İnsan, yaşadığı dünyaya konumlandırma çabasındadır varlığını. “Kim” olduğumuz sorusu tarihin en eski zamanlarından beri zihnin temel arayışlarından olmuştur. Bu soruya mitololi başta olmak üzere tarih, felsefe, psikoloji, sanat gibi farklı alanların dili ile cevaplar verilmeye çalışılmış ancak hiçbir cevap tek başına yeterli olmamıştır. İnsanın kimliğiyle birlikte fiziksel, zihinsel ve ruhsal dönüşümleri de incelenmeye değer konulardır. Bu noktada edebiyatta metinlerarasılık kavramının çok sıkça yer bulması aslında diğer sanat alanlarıyla bütünlük oluşturacak şekilde dönüşümlerin en açık izleneceği yollardan birisinin resim sanatıyla ilgili olduğunu da hatırlatıyor. Özellikle Sanatçı M.C. Escher’in resim sanatında sıklıkla yer verdiği “Metamorfoz”u sadece doğa ile sınırlı olmayan bir dönüşüm dünyası yaratırken figür yüzey diyaloğunu çarpıcı şekilde vurgulamaktadır.
Fransız varoluşçu filozof Gabriel Marcel’e göre, modern toplumlarda insan, yerine getirdiği fonksiyon ile özdeştirilir. İnsanın değeri, ürettiğiyle eşdeğer görülmekte ve onun insan olarak ontolojik anlamı göz ardı edilmektedir. Bu noktada var olma arayışının karşılık bulamaması ya da sonuçlanmaması “yabancılaşma” kavramını ortaya çıkarmaktadır. Dünya edebiyatında da kimlik bunalımı ve yabancılaşma gibi konular geniş yer tutmuş, insanın anlam arayışına yazarların perspektifiyle yeni bakış açıları eklenmiştir.

Toplumun bütününü oluşturan parçalarının her birinin öteki/yabancı olarak karşımıza çıkışı “makineye dönüşen” insan profilini meydana getiriyor. Bu profil, yayımlandığı andan itibaren dünya edebiyatını sarsan “Dönüşüm” kitabında çarpıcı şekilde karşımıza çıkıyor. Franz Kafka’nın Dönüşüm kitabının bir bölümünde geçen: “Nasıl da güç bir mesleği seçmişim kendime. Her gün yoldayım. Bütün bunlar bürodaki asıl işlerden daha yorucu, üstelik bunlar yetmiyormuş gibi bir de yolculuğun çilesi, aktarma trenlerinin stresi, düzensiz kötü yemekler, sürekli değişen, hiç kalıcı ve samimi olmayan insan ilişkileri. Şeytan görsün hepsinin yüzünü.” ifadeleri bireyler arasındaki mesafenin/yabancılaşmasının derinliğine ve arzulanmayan yolculukların sıkıntılı süreçlerine işaret ediyor. Gregor Samsa üzerinden gelişen hikâye, yabancılaşmanın yanı sıra aile içindeki iletişimsizliğin dışlanma kavramına yansıması olarak da karşımıza çıkıyor.
Dicle Üniversitesi Eğitim Fakültesi Güzel Sanatlar Eğitimi Bölümü Resim öğretmenliği Anasat Resim atölyesi kapsamında öğrenciler bu minvalde Gregor Samsa’nın dünyasındaki anlam arayışına ortak oluyorlar. Öğrenciler, kendi derinliklerine yaptıkları yolculuğu “böceğe dönüşme”nin ötesinde tuvallerine taşıdılar. Dr. Öğr. Üyesi Berivan Ekinci'nin küratörlüğünde “Metamorfoz” adı ile hazırlanan sergi Diyarbakır Tanıtım Vakfı “Ditav” bünyesinde sanatseverlere sunuldu. Metamorfoz sergisinde, 33 öğrencinin 33 tuvalinden oluşan yağlı boya resimleri, Süryani Kızlar Mektebi’nde izleyiciyle buluştu. Kültür ve sanat mekânına dönüştürülmüş olan Süryani Kızlar Mektebi’nin tarihi dokusunu, Kafka’nın dönüşüm kitabından hareketle üretilen resimlerle bir araya getiren Metamorfoz sergisi geçmiş, bugün ve geleceğe dair dönüşümlerin sanatsal formları ile bir arada sundu.
Sanatsal formların değişimi ve dönüşümü sergileyen eserlerin, tarihin derin izlerini taşıyan mekânla birleşmesi izleyicilerde farklı duygulanımlar yarattı. Mekâna giren insanın ilk hali ile oradan ayrılırken biriktirdikleri aynı değildir. Çünkü mekânın eşiğinden geçen insan, farkındalığını artırmış ve hayata, edindiği yeni izlenimlerle bakmaya başlamıştır. Yaratıma katılmak, estetiğin sonsuz uzamına dâhil olmak için boşluklarını sanat eserleriyle anlamlı kılan her mekân yeni bir deneyim ve keşif yolculuğudur.
Sanat ve mekân, yaratıcı ifade biçiminin birbirini besleyerek biçimlendiği mekânlar gözlemcisine ulaşabilmenin anlamlı yollarını oluştururken, sanat ve sanatçının ürettiği eser kendi sınırlarının dışına çıkmayı başarır. Hatta mekânın kendisi bir sanat eserine dönüşebilir. Mekân, sanatçı-toplum arasında bir köprü olmaktan çok sanatın kendisi haline gelebilmektedir. Bu bağlamda Süryani Kızlar Mektebinin tarihi kültürle, sanatı toplumla buluşturan bir ortam sağladığı söylenebilir.
Metamorfoz sergisi, Franz Kafka’nın Dönüşüm kitabını referans almaktadır. Ancak sergi oldukça renkli yaklaşımların bileşimini yansıtmakla dikkate değer bir ortam yaratmıştır. Sergide günümüz dünyasının bir göstergeye/tasarımına dönüşen mimari, yapay zekâ, organik ve mekaniğin sentezi (syborg), gen mühendislikleri ve sanal dünyanın bireyin dönüşümüne olan etkileri bir araya getirilmiştir.
Küratör Berivan Ekinci, sergiyi “canlı ve nesnel olanın metamorfozuna yönelik üretimler” şeklinde özetlemiştir. Bununla birlikte serginin günümüz dünyasının seyrini belirleyen insanın doğadan ve imgesinden kopup yabancılaşmasını, makineleşen ve elektronik hayaller kuran farklı bir kurmacanın metamorfozlarını görünür kıldığını belirten Ekinci; modernliğin farklı parametrelerinin insanı etkisi altına aldığını vurgulamak istemiştir.
Ekonomik faaliyetlerin sosyolojik yönüyle ilgilenen Max Weber, kapitalist sistemde insanların duygusallıklarından uzaklaştırılarak katı/boşluksuz bir varlığa dönüştürüldüğünü iddia etmektedir. Bu yönüyle birey ekonomi endeksli bir hayatta ancak üretimin herhangi bir parçası halinde önemli olduğunu algılayabilmekte, dolayısıyla şahsiliğini yitirerek insanî değerlerde dönüşümler yaşamaktadır.
Sıradan insanın ya da temel ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla çalışan insanın yaşamı; çalıştığı kurumun/alanın formatını kazanan bir olguya dönüşmektedir. Bu dönüşümlerin parçası olan birey ise disipliner gücün gündelik yaşamın her alanına sızdığını fark ediyor. Metamorfoz adlı sergide çalışması olan bazı öğrenciler aynı zamanda çeşitli işletmelerde çalışma hayatına dâhil olmuşlardır. Bu öğrencilerin tablolarına aktardıkları her ögede mevcut iktidarların gölgesi ve yaşamın zorlu süreçlerinin bıraktığı izler hissediliyor.
Güzel Sanatlar Eğitimi Bölümü Resim Öğretmenliği lisans 2. sınıf Anasanat Resim öğrencilerinin atölye çalışmalarını toplumla buluşturan “Metamorfoz” tuvalleri, DİTAV’ın Kültür ve Sanat Evi’nin tarihi Diyarbakır evlerinin özelliklerinden olan depo veya kiler olarak kullanılan karanlık ve derin odasında sergilendi. Süryani Kızlar Mektebinin yok oluşa terkedilen yapısının onarılmasıyla gerçek anlamına dönüşümünün “Metamorfoz” sergisiyle bütünleşmesi ayrı bir derinlik kazandırdı etkinliğe. Üstte eyvanı, avlusu, avlunun ortasında ağacı, odaları ve bodrumda ise killer ile “Diyarbakır Tanıtım Evi”nin tarihi, kültürel gücünü tuvaller üzerinde belirgin okuyabilir izleyiciler. DİTAV’dan sonra Diyarbakır Arkeoloji Müzesinde de sanatseverlerle buluşmaya devam ediyor.
Dönüşümlerine renkli bir dünyada tanıklık etmek isteyenlere…











