Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

30 Ekim 2020

Öykü

Hatıralar Burgacı

Emine Peker Şansal

Paylaş

0

0


Kertenkeleleri bile deliklerine mahkum eden yakıcı öğle güneşinin altında, kirli sarı kulakları kalkık, keçeleşmiş kuyruğu sallana sallana yiyecek bir şeyler arıyordu. Ayrı vatan sınırlarının altını dikenlerle çizen tel örgülere kadar ilerlemiş, yiyecek bir şeyler bulmaktan umudu kesmiş, gerisingeri dönüyordu. Fütursuzca yakan güneş ve açlığın verdiği bezginlik, sahibinin günden güne ondan bile uzaklaşıyor oluşundan daha çok canını acıtmıyordu. Bu birbirinin aynı günlerin devrilip ardı sıra akması Uzun Kulak’ı iyice huysuzlaştırmıştı.

Güneş yavaş yavaş bütün kızgın alevini kusmuş olmanın verdiği mutlulukla kendi köşesine çekilmeye başlamışken, evine dönebildi. Yorgun ayakları titrek, aç bedeni mecalsiz. Geldi gözleriyle aradı. Ne sıvası dökülmüş odada, ne yıllardır tencere kaynamayan mutfakta, ne de yamalı örtüsü dağınık bir somyadan ve bir kanadı kırık, üç beş parça paçavranın gelişi güzel atıldığı dolaptan mütevellit yatak odasında vardı sahibi. Yer yer kırık ve sıvası dökük merdivenden evin damına çıktı. İşte oradaydı. Uzamış sakalı, feri kaçmış gözleri, taktığı berenin altında görünmeyen ağarmış saçları ve tutmayan bacaklarıyla çökmüş taburesine, almış yaşanmışlıklarını koymuş yüreğine, sıkı sıkı kapatmış yeleğiyle, aman yiten umutları gibi yemesin zemheri soğuğunu diye. Derisinin bile kemikleştiği yorgun elleri, dik duran bastonunda mesafelere kenetli. Yine uzak uzak bir yerlere bakıyor, sanki arıyor. Buluyor. Bulduğuna üzülüyor. Ama tekrar kaybetmekte istemiyor. Ne tutabiliyor ne bırakabiliyor…

Gitti etrafında dolandı kokladı sahibini. Hacı yağı ve tükenmişlik kokuyordu. Yok yok belli o da bir şey yememişti. Zaten komşular getirirse yer, getirmezse yemezdi Maksut dede. Getirilenin çoğunu da kendisine veriyordu zaten. Uzun kulak kendisinden daha çok yaşasın isterdi çünkü. Yaşamak denen yemeğe daha doymamıştı Uzun Kulak. Ya Maksut dede, çoktan doymuş, tam elini ağzını silip kenara çekilmişti ki bütün hayatı çalkalanmış, geçmişini, geleceğini, ağzından burnundan kusmuştu yaşadığı lahzaya.

endisi gitmiş ama sıcağı bitmemiş güneşin batışını, sıcağın kesif barut kokusu yayan sisleri arasında izliyordu sahibi. Derin bir ah çekip, akı sarıya kaçmış gözleriyle yine uzakları kurcaladı sahibi. Sıcak bu yıl da zaten kurak olan bu toprakları hepten çoraklaştırmış, köyü acımasız bir yoksulluğa mahkûm etmişti. Ömrünün seksen iki yılını (askerlik hariç) bu köyde yazın kuru sıcağı, kışın amansız karıyla savaşarak geçirmişti Maksut Dede. Hep anlatır yaşanmışlıklarını, derinlerini, demlerini… Maksut Dedenin yoklukla, yoksullukla geçen evliliğinin ilk yıllarında çocukları olmadı. Çok sonra peş peşe bir kız, bir erkek çocukları oldu, şehirdeki doktorun verdiği tedaviyle. Dokuz  kilometrelik okul yolunu, biz cahil kaldık çocuklarımız kalmasın diye her gün götürüp getirdi Maksut Dede. Okuttu ama nereye kadar. Şehirdeki liseye ulaşım yok. Bitti çocuklarının okul hayatı. Kuraklık gibi, yokluk gibi, çaresizlik gibi, işsizlik de bu köydeki köylülerin boynuna dolanan, ucu geleceğin ipiltilerinde kaybolan apansız bir urgandı. Bunlar oğlunun dış ülkeye uzanan iş umutlarını renklendiren sebeplerdi aynı zamanda. Görmeyeli on iki yıl, haber alamayalı dokuz yıl olmuştu. Gelirse Seyfullah’ı aklına, yüreğine ucu çatallı özlem oklarının batması, gözlerinin uzak en uzakları didiklemesi bundandı.

Akşamın kızıllığı ıslak bir tül gibi örtünce köyün yalnızlığını, Maksut Dede düşüncelerinden sıyrıldı, Uzun Kuyruğun tüylerini baba şefkatiyle okşadı. “Taze bir abdest alayım, sonra sana yiyecek bir şeyler bulayım oğlum,” dedi. Yılların yorgunluğu belinde, bezginliği ayaklarında. Tabureden tam doğrulmuştu ki gömlek cebinden cüzdanı, havada yediği sapan taşıyla aniden yere çakılan bir kırlangıç gibi yere düştü. Biricik Esma’sı, iki belik buğday sarısı saçı, çilli yüzü, karşısındakine hep bir mutluluk zerk eden gülüşüyle poz vermiş, kendisine bakıyordu. Çöktü gerisingeri taburesine. Geçmişin zehirli dehlizlerinin, koyu acı birikintilerinde kapıldığı bu kaçıncı burgaçtı. Nar tanesinin, şehirden köye sık sık gelen serseri baytar çırağına kaçalı ve duyduğuna göre perişan ve pişman olalı beş yıl olmuştu bile. Sözcükler bağrında yandı yandı, çok sonra elle hissedilir bir kor topu halinde döküldü dudaklarından. “Yüreğimin yanık tarafı Esmam, hangi berrak sular beni avutur, hangi avuntular bir solukluk huzur verir zamanın yorgun tik taklarına. Peki ya bu benim evlat denen, kabuk tutmayan, irinli yarama hangi hekimin merhemi derman olur, hangi ağulu su keser bu benim çorak topraklara dönen yüreğimin müzmin susuzluğunu.” Gözlerinin derinliklerine mahkûm, kara kara hüzün bulutları, zamansız dürtülmüş sicim olup akmışlardı yine her yılın bir kırışık bıraktığı yaşlı yanaklarına. ”Ah ahhh Zekiyem, beni evlatsız bırakan bu zalım kader seni de bana çok gördü. Ölüm kuşunu bana yeğ tuttun, bıraktın beni bu topraklarda dünya ağrılarıyla, pusulasız.”

Derinlerden, “Maksut dede neredesin?” sesleri gelince sildi tortusu kalmış hatıralarını gözlerinden elinin tersiyle. “Buradayım,” dedi ama yılların ve yaşanmışlıkların yorgunu sessini kendisi bile zor işitti. Neyse ki Uzun Kulak havlayınca ses onlara doğru yöneldi. Gelen köyün çetin şartlarına dayanmakta inat eden birkaç ailesinden birinin genç oğlu Faruk’ tu, elinde bir sini yemekle.

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Sinemada ilk edebiyat uyarlamasıOggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Oggito

23 Ocak 2025

Ankara’nın Keşfedilmeyi Bekleyen Doğal..

Ankara, tarihi ve kültürel zenginlikleriyle tanınsa da, doğal güzellikleriyle de dikkat çeken bir şehir. Eşsiz doğa harikalarını keşfetmek için plan yapmaya başlamadan önce bir Ankara uçak bileti alarak bu keyifli rotayı belirleyebilirsiniz. Ayrıca ..

Devamı..

Tetris Oynamak İstemiyorum

Aysun Korkmaz

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024