Gerçeküstücüler Villasından Anekdotlar
5 Nisan 2019 Kültür Sanat Hayat

Gerçeküstücüler Villasından Anekdotlar


Twitter'da Paylaş
0

Amerikan Yardım Merkezi çalışanları savaşın boğucu atmosferinden uzaklaşabilecekleri bir ev aramaya başlar. Bir sabah Toulon-Marsilya demiryolu yakınlarında dolanırken çınar ağaçları ve çalılarla çevrili ufak bir yola denk gelirler. Yerde “Özel Mülkiyet! Girilmez!” yazmaktadır. Girerler ve büyük bir arazi içindeki Air-Bel Villası’nı görürler.

1940 yılının Mayıs ayı İkinci Dünya Savaşı’nın gerçek anlamda başladığı tarih olarak görülebilir. 1 Eylül 1939’da Almanya’nın Polonya’ya saldırısı, sonrasında İskandinavya’yı işgali olayların gidişatı hakkında her türlü şüpheyi ortadan kaldırmış olsa da birbirine savaş ilan eden büyük devletler arasında hiçbir ciddi çarpışmanın olmadığı sekiz ay tarih kitaplarına Tuhaf Savaş olarak girmeyi hak edecek kadar hareketsiz geçiyordu.

10 Mayıs 1940’ta durum değişir. Alman orduları aynı anda Fransa, Belçika, Hollanda ve Lüksemburg’a saldırır. Almanların Yıldırım Savaşı karşısında fazla askeri güce sahip olmayan üç ülke kısa zamanda işgal edilir. Esas sürpriz Fransa cephesindedir. Ciddi bir güce sahip olduğu düşünülen ve yüz binlerce askerlik bir İngiliz ordusunun da desteklediği Fransa bile Alman saldırısına dayanamaz ve 22 Haziran’da teslim olur. Bundan sonrası Fransa için dört yıl sürecek bir işgal, kaos ve yokluk dönemidir.

Fransa, Nazilerin iktidara geldiği 1933 yılından itibaren Almanya’nın önde gelen sol görüşlü siyasetçilerinin, aydınlarının, özellikle de Yahudilerin sığınma limanıdır. Bunlara daha sonra Almanya tarafından işgal edilen Avusturya, Çekoslovakya gibi ülkelerden gelen mülteciler de katılır. Çoğu zaman Gestapo’nun arananlar listelerinde yer alan bu mülteciler Fransa’nın teslim olması ve ülkenin önemli bir kısmının Alman orduları tarafından işgal edilmesiyle kendilerini yeniden tehlike içinde bulur. Yapılacak tek şey, henüz Naziler tarafından işgal edilmeyen Güney Fransa’ya kaçarak kendilerini ülkeden çıkaracak bir vize, bir gemi, bir yol aramaktır ama işbirlikçi Vichy hükümetinin kontrolü altındaki ülkede bu da kolay değildir.

Ön sırada Helena Benitez, Jacqueline Breton, Varian Fry (ortada), André Breton, André Gomes. Arka sırada el sallayanlar Jacques Herold ve Wifredo Lam. Air-Bel Villası’nda, 1941. Fotoğraf André Gomès.

Bu dönemde mültecilere, risk altındaki Nazi karşıtlarına ve aydınlara yardıma koşan gizli/açık birçok kuruluş arasında Amerikan Yardım Merkezi de vardır. 1940 Ağustos ayında Marsilya’ya gelen Varian Fry’ın yönettiği örgütlenme iki binden fazla kişiyi kurtarmayı başaracaktır. Sadece Vichy polisiyle değil, kendi ülkesinin bürokrasisine hâkim olan Yahudi karşıtı havayla da mücadele ederek faaliyet yürüten Fry ve çevresindeki bir düzine gönüllü sahte belgeler hazırlamak, İspanya sınırında etkin cumhuriyetçi gruplarla ilişki kurmak, gemi kiralamak, İngiliz İstihbarat Servisi’yle koordinasyonu sağlamak gibi yasadışı yolları kullanmaktan da çekinmeden çalışır. 16 Eylül 1941’de Amerikalı yetkililerin pasaportunu iptal etmesi üzerine Fry’ın sınır dışı edilmesiyle sona eren bu dönemin en ilginç anekdotlarından bazıları, Marsilya’nın banliyölerindeki bir villada geçecektir.

Gerçeküstücülerin villada bir araya geldikleri toplaşmalarda yemek kıtlığı su gibi akan içkiyle aşılır, BBC sayesinde savaşın gidişatı takip edilir ve çeşitli oyunlar oynanır. Herkesin içinde olduğu endişeli ruh halinden sıyrılmasına yardımcı olan oyunlardan biri Zarif Kadavra’dır.

Fransa’nın her tarafından kaçıp gelen insanlarla dolup taşan, gıda ve hammaddelerin Almanya’ya gönderilmesi nedeniyle yiyeceğin karneye bağlandığı ve gitgide azaldığı Marsilya 1940 yılında birbirlerine siyasi olarak da rakip mafya gruplarının, Alman ve İngiliz ajanlarının cirit attığı, karaborsa kurallarının hüküm sürdüğü bir şehirdir. Amerikan Yardım Merkezi çalışanları bu boğucu atmosferden biraz da olsa uzaklaşabilecekleri ama şehirden de çok uzak olmayan bir ev aramaya başlar. Bir sabah Marian Davenport, Mary Jayne Gold ve Jean Gemähling, La Pomme diye bilinen bölgede yer arayışındadır. Toulon-Marsilya demiryolu yakınlarında dolanırken çınar ağaçları ve çalılarla çevrili ufak bir yola denk gelirler. Yerde “Özel Mülkiyet! Girilmez!” yazmaktadır. Girerler ve büyük bir arazi içindeki Air-Bel Villası’nı görürler. İlk başta çok da oralı olmayan villanın sahibi Doktor Thumin müstakbel kiracılarının Amerikalı olduğunu öğrenince kabul eder. 19. yüzyılda inşa edilen on sekiz odalı villa, gerçeküstücülerin anılarında sanatçıların ve entelektüellerin toplandığı bir merkez olarak yerini alacaktır. Aslında villada kalanlar Amerikan Yardım Merkezi çalışanlarıdır. Bu ekibe polis tarafından rahatsız edilmemeleri için André Breton ve Victor Serge de katılır. Daha sonraları kısa bir süre için Benjamin Péret ve Max Ernst de misafir olacaktır. Diğer gerçeküstücüler villada kalmasa da devamlı gelir giderler.

Victor Serge’in “Vize Umudu” adını verdiği Air-Bel’deki en önemli karakter hiç şüphesiz André Breton’dur. Aslan yelesini andıran saçları, çevresindekilerin bakışlarını ve ilgisini mıknatıs gibi üzerine çeken varlığıyla Breton çevresindeki herkesle ilgilenir, doğayı gözlemler, gözünden hiçbir şey kaçmaz. Villada yaşayan ve gelen giden herkesin gözünde doğal bir lider konumundadır. Son derece kibar kişiliğine rağmen toplum içinde skandallar yaratmaktan çekinmeyen bir yanı da vardır. Sadece bir kişiyle anlaşamaz: Victor Serge.

Siyasi mülteci bir ailenin çocu ğu olarak Belçika’da doğan Victor Serge ilkgençlik yıllarından itibaren anarşist hareketin içinde yer almıştır. Bolşevik Devrimi sırasında Moskova ve Leningrad sokaklarında çatışmalara katılır. Beyaz Ordu’ya karşı savaşır. Ama daha sonraları Sovyet Merkez Komitesi’ne karşı eleştirilerde bulunarak muhaliflerin safına geçecek, Troçki ile yakınlaşacak ve kendisini Kuzey Denizi yakınlarındaki bir toplama kampında bulacaktır. Esas olarak Fransızca yazan Serge’in buradan kurtulması André Gide, André Malraux ve Jules Romains gibi büyük Fransız edebiyatçılarının kampanyalarının sonucudur. Sovyetler Birliği’nin durumu hakkında birinci elden bilgiler onun kaleminden dünyaya ulaşır.

Breton ile Serge arasındaki anlaşmazlık sadece siyasi değil edebi bir temele de dayanır. Breton, Serge’in realist yazım tarzını yararsız ve anlamsız bulur. Serge ise Breton’un edebiyat aracılığıyla “aşkın” bir dünya ile ilişki kurmasına tahammül edemez. Aralarındaki bu anlaşmazlıktan dolayı, başkalarının önünde seviyeli bir ilişki yürütmelerine rağmen akşam yemeklerini birbirlerinden uzak durabilmek için odalarında yemeyi tercih ederler.

Gerçeküstücülerin villada bir araya geldikleri toplaşmalarda yemek kıtlığı su gibi akan içkiyle aşılır, BBC sayesinde savaşın gidişatı takip edilir ve çeşitli oyunlar oynanır. Herkesin içinde olduğu endişeli ruh halinden sıyrılmasına yardımcı olan oyunlardan biri Cinayet’tir. Katil’e, üzerinde Kurban’ın adı yazılı bir kâğıt verilir. Işıklar söndürülür. Herkes karanlıkta hareket ederken omzuna bir elin dokunduğunu hisseden kişi ufak bir çığlık atarak yere serilir. Işıklar yanar ve herkes olduğu yerde kalır. Sorgular başlar ve katil aranır.

Bir diğer oyun Zarif Kadavra’dır. Herkes elindeki kâğıda bir sıfat yazıp katlar. Kâğıt sağdaki kişiye verilir, o da bir isim yazar. Bir sonraki kişi fiil ekler ve böyle gider. Sonunda kâğıtlar açılarak ortaya çıkan cümleler yüksek sesle okunur. Gizli anlamlar, absürdlükler, tesadüfler üzerinde tartışılır. Gerçeküstücüler için bunlar hayranlıkla izlenen konulardır. Oyunun adı bu şekilde üretilen bir cümleden gelir: “Zarif kadavra taze şarabı içecek.”

Villanın müdavimleri arasındaki Romanyalı ressam Victor Brauner’in bir gözü yoktur. Gözünü kaybettiği olaydan önce Brauner resimlerindeki insanları ve hayvanları her zaman tek gözlü çizmektedir. Bir akşam Brauner ile bir başka gerçeküstücü Óscar Domínguez beraber içerken kavga etmeye başlar. Domínguez anlaşılmaz bir nedenle Brauner’in bir gözünü çıkarır! Gerçeküstücülere göre bu olay önceden kararlaştırılmış, kaçınılamayacak bir tesadüftür.

Elbette Nazi işbirlikçisi Vichy hükümetinin kontrolündeki bir şehirde villadaki hayat polisten tamamen uzak geçemez. Sık sık baskınlar yapılır, gözaltılar olur. Bir seferinde Vichy Cumhurbaşkanı Mareşal Pétain Fransa turuna çıkmıştır, Marsilya’da da büyük bir miting düzenleyecektir. Birkaç gün önce tren garından villaya gelen birisinin elindeki valiz kül yutmaz bir polis ajanının dikkatini çeker. Yıllar önce İngiltere Prensi’ne karşı girişilen bombalı suikastı hatırlayan polis alarm verir. Tren yolu yakınlarındaki villada yaşayan şaibeli tipler neden aynı şeyi Mareşal’e karşı denemesinler? Polis ekipleri villaya dalar, herkesi sorgular, odaları arar. Serge’in daktilosuyla tabancasına el koyarlar. Tam baskın ânında “Katil” lakaplı Raymond Couraud kapıda belirir. Hapisten yeni çıkmış ve sevgilisi Mary Jayne Gold’u görmeye gelmiştir. Ama valizinde 40 bin frank değerinde çalıntı posta çeki vardır! Komiserleri kadar cevval olmayan polis memurları çeşitli şekillerde oyalanırken Couraud çekleri merdiven başında duran bir Marc Chagall tablosunun arkasına gizlemeyi başarır. Villadaki herkes tutuklanarak Sinaïa gemisine götürülür. Pétain’in Marsilya’dan ayrıldığı güne kadar orada tutulur, sonra serbest bırakılırlar.

Amerikan Yardım Merkezi’nin Fry önderliğinde faaliyetlerini yürüttüğü kısa süre boyunca Nazi tehlikesinden kurtarılan kişilerin sayısı tam olarak bilinmiyor. Bazen İspanya-Portekiz, bazen de gemilerle Kuzey Afrika ya da Fransız kolonileri üzerinden özgürlüklerini kazanan bu aydınların sayısı iki binden fazla. Air-Bel Villası’na gelip gidenler arasında Vollner, Wifredo Lam, André Masson, René Char, Sylvain Itkine, Jacques Hérold gibi isimler var. Bu karamsar aylarda bir umut ışığı olarak tarihteki yerini alan villa bugün ayakta değil ama o günlerin izlerini kitaplarda, filmlerde, hatta sanal olarak o dönemi yeniden inşa eden sergilerde bulmak mümkün. 


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR