Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

14 Ağustos 2017

Öykü

Işıl Bayraktar • Bin Yıllık Öykü

Oggito

Paylaş

34

0


“Haydi ama,” dedi öykü, “kalk artık, rüya görmeyi bırak!” “Ben rüyalarından daha gerçeğim.” Hâlâ rüyadaydım. Biliyordum. Onun benimle konuşması hoşuma gitmiş ama tuhaf gelmişti bir yandan da. Öte yandan zaten rüyama girmese de günlük hayatımın içinde hep benimle konuştuğunu da daha fazla kendimden saklamama gerek olmadığını biliyordum. Omzumun kıyısından bana bakıyor ve ben sınıftaki diğer öğrencileri incelerken öykü, ordan, omzumun kıyısından not almaya çalıştığım sözcüklerin kâğıdını buruşturuyor ve sonra kâıttan bir uçak yapıp sunum yapan çocuğun üstüne doğru fırlatıyordu. Bütün başlar sınıfın arka sıralarında oturan bana yöneliyor, bense bu eylemin benim tarafımdan gerçekleştirilmediğini belirtmek istercesine omzuma doğru bakıyor ve “gerçekten ben değilim o” demek istiyordum. Ama bunu yaptığım zaman, kendimden başka bir de öyküyü taşıdığımı anlayacaklar ve sonra bütün dünyadan sakladığım bu sırrım ortaya çıkacak, bu kez bana fısıldananları ortaya dökmek zorunda kalacağım ya da ne söylesem ciddiye almayacaklar diye endişeleniyor ve omzuma bakmaktan vazgeçiyordum. Ben bakışımı geri aldığımda, sunum yapan çocuğun yanına doğru giden o uçak beyaz kanatlarını toparlıyor, gerisingeri masama dönüyor, yeniden açık beyaz bir kâğıda dönüşüyor ve kalemime bakıyor oluyordu. Kalemime kalemime sürtünmeye kalkıyordu orda. Gözümün önünde flört ediyordu kalemle ve öykü bu kez omzumdan kahkahalar atmaya başlıyordu. “Benden kaçmana gerek yok gerçekten, zaten üç kulağınla dinlediğin sunumun çok da bir anlamı yok öyle değil mi? Üstelik bana kulaklarını tıkadığında karın ağrısıyla yaşadığını da biliyorum, çok ama çok ağrıyor karnın bir gün sana uğramazsam, ağrıdan delirecek gibi oluyorsun, haydi ama saklama bunu benden, sana yardım etmeme izin versene!” diye sesleniyordu. Çığlık çığlığa bağırmaya başlayan öykünün sesi sınıftan duyulacak diye ödüm kopuyordu. Ama şimdilik bana bakan yoktu. Kimsenin ilgilenmediğini görünce sesini yükseltiyor, yetmiyor sınıftaki diğer öğrencilerin omuzlarına konuyor, ordan topladığı fısıltıları bana getiriyordu. “Bak,” demişti bir keresinde, “şu en öndeki çocuk var ya, akşam yemeğinde yapacağı salatanın içindeki malzemelerin satıldığı markette şimdi. Sunumu yapan çocuk ise uykusunda, yatağında. Neden öyle yavaş konuşuyor sanıyorsun? Aslında uykusunda konuşuyor.” Sonra kapıyı açtı öykü, içeri dolan rüzgâr dalgalandırdı onu, şimdi sınıfın tepesine konmuş, ordan bana sözcükler fırlatıyordu. Turuncu saçlı çocuğun saçlarını boyadığı kuaförle konuşmaları satırlarıma geçiyor, kuaför ona saçlarını kaç senedir hep turuncuya boyattığını, bu sene bir değişiklik yapmak isteyip istemediğini soruyordu. Çocuk ise kuaför salonundaki diğer müşterilerin saçlarına şöyle bir baktıktan sonra yeniden kuaföre bakıyor, “Yok böyle iyi bence, devam edeyim bu renge ben,” diye cevap veriyordu. Turuncu saçlı çocuk saçlarıyla oynarken öykü, oynadığı kalemimin ucundaki kuaförden sesleniyordu bana. “Gelsene buraya, senin de saçlarını boyatalım. Rengi atmış saçlarının.” “Yapma Allah aşkına,” diyordum öyküye, “in ordan!” “Nereye gideyim peki ama? Rüyana girsem, uykunla sınırlı kalacağım, içmeyecektin o enerji içeceklerini. Enerji içeceği sana mı iyi geliyor sadece, bak ben de şen şakrağım işte senin gibi! Şen ve şakrak, şen ve şakrak!” Sonra yeniden bir kahkaha daha savuruyor ve sunumun yapıldığı ekrana düşürüyordu yüzünü. Yüzünün aldığı biçim, komik mi komikti. Genç mi genç, yaşlı mı yaşlıydı aynı zamanda. Kırışıklıklarını yüzünde taşırken, birdenbire gülümsüyor ve o gülümseyişiyle bin yıl gençleşiyor, yeniden doğuyordu. Sahi kaç yıllık bir öykü taşıyordum içimde? Yaşım kadar mıydı? Yaşımdan büyük olmalıydı, ona bin yıllık bir öykü diyorsam ben. Hoş, ben bin yaşında da olabilirdim. Öyküyle yaşadığımız çağ, bu çağ değildi ki. Üstelik o benim omzuma sadece bu sınıfta konmuyordu ki, nereye gitsem yanımdaydı. Zaten bir gün bana şunları söylemişti: “Sen doğduğunda kulağına fısıldandım, uzun yollardan gelip de doğumuna tanıklık etmek için sizin evinizde konaklayan bir nine tarafından. Etrafındaki kadınlar, O nine, doğum kurallarını bilir, eski-yeni yöntemlerden ne biliyorsa paylaşır, diye sözü ona verdiler ve o avuç içlerinde sakladığı yol izlerinden fışkıran öykülerin sözcüklerinden omzunda beni yarattı. Sonra annene dönüp seslendi: Sürekli kendi kendine konuşan bir çocuk olacak, ama merak etmeyin, sağlıklı olacak. Sen ağlamakla meşguldün, o yüzden de duymadın bu sesleri ama ben o nineden verilen bir emanet olarak yaşıyorum hâlâ sende. Ve biliyor musun, ninenin yol izleri çakılıp kaldı mı birine, gitmezmiş. Bunu nine söyledi bana o gün. Hoş, ben de gözlerimi yeni açmış mini minnacık bir öyküydüm ve ilk yazdığım da senin doğumundu. Yani her şey benim için de çok yeniydi. Ama yine de, senden gitmemem gerektiğini o gün o minikliğimle bile olsa anlamıştım. Sonra ne mi oldu? Sonra sevdim seni, şapşal adımlarını çok sevdim. Üstelik sen böyle 'hayat bu mu?' diye diye yollarda gidip gelirken, sana 'olur mu hiç, benden yana baksana' demeyi daha da çok sevdim. Ve benden yana baktığında gördüklerinde verdiğin tepkileri. Bazen 'neee' diye haykırışlarını, bazen de 'aman be öykü bir âlemsin' demelerini. Âlem miyim bilmem ama seni eğlendirmeyi seviyorum işte. Bazen de küstürüyorum seni, canını acıtıyorum. Bazen çok sert oluyormuşum da sana zor anlar yaşatıyormuşum. Hatırlıyor musun bana bunları söylediğin zamanları? İyi ama seni oracıkta bıraksam, öylece omzundan çekilip gitsem, çırılçıplak kalmayacak mısın? Böyle ekmeksiz, susuz bırakılmış gibi yapayalnız, düşsüz, sırsız, rüyasız, anlamsız, yetim, çaresiz kalmayacak mısın?” Ona kızmayı kesmiştim sahiden de. Omzumda gezinen öykümü aldım, elimdeki kağıttan ona bir çiçek yaptım, tam verecektim ki, öğretmen seslendi arkalara doğru: “Sen ne düşünüyorsun?” Öykü omzuma vurdu şap şap diye. “Cevap ver önce, sonra cevabını masama yatıracağım.” Cevabımın onun masasında olacağını bilmek dikleştirdi omuzlarımı. Omuzlarım dikleşince öykü de daha cesaretlendirici bakmaya başladı bana bir kez daha, “Hadi,” diye. Sonra susmamışım, saatlerce konuşmuşum.
YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Art Nouveau Eserlerinin Vazgeçilmezi Ç..Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Toprak Işık

14 Mayıs 2025

Anlam Kazandırmak ya da Anlamsızlığa K..

İnsanlar yüzlerce yıldır hayatlarına anlam katma arayışı içindeler. İsviçreli yazar Peter Stamm’ın, Gece Mavisi Bir Saatte adlı eserini Ufuk Tonka Türkçeleştirmiş ve Tudem markası altında yer alan Delidolu Yayınları ülkemiz okuru i..

Devamı..

Ölümle Randevumuz Var

Cüneyt Ayral

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024