Kuzeyde Bir Yaz, her yaştan okurun yürüyebileceği anlamlı bir yola davet ediyor. Hayat kadar gerçek bir yol: “Bırakın da meyveleri dalından ben koparayım, söz, dikeni batarsa çok ağlamam, bırakın tekneyi ben süreyim, siz elimi fırtınada tutun.”
Farkında olmasak da hepimiz hikâyeler yazarız. En çok da çevremizdekilerle kendi yaşantımızı paylaşırken… İyice hızlanan dünyamızda durup da anılarımızı paylaşmaya zamanımız kalıyor mu, emin değilim ama bunu çocukken sık sık yaptığımızı hatırlıyorum. Özellikle de tatil dönüşlerinde, okul sıralarında… Hepimiz bir araya toplaşır, hem tatilde olup biteni birbirimizle paylaşır hem de içten içe en güzel tatili kendimizin yaşadığını kanıtlamak isterdik. Günışığı Kitaplığı’nın yayımladığı, Alman yazar Kirsten Boie’nin Türkçedeki son romanı Kuzeyde Bir Yaz da o zamanların hissini hatırlatıyor. Boie’nin, başkahramanı Martha’nın gözündenmişçesine yazdığı, çocuksu ve eğlenceli üslubuyla, çok çeşitli temalarıyla dikkati çeken bu hikâyesi sayesinde sanki tekrar okul sıralarındayız… Sanki cebimizde yeni hikâyelerle tatilden henüz dönmüşüz.
Kitapta, üç kardeşin, uzun süredir görüşmedikleri anneannelerinin yanında, bir köyde geçirdikleri zorunlu tatil ve bu tatilin hayatlarını nasıl değiştirdiği anlatılıyor. İlk bakışta renkli ve özgün bir karakter havuzu bizi karşılıyor. Hikâyenin merkezindeki Martha'yı, kardeşlerini ve anneanne Inge’yi tanımakla kalmayıp, kasaba ve köy sakinlerinin hayatlarına da misafir oluyoruz. Tıpkı gerçek hayatta olduğu gibi her ayrıntı ve karakter ayrı önem taşıyor.
Kardeşlerin şehirdeki hayatlarından farklı bir düzene ayak uydurmaları zaman alıyor. Hayatın tektip yaşanmak zorunda olmaması gibi yeni hayatlarının getirdiği yenilikler kardeşler üzerinde şaşırtıcı bir etki yaratıyor. Yeni insanlar, tanışmalar, bu tanışmalardan çıkan farklı bakış açıları, yaşam biçimleri… Her biri hayatlarında yeni pencereler açarken onları yeni sorgulamalara yöneltiyor. “Zorunlu” gelinen bu tatil keşiflere ve yeni heyecanlara gebe… Romanın sürprizlerini kaçırmadan en dikkati çeken noktalarından birine bakalım.
Kirsten Boie’nin başkahramanlarından birine özellikle değinmek istiyorum. Anneanne Inge. Gerek kurguda gerek romanın damakta bıraktığı tatta onun payı çok büyük. “Bu roman neden her yaştan okur tarafından okunmalı?” sorusunun cevabı da Inge’nin heybesinde gizli…
Özellikle şehir hayatında, çeşitli gerekçelerle çocuklara ve gençlere yöneltilen “Sen yapamazsın. Sen dur, ben yapayım,” tarzı cümlelere sık sık şahit oluyoruz. Nice kötü sürprizle dolu şehir hayatında “koruma” gerekçesi elbette kabul edilebilir. Öte yandan, çocuklara erken yaşta sorumluluk vermeyen ebeveynler, çocuklarının büyüdükçe neden sorumluluk almadıklarından yakınabiliyor. Dahası, bunun olası sonuçları çocukları da ebeveynleri de etkileyecek davranış problemlerine, sorunlara yol açabiliyor. Örneğin, çocukluğunda odasının temizliği ve düzeni için bile sorumluluk verilmeyen birinden, gençliğinde ya da yetişkinliğinde “örnek birey” olmasını beklemek ne kadar doğru? “Zamane gençlerini hiç anlamıyorum!” diyen yetişkinlerin bu “sorumluluk” konusu başta olmak üzere düşünmesi gereken o kadar çok şey var ki…
Inge’yi diğer yetişkinlerden ayıran, tam da bu özelliği… Inge’nin sıradan bir anneanne olmadığını daha ilk karşılaşmada, hem okur hem de torunları anlayıveriyor. Inge, tanıdık anneanne profilinden farklı bir profil çiziyor. Torunlarına kıyamamazlık etmiyor ve bir sürü iş yaptırıyor, kendi yumurtalarını toplatmak da dahil! Çocukların özgüven kazanmasının kaç tane “aferin” aldıklarına bağlı olmadığını gösteren Inge ilginç bir şeyin daha altını çiziyor: Yaşamın içinde birer rolümüzün olması çok da ödüllendirilmesi gereken bir şey değil, hayatın ta kendisi! Inge’nin çocuklara güvenen tavrı ve alınan sorumluluk, bu zorunlu tatili keşiflerle ve sürprizlerle dolduruyor. Çocukları doğanın lezzetleriyle, canlılarla, dayanışma gibi duygularla buluşturuyor. Bu buluşmalar, daha önce düşünmedikleri bazı gerçeklerle yüzleşmelerini sağlıyor, “Benim nuggetım bir zamanlar yaşayan bir tavuktu!” gibi…
Kuzeyde Bir Yaz, her yaştan okurun yürüyebileceği anlamlı bir yola davet ediyor. Hayat kadar gerçek bir yol: “Bırakın da meyveleri dalından ben koparayım, söz, dikeni batarsa çok ağlamam, bırakın tekneyi ben süreyim, siz elimi fırtınada tutun.”






