“Aşk, kendinden başka bir şeyin gerçek olması fikrinin son derece zor idrakidir.”
Şair Robert Graves aşkı “karşınızdaki kişinin doğruluk ve gerçekliğini tanıyınca iki tarafın da ışık saçması” şeklinde tanımlar. Tom Stoppard ise “birbirinizi bilmek… benliğin, karşınızdakinin gerçek kişiliğinin, maske çıkartıldığında karşınıza çıkan kişinin bilgisi” olarak tanımlar. Bu maskelerden arınmış gerçeklik, Romantiklerin bize miras bıraktığı en tehlikeli kurgunun (sevgililerin benliklerinin birleştiği, birbirini tanımaktansa birbirini tamamlama üzerine kurulu bir aşk modeli) panzehiridir.
“Ötekinin ötekiliğini” böylesine güzel bir şekilde tanımak, aşkın temelini oluşturur, benlikler arasında köprü kurmayı değil, özden uzaklaşmayı gerektirir. Tarihteki hemen hemen her dinî gelenek, mistik ve bilime aykırı yönlerinden sıyrıldığında, merkezinde bir sevgi etiği bulundurur. Aynı zamanda Batı’daki neredeyse tüm geleneklerin merkezinde aşkın anlamının çarpıtılması tehlikesini görürüz.

Altın Kural adı verilen bu şey, kişinin gerçekliğini kendi arzularıyla karıştırmasına denir. Tek gerçekliğin bu olduğunu savunur ve diğer kişinin isteklerini görmezden gelir. Kendi isteklerini evrensel kabul etme hastalığının çaresi, dünya üzerinde birçok farklı istek, güzellik anlayışı ve fikre sahip olan kişilerin yaşadığını kendine hatırlatmaktır. Sonsuz ihtimalleri içeren diğer dünyaların en güzel örneklerine sanatta şahit oluruz. Ne de olsa “empati” kelimesi, kişinin benliğine bir sanat eserinde hayat vermesinden gelir. Sıra dışı filozof ve romancı Iris Murdoch’un bahsi geçen konuya dair düşüncelerini ilk olarak 1959'da Chicago Review'da yayınlanan “Yüce ve İyi” başlıklı bir denemede irdeledi. Geliştirdiği düşünceler daha sonra Varoluşçular ve Mistikler: Felsefe ve Edebiyat Üzerine Yazılar adlı kitabına dâhil edildi.
“Sanat ve ahlak birdir. Özleri aynıdır. İkisinin özü de aşktır. Aşk ise bireylerin algısıdır. Kendinden başka bir şeyin gerçek olması fikrinin son derece zor idrakidir. Dolayısıyla sanat ve ahlak, gerçeğin keşfidir.”
“Sanatın ve ahlakın düşmanları ile aşkın düşmanları aynıdır: gelenekler ve nevroz. Kişi ‘bireyi’ görmekte başarısız olabilir. Çünkü biz, benliklerimizi ve tepkilerimizi belirlemesine izin verdiğimiz toplumun içine batmış durumdayız. Bireyi bulamamamız, kendi gerçeklik ve bağımsızlığımızı kavrayamadan onları birer rüya nesnesi hâline getirip kendi hayal dünyamıza hapsolmamızdan da kaynaklanıyor olabilir. Fantezi, sanatın ve gerçek hayal gücünün düşmanıdır. Kişinin kendi benliğini aşması, fantezi ve geleneklerden sıyrılması… çok sevindirici. Ve normalde yapmadığımız şekilde, düzgünce kullandığımızda oldukça acı verici.”
Çeviren: Aslı İdil Kaynar
(Marginalian)






