kulağım çınlayana kadar dans etmişim, iyi bir tacoyu hakediyorum. Düzeltiyorum, üç tacoyu…

Masaya oturduğumuz gibi farkediyoruz. Nico da ben de yanımıza yeterli nakit almamışız. Yani, pesoların hepsini marketten aldığımız mezcallere, konserde içtiğimiz biralara harcadık demiyoruz da yeteri kadar para almamışız diyoruz işte. Üçer taco yiyeceğiz. Elimizde avucumuzda ne varsa ona uygun bir pazarlığa girişiyorum. Az evvel bize bu gecekondu tezgâhta pişen tacoyu öven Almanlar irkiliyor, bakışlar kaçıyor, eller çantalarda olmayan şeyler aramaya başlıyor. Çocukluğunu ailesinin dükkanında kasaya bekçilik ederek geçiren benim için pazarlık olağan. Tezgahtarla İspanyolca konuşuyor gülüşüp anlaşıyoruz. Kim kendi dilinde pazarlık yapmaya çalışan bir yabancıyla eğlenmez ki?

Domuzun omuz kısmından yapılan ve her menüde ilk sırada yer alan tacos al pastor istiyoruz. Baharatlarla karıştırılmış ananas suyunda iki üç gün marine ediliyor, döner tezgahındaki kızgın ateşin karşısında ince ince kesiliyor, bir parça ananasla taconun içine yollanıyor pastor. Sürümü çok olduğu için hiç değilse beklememiştir kokmamıştır, umduğumuz bu.

İlk ısırıkta Nico, ben köpek eti yiyorum diyor. Ben de kesinlikle martı eti yediğimden eminim. İnsan hatalarından ders çıkarmalı. Almanların damak zevkine güvenerek bir yerde yemek yenmeyeceğini tecrübe ettiğim ilk sefer değil bu. Eğer yemeğin güzel olduğunu söylüyorlarsa, genelde ucuz olduğu içindir. Pazarlık etmeyi kaba bulur ama ülkelerine döndüklerinde nasıl hiç para harcamadan gezdiklerini ağız dolusu anlatmaya bayılırlar. Nico dönüp bir eyvallah çekiyor Almanlara. Gündüz Mazunte’ye vardığımızda tuttuğumuz Airbnb’nin sahibi, yerim yok, şifrem çalındı, siteye şikâyet edin demişti bize. Mazunte’nin çok dışına taşmadan, kendimizi güvende tutabilecek orta halli bir pansiyonu zor bulmuştuk. Nico, bize tek gecelik yer veren senyora teşekkür ederken öğrendi eyvallah demeyi benden. Birkaç saat içinde bu kadar incesini kıvırabilmesine şaşıyorum, basıyoruz kahkahayı. Almanlar lafı anlamadı ama tavrımızdan tacoyu beğenmediğimizi çözdüler. Allah falan da dendi… Çok geçmeden tüyüyorlar ortamdan.

Her sokak satıcısı böyle değil. tezgâhlarına monte ettikleri bisikletlerin pedalına kuvvet akşam saatlerinde Oaxaca’nın şehir merkezini istila edenler mesela. 5 de Mayo (5 Mayıs) caddesinde Ocote Cocina’nın karşısına salı çarşamba ve perşembe geceleri tezgah açan Don Pepe’nin tacoları kardeşiyle birlikte yaptıkları şen şakrak sohbetleri kadar lezzetli. Soğanı karamalize eden tek tezgah Pepe’ninki. Taco Roy var sonra. Sokakta başlayıp Oaxaca’da zincir olmuş, birkaç farklı yere dükkan açmış. Ama tacoları ve servisi hâlâ sokakta yiyormuş keyfi veriyor. Namı dünyayı dört kez turlamış Doña Vale’nin tezgâhtarları yemeklerini anlatmaktan ve morita biberiyle yapılan acı salsayı taconun içine basarken aldığınız hazzı izlemekten mutlu oluyorlar. Acı sevmiyorsanız muhabbet ekşiyor ama Meksikalılar böyle, ikramlamayı, yedirip içirmeyi en çok da midenizi yakmayı seviyorlar.

Dün ortalığı çamura bulayan, Mazunte mezarlığının nüfusuna bir kişi ekleyen yağmur ince ince sürüyor ama şikayetçi değilim. Bir saat ötedeki Puerto Escondido’da günlerdir sıcaklık yüzünden vücudumda tek damla su kalmamış, serinlik iyi geliyor. Dönüş yolunda açık son bakkalın karşısında toplanmış bir insan kalabalığı görüyoruz. Gitarlı grup telleri tıngırdatırken etraftakiler şarkı söylüyor. Mariachi müziklerini, Bob Marley’den şarkılar takip ediyor. Mazunte, Oaxaca eyaletinin hippi kasabası. Meksika’nın en ünlü sörf kıyılarına Puerto Escondido ile birlikte ev sahipliği yapan, çıplaklar plajı Playa Zipolite’nin yeni popülerlik kazandığı bu yerde reggie ile dolu bir gece şaşırtıcı değil. Şaşırtıcı olan bizi aralarına kabul etme hızları. Ne ara bu noktaya geldik hatırlamıyorum, Meksikalılardan biri, “Politikacılar ülkelerindeki vatandaşlarının yansıması değildir” diyor. Herhalde Milei yeni seçildiği için Arjantin’den bahsediyorduk. Ya da Almanya’da AfD’nin yükselişiydi konu. Sohbet Nico’nun da hoşuna gitti. Ortamda biraz daha kalalım istiyoruz ama tek paket sigaradan başka varlığımız kalmamış.

Bira demeye de çekiniyoruz ya su almak bahanesiyle sigaraları tekli satmaya çalışıyoruz. Meksika’da olağan, tiryakiler marketlerden paket paket değil sokak tezgâhlarından dal dal alıyor sigarayı. Birkaç dakika içinde ne sigara ne de özür kabul eden latinler kucağımızı iki buçuk litre suyla dolduruyor. İstediğimiz tam bu değildi. Nico sulardan birini bana yıkıp, kayboluyor ortadan. Suyu takas edip bira almaya çalışırken eline tutuşturulan iki birayla hemencecik geri geliyor. Sonrası dans. Gitmeden çalgıcılara biraz bahşiş bırakmak istiyorum, gitaristlerden biri şapkasını çıkarıp uzatıyor, beş altı dal sigara ve küçük suyu şapkaya sığıştırıyorum. Pansiyona doğru yürüyüşe geçiyoruz.

Sabah 6. Daha uyuyalı iki saat ya var ya yok. Aynı balkonu paylaştığımız yan odadaki Meksikalı komşularımız gün doğumunu izlemek için uyandıkları yataklarından bağıra çağıra konuşarak dışarı çıkıyorlar. Uykuya devam etmek ne mümkün, kahvaltılık biralarını da açtılar üstelik. Dışarı çıkıyorum, bir bira da bana uzatıyorlar. Eyvallah diyorum, benim için daha erken. Ya da çok geç. Onlar için şarkı çalmamı istiyorlar. Carla Morrison’un Disfruto (Eğlen) parçasının remiksini açıyorum. Uyandırılmaktan nefret etsem de insanın neşelisini severim. Misafirperverliğine hürmet ettiğim bu sıcakkanlılığa kızamıyorum. Eyvallah diyorum, eğlen, devam.

YORUMLAR

A. Dilek Şimşek

Çok iyi. :)

5 Eylül 2024

Öne Çıkanlar

AylaklıkMurat Erdin
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Tan Doğan

6 Şubat 2025

ârâfî

kendimi sıka sıka kırk beş yıl olmuş iş-ev arası hayatta! okullar, okumalar, okul: derslerin esîri olmuşum tam yirmi yıldır. tatiller de olmasa bizimkileri görmem güç. nefesiyle hemhâlım yalnızlığımın. insan zamanla alışıyor mu ne sesten, sözden öte, gölgesine? gün yorgunu, akşam tutkunu, gece ..

Devamı..

Bunun Adı Findel ..

Şevval Tufan

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024